Leipzig, Narin ve Soğuk

Leipzig, Alman ovasının kuzeyinde Pleisse, Parthe ve Elstrer Nehirlerinin Via Regla ve Via Impero gibi iki önemli ticaret yolunun kesim noktasında kurulmuş, 1165 yılında ise şehir statüsü kazanmış. Leipzig komşusu Dresden gibi milyonlarca gezgini kendine çekmeyi başarıyor.

       Bu stratejik konumu yüzünden, 26 platformu ile 1915 yılında tamamlanan Avrupa’nın en büyük tren istasyonuna sahip. Bu gar bugün aynı zamanda bir alışveriş merkezi. Her Leipzig’e giden bence bu etkileyici devasa yapıyı görmeli. Sanki bir balo salonu kadar gösterişli. Ayrıca peronun ucunda tarihi lokomotifler teşhir ediliyor. Kimi buharlı, kimi elektrikli, kimi siyah, kimi ise mor renkli.     

       Leipzig’te 22 Mayıs 1913’de  ünlü müzik üstadı Richard  Wagner dünyaya geldi. Bach tam 27 yıl müzik çalışmalarını bu coğrafyada sürdürdü. Goethe öğrencilik yıllarını Leipzig’de  geçirdi. Schiller  ve Mendelssohn da bu kentle özdeşleşti. 1943’te ilk kitap fuarı Leipzig’te açıldı. Ayrıca ilk ders kitabı 1507’de, ilk günlük gazete ise  1660’da yine bu coğrafyada basıldı.

       Leipzig,  kahve ile daha  1693 yılında tanıştı. 1694 yılında açılan “Arap Kahve Ağacı” olarak bilinen “Coffee Baum’da”, Goethe, Wagner, Liszt, Schumann kahvelerini yudumlayıp uzun uzun derin sohbetlere daldılar. Bu çok katlı dar binada bugün siz de onlarla aynı havayı soluyarak bol kalorili  bir Alman Pastası eşliğinde, sıcak koyu, sert ve kıvamlı bir kahve olan Schalehen – Heeben’i tadabilirsiniz.

       Leipzig’te daha çok  görülecek yer var!

  • Leipzig’in tarihi bölümü (Altstadt) Grimmaische Caddesi boyunca parke taşları üzerinde yürüyerek gezilir.
  • Leipzig bir pasajlar kenti. Bu pasajları bence tek tek gezin.
  • Rönesans akımı etkisi ile 1566 yılında tamamlanan Rathaus (Belediye Sarayı) elbette kentin ana meydanında. Unutmayın,  Ortaçağda bir kentin statüsünü kilisesi ile belediye sarayının görkemi göstermekte idi!
  • Bach’ın 1723 – 1750 yıllarında erkekler korosunda şeflik yapıp ölümünden sonra da  içine gömüldüğü St Thomas Kilisesi ziyaret edilmelidir. Kısa ve ilginç bir not: Bach’ın tam 20 çocuğu olmuş. Ancak üçü genç yaşta ölmüş. Kilisenin karşısında “Bach Müzesi” yer alıyor.
  • Leipzig’in en büyük kilisesi Nikolai Kirche (St Nicolas) önünde 9 Ekim 1989 tarihinde Doğu Almanya halkı   Ruslara karşı sessiz devrimin kıvılcımını ateşledi. Sonuçta ülke genelinde genişleyen gösteriler sonucu  Batı Almanya ile birleşme sağlandı. Gewandhaus konser salonunun yanındaki kapkara bence oldukça  çirkin bina Leipzig Üniversitesi’ne aitmiş.
  • Avrupa’nın en büyük anıtı olarak bilinen 91 metre yüksekliğindeki  Rus Anıtı (Volkerschlacht Denkmal) 1813 yılında Napolyon Ordularına karşı Leipzig’de kazanılan görkemli zaferin anısına bu kanlı muharebeden tam 100 yıl sonra, 1913 yılında tamamlanarak açıldı.

Her zamanki gibi Leipzig’in bir kahvesinin tenha köşesine ilişiyorum. Bankta oturan adam kendini gülünç duruma düşürecek bir kılıkta giyinmişti. Giysileri ağır ve iyi cins kumaştan yapılmıştı. Ama belli ki kendisine çok boldu. Bacaklarından sanki bir torba gibi yerlere sürünen paçaları iyice kirlenmişti. Ceketin bel kısmı kalçasından aşağıya düşmüştü, yakası ise belirgin bir şekilde omuzlarından taşmıştı. Sanki bir palyaçoyu andırıyordu. Ama ben hiç gülmedim, kimbilir hayatında ne kadar zorluk yaşamış ve yaşıyordu.

Kısa Kısa Leipzig

  • Leipzig’te küçük bir Türk topluluğu bulunuyor ama genelde Türkler, Hannover gibi Leipzig dışındaki işyerlerinde çalışıp hafta sonu evlerine dönüyorlar. Ne de olsa burada kiralar ve hayat daha ucuz!
  • Leipzig Orkestrası 1743 yılında çalışmalarına başlattı. Bugün 200 müzisyeni ile Avrupa’nın en başarılıları arasında.
  • Üniversitesi yine Avrupa’nın ilk kurulan eğitim kurumlarından biri.
  • Geleneksel Allerlei bir çeşit sebze yemeği, havuç, bezelye,  karnabahar, alabaş, siyah mantar ve hamur toplarından hazırlanıyor.
  • Goethe’nin ünlü eseri Faust’un kahramanı simyacı doktor Johann Georg Faust Auerbach mahzeninden sokağa bir şarap fıçısına binerek çıkar. Bugün aynı pasaj içinde yer alan Auerbach Lokantası dünyanın en çok tanınan beşinci lokantası imiş. Aşağıya doğru uzanan merdivenlerinin kenarlarında Faust’dan sahnelerin yer aldığı heykeller hemen dikkati çekiyor.
  • Her yıl 1,5 milyon tarla kuşunun uğradığı Leipzig Ovasında bir dönem acımasız bir av başlatmıştı. Dolaşan bir dedikoduya göre tarla kuşunun yahnisi seks gücünü artırıyormuş. 1720 yılında 400 bin tarla kuşu bu amaçla öldürüldü ve dönemin Saksonya kralı sonunda bu vahşeti yasaklamak zorunda kaldı. Daha sonra açıkgöz bir pastacı tarla kuşu şeklinde bir kurabiye hazırladı. Bu coğrafyaya gelince bu tadı deneyin. (Die Leipziger Lerche !) 
  • Leipzig’ten Dresden’e trenle gitmenizi tavsiye ederim. Gidiş – dönüş aynı gün olmak üzere 22 Avro idi. (Sachsen eyalet bileti) Her saat başı Leipzig – Dresden treni karşılıklı hareket ediyor, bu zevkli ve rahat yolculuk 1,5 saat kadar sürüyor.
  • “Weissbier” yani “buğday birası” da bu yöreye özel!
  • Bu yörenin halkı ciddi, pek gülmüyor, yabancılarla konuşmaktan da pek hoşlanmıyor. Bu davranış biçimi bana sanki Komünizm dönemini hatırlattı.

Yazımı ünlü yazarımız Nazım Hikmet’in Leipzig’de kaleme aldığı şu şiiri ile bitirmek istiyorum.

1960 güzünde laypzig´de astorya oteli´nde
dördümüz aynı yatakta yattık
dördümüz holde dolaştık yan yana
dördümüz yemek yedik aynı tabaktan
dördümüz diz dize dinledik aynı radyoyu
dördümüz sen alabildiğine uzaktın
dördümüz ben alabildiğine tutkundum dünyayla sana
dördümüz eldivenlerini çıkartmıştı ölüm
dördümüz 1960 güzünde laypzig´de astorya oteli´nde.

…….

Leipzig’te bir yağmur yapıyor incecikten
yağıyoruz vitrinler, ağaçlar, insanlar
bir de otomobillerin hızı
bir de geçmiş zamanlar
bir de saman sarısı
bir de ben
yağıyoruz yağan yağmurla beraber incecikten

Not: Nazım Hikmet “Leipzig” yerine  “Laypzig” yazmayı tercih etmiştir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir