Bozulmamış Avrupalı: Letonya

     Letonya, Baltıklar’ın İsviçre’si olarak anılıyor. Yer yer deniz seviyesinin altında bulunan topraklara da sahip. Tüketim hırsımızla paralel olarak artan küresel ısınma sonucu denizler yükselince bu ülkede de ciddi sorunlar yaşanacak gibi görünüyor.

     Teton Şövalyeleri, Letonya’da tam 300 yıl kalmış. Tarih bilgimizi tazeleyelim: Haçlı seferleri sırasında yaralılara yardım etmek üzere kurulan “Şövalyeler Birliği”,  sefer sonrası hem zengin ve ünlü olmuşlar hem de savaş sanatını iyice öğrenmişler. Şövalyeler Kıbrıs’a, daha sonra Rodos’a ve nihayet Malta’ya yerleşerek Osmanlı ordusuna kök söktürüp Avrupa’da isim yaptılar. Büyük Türk deniz kahramanı Turgut Reis de Malta kuşatması sırasında vuruldu.

     Şövalyelerin bir bölümü ise Polonya’da Marienburg Kenti’ne yerleşirler. Onlara Kuzey Avrupa’da Hristiyanlığı yayma görevi verildi. Beyaz pelerin üzerine siyah haçlı kıyafetleri ile tanınan Teton Şövalyeleri gittikçe daha acımasız olmuşlar. Sonunda komşu ülke orduları güçlerini birleştirip bu sınır tanımayan şövalyelere “Artık Yeter!” demişler!..

     Letonlar 1201 yılından itibaren 400 yıl Alman, 100 yıl İsveç, 1944’ten itibaren de 50 yıl Sovyet ve 40 yıl Polonya işgalinde kalmışlar. Nüfusun yüzde 40’ı Protestan, yüzde 20’si Katolik, yüzde 20’si ise Ortodoks’tur.

     Letonya, İsveç ve Almanya’nın yıllar süren yardımları ve yatırımları sayesinde ekonomisini ayakta tuttu. Ülkede toplam nüfusun içinde Rusların oranı yüzde 34’e ulaşıyor bu yüzden de Rusça yaygın olarak kullanılıyor. Ancak bugün Letonlar çocuklarına Rusça, Ruslar da çocuklarına Letonca öğretilmesini istemiyorlar!

Canlı Bir Ortaçağ Kenti: Riga

     Riga hemen hemen her Avrupa kenti bir nehir kenarında kurulmuştur. Bu başkentin sevgilisi ise Dougava Nehri. Beyaz Rusya’da doğup 1000 kilometre sonra Letonya’da Baltık Denizi’ne dökülüyor.

     Riga, kentle aynı adı taşıyan Riga Körfezi’nden 15 kilometre içeride kurulmuş, Baltık Denizi’nin en önemli limanı olmasından dolayı da hızla gelişmiş. Riga Limanı’ndan bir feribota binip 5 saat sonra kendinizi Stockholm’da bulabilirsiniz.

     Stalin’in “Doğum Günü Pastası” olarak anılan, beşi Moskova’da ve bir tanesi Varşova’da olan o meşhur taş binalarından biri de Riga’da. Bu bina “Bilim Akademisi”ne ev sahipliği yapıyor.

     Riga’nın eski kentinde dolaşıyorum. Önümde elinde üç yıldız taşıyan özgürlüğü temsil eden ünlü “Bayan Milda Heykeli” duruyor. Üç yıldız Letonya’nın o dönemdeki üç bölgesini temsil ediyor. Kurzeme, Vidzeme ve Latgale.

     1211 yapımı Dome Katedrali ise Roma, Gotik, Barok ve Klasik stillerin bir karışımı. Rengârenk vitrayları ve büyük orgu ile tanınıyor.

     Bir kahvede oturup gelip geçen insanları dikkatle inceliyorum. Uzun saçlı, kuzeyli yüz hatları önümden sıra ile geçiyor, kırmızı file eldivenli, sedef düğmeli, sarı şapkalı bir kadın teypten yükselen müzik ile bebek gibi dans ediyor. Genç bir çocuk kararsız, şaşkın bir ifade ile etrafına bakıyor. Gözlerinde heyecanın derinliği var. Sanki zamanı yavaşlatıyor.

Bremenli bir papazın kurduğu kilisenin önüne Bremen’in üst üste sıralanmış dört kafadarının o ünlü heykelini koymuşlar. St. Peters Kilisesi, Riga Sinagogu, Aldenis Binası, Üç Biraderlerin Evi, Pazar Meydanı Riga’da sizi bekliyor.

     Riga’nın yüzde 40’ı Arnuva (Jugendstil) mimarî tarzında inşa edilmiş. Pencere altlarındaki bitki ve çiçek motifleri, süslü merdiven sahanlıkları, çatılarında gizli hayvan figürleri ve süslemeli kolonlar dikkati çekiyor.

     St. Petersburg Kilisesi, Riga Kalesi ve eski İsveç kışlası ile tipik evleri de görülmeye değer. Hele Alberta ve Elizabates Sokakları’nda yan yana dizilmiş, birbirinden güzel Arnuva Binaları! Bunların mimarı da oldukça ünlü bir isim. Bütün zamanların en iyi filmi seçilen “Potemkin Zırhlısı” filminin yönetmeni, Rus Sergey M. Eisenstein’in babası “Mikail.”

     Ulusal içkisi bitkisel kökenli bir likör, adı: Black Balsam. 24 farklı baharat içeriyor. Bira veya votka ile karıştırıp da yudumlamak mümkünmüş. Rus Çariçesi Katherina’nın Black Balsam sayesinde iyileştiği söylenir. Gezgin, aslında farklı tatları sever!

     Riga, gece hayatını nefes nefese yaşayan bir şehir. Gece kulüpleri, kafejinicas’lar (kahveler), barları, gazinoları, oyun salonları, internet kafeleri, İtalyan Lokantaları, İrlanda Pubları, hatta seks şovları ve eşcinsel kulüpleri ile…

     Riga sokaklarında Aldanis Birası’nı yudumlarken, bir elini de kız arkadaşının omzuna atmış çok sayıda kafası dumanlı sarışın öğrenci görebilirsiniz.

     Riga’nın ana bulvarı sık sık ad değiştirmiş. Gezginler şehirlerin, sokakların, barların isim değiştirmesinden pek hoşlanmazlar. On sene sonra da o kente geldiğinde anılarını yeniden bulmak, hatırlamak ister. Evet, bu caddenin de başına gelmedik kalmamış. Önce Alexandre (Bir Rus Çarı) Bulvarı, sonra “Hitler Bulvarı” ve daha sonra “Stalin Bulvarı” olmuş. Bugün ise adı “Hürriyet Bulvarı”!

     Riga’da çok sayıda kilise ve katedral kulesi görüyoruz. Önce Katolik olan Letonya, Almanya ve İsveç’in etkisi ile daha sonra Protestan mezhebini kabul etmiş.

     Riga’da bir kilisenin kulesini bitiren mimar, elinde bir şampanya şişesi ile kulenin en üstüne çıkar ve şişeyi aşağıya bırakırmış. Şişe kaç parçaya ayrılırsa, kule o kadar yıl ayakta kalacak anlamına gelirmiş. Bir defasında mimarın şişesi hiç kırılmamış ve kule gerçekten ertesi yıl depremde yıkılıvermiş!

     Şehir turunda Letonya Üniversitesi’nin kapısının önünden geçiyoruz. İri rehberimiz habire anlatıyor: Öğrenciler daima yan basamaklardan çıkarlarmış; çünkü ön cephedeki basamakları kullanırlarsa kötü not alacaklarına inanırlarmış. Ön yüzdeki basamak ne hikmetse hep hocalara kalıyor olmalı !

     Baltık Kıyısı’nın en kozmopolitik, en kalabalık kenti Riga’nın merkezinde, gotik stilinde, süslü püslü bir bina var, adı da bir tuhaf: “Kara Kafalının Evi”. Bu malikâne, bekâr yabancı tüccarların konukevi olarak 1344 yılında yapılmış. Peki “Kara Kafa” nereden çıktı, diyeceksiniz. Efendim, bekâr yabancı tüccarların azizi, bir zenci imiş. Bu bina Riga’nın 800. kuruluş yıl dönümünde, yani 2001 yılında restore edilerek tekrar açılmış. Zaten binanın içinde “Yıkılırsam, beni bir daha yapın.” diye bir ibare yer alıyormuş.

     Hansa Alman Ticaret Birliği’nin, Riga’da da bir merkezi var. Estonyalı zengin bir hanım da bu birliğe ısrarla üye olmak ister. Hansa üyeleri önce “Zengin olduğunu ispatla!” derler. Kadıncağız tam Hansa Binası’nın karşısına, aynı büyüklükte güzel bir bina yaptırır,  ardından tekrar Hansa’nın kapısını çalar. Ancak, yeni bir “bahane” bulup kadıncağızı bir türlü bu birliğe almak istemezler. O da evinin çatısına, Hansa Binası’na bakan kızgın bir kedi heykeli koydurur. “Damdaki Kızgın Kedi”!

Kısa Kısa Letonya

  • Letonya Avrupa Birliği’ne 2004 yılında girdi. Genç Letonlar hemen çalışmak için İngiltere ve İrlanda’yı seçti.
  • Bu coğrafyada nem olmadığı için kışın soğuk hissedilmiyor.
  • Riga eski şehri 1997 yılında Dünya Miras Listesi’ne katıldı.
  • Leton dilinde erkek isimleri hep “S” harfi ile biter.
  • “Opera Binası’nın” başkentliler için özel bir önemi vardır. Halk savaş sonrası para          toplayıp ilk önce opera binalarını tamamladılar.
  • Noel için çam ağacı süsleme geleneğinin 1510 yılında Riga’da başladığı iddia ediliyor.   Bekar Tüccarlar Birliği’nin binasından çıkan sarhoş gençler ellerinde ne varsa bahçedeki çam ağacı üzerine fırlatmaya başlamış. Daha sonra Martin Luther bu süslü   çam ağacını evlere kurdurtmuş.
  • Letonya parası Lats, Avro’dan bile kıymetli. 100 Avro = 70 Lats ediyordu. (2012 Mayıs)
  • Sovyetler Dönemi’nde de Riga zengin Rusların mekân edindiği bir kenttir. Elbette Sovyet Dönemi’nin tembelliğini bugün bile zaman zaman hissediyorsunuz. Riga daima kanalların, göllerin ve Baltık Denizi’nin en büyük, en iddialı kenti olmuştur!
  • Balet Baryshnikov Letonya’nın uluslar arası ünlü bir sanatçısıdır. Tanınmış Alman besteci Richard Wagner de iki yıl boyunca çalışmalarını Riga’da sürdürmüş.
  • Bir dönem vergi tespitinde pencere sayısı esas alındığından Riga’da bazı evlerin pencereleri sahte!
  • Riga’da Kronoulda Parkı içindeki Tejnica Çay Bahçesi’nde keyifli bir çay içebilirsiniz.
  • Estonya gibi Letonya da 1873 yılından beri her 5 yılda bir Dans ve Müzik Festivali yapılıyor. Ortalama 45 koro geleneksel kıyafetlerle bu festivale katılıyor.
  • Riga Açık Hava Müzesi, Yugla Gölü kıyısında yer alıyor. Seksen hektar alan içinde 118 farklı yapı sergileniyor. Ayrıca burada bu coğrafyanın farklı etnik gruplar kültürleri hakkında bilgi aktarıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir