Leh’e Şaşırtıcı; Fakat Çok Kısa Bir Yolculuk

Derinden ilahi bir ses geliyor. Belki bir dua, belki de bir yakarış ile uyanıyorum. Büyük bir heyecanla sabah 03.00’te yola koyuluyoruz. Hedef, Hindistan’ın kuzeyinde yer alan “Leh” şehri. 

Uçağımızdaki yolcuların görünümleri Hindistan halkından çok farklı, bize hemen Tibet’i anımsatıyor. Herkesin elleri çanta, paket ve karton kutularla dolu! Yükseklik sendromundan fazla etkilenmemek ve kanımızı sulandırmak için birer aspirin yutuyoruz.

Uçağımızın tekerlekleri “Küçük Tibet” veya “Ay Ülkesi” olarak adlandırılan, 3500 metre yükseklikte, Batı Himalaya Dağları arasında bulunan Jamnu-Keşmir eyaletinin içinde yer alan, Ladakh ve Zanskar bölgelerinin başkenti Leh’e dokunuyor. Bu arada pilotumuz dışarıdaki ısıyı -15 oC olarak anons ediyor.

Manzara gerçekten de çok farklı. Ağaç veya yeşil yok. Buzulların parçalayarak taşıdığı yuvarlak taşlar gözümüze çarpıyor. Ladakh, Müslüman Pakistan ile Hindu Hindistan arasında Batı Himalaya Sıradağları ve geniş Tibet platosu ile çevrilmiş sahiden çok farklı bir coğrafya!

Çevremiz elleri silahlı insanlarla dolu. Savaş uçakları ve kum torbalarından yapılmış bir siperin arkasında bekleyen soluk yüzlü askerler dikkatimizi çekiyor. Ne de olsa savaş bölgesindeyiz. Biliyorsunuz, Keşmir bölgesi bağımsızlığını istiyor. Buradaki Müslüman halk Hindistan yönetiminden ayrılmak istiyor; ama Pakistan’a da bağlanmak arzusunda değiller. Sonu gelmeyen kontroller başlıyor. Aynı el çantasına en az dört defa bakılıyor.

İki adet beyaz cipe taksim olup Nirvana Oteli’ne doğru yola koyuluyoruz. Ama otelde acı bir sürpriz bizi bekliyor. Odanın ortasına mazot ile yakılan sac bir soba konulmuş. Gene odanın ortasında bulunan mazot dolu metal bir bidondan sobaya bir hortum bağlanmış. Mazot hortumdaki deliklerden odaya da damlıyor. Daha da önemlisi banyoda su akmıyor, borular donmuş. Mevsim dışı olduğu için Leh’teki otellerin büyük bir bölümünün kapalı olduğunu öğreniyoruz. Gezi arkadaşlarımızla açık olan diğer otelleri de geziyoruz. Ama onlarda da durum pek farklı değil.

Sesini kaybetme korkusu olan ve soğuktan hiç hoşlanmayan opera sanatçısı Gülderen (Kazmagil) ısrarı üzerine ortak bir karar alıyoruz: İlk uçakla geriye dönüş. Değerli Meliha Hocamız bir coğrafyacı gözüyle gördüklerinden mutlu ve Leh’te kalmak da istiyor; ama meclisten bir defa karar çıktı. Dönüyoruz! Büyük bir şans eseri rötar yapan uçağımızın Keşmir’in başkenti Srinagar’a gidip geldikten sonra saat 13.00’te, hem de az yolcu ile Delhi’ye döneceğini öğreniyoruz.

Bir yandan soğuk, bir yandan uçak öncesi etrafı görme telâşı, sonra İngilizce’si yetersiz kalan rehberlerimiz, açlık ve yüksekliğin verdiği sıkıntı ve diğer yandan geniş yürekli, gülen, çok iyi niyetli insanlar. Zaten daima fakir insanlar daha fazla güler yüz ve daha dostça bir yaklaşım sergiliyorlar.

Ladakhi Tibetçede “Dağları geçit veren topraklar” anlamına geliyor. Hindistan’ın kuzeyinde Drahamshale kentinde Tibet’in bağımsızlığı için mücadele veren ve Tibet’in başkenti Lhasa’daki Pottala Sarayı’na bir türlü dönmeyen Dalay Lama’nın fotoğraflarının ciplerde, evlerde, kısacası her yerde asılı olması hemen dikkatimizi çekiyor.

Bu bölgede mimariden müziğe, dilden yaşam tarzına açık bir Tibet etkisi görülüyor. Ladakh keşişleri yüzyıllardır Tibet Muhayana Budizm’i üzerine çalışmalar yapıyorlar.

Sankar Gompa bölgesinde lamaların şefi Spituk ile yirmi arkadaşı yaşamakta. Burada altın heykeller, yüzlerce duvar resmi ile 11 başlı, 1000 kollu Avalokitesuara heykeli bulunmakta.

Ladakh Kralı Lhachen Palgyigon tarafından 550 yıl önce yaptırılan “Shey” yazlık sarayı, Tibet’teki ünlü Potala Sarayı’nın bir minyatürü olarak kabul edilir. Shey Sarayı’ndan verimli Indus Ovası ile esrar dolu Zanskar Sıradağları’nı seyretmek mümkün.

Havaalanında iki genç Fransız tıp öğrencisine rastlıyorum. İki haftadır Ladakh bölgesinde geziniyorlarmış ve bu iki hafta boyunca hiç yıkanamamışlar. Tabii sular kesik de ondan. Ama, bu yörenin insanlarına hayran kalmışlar. Hele –25 oC’de buz üstünde çıplak ayakla dolaşan çingeneleri hiç mi hiç unutamıyorlar.

Tiskey, yüz sarı tarikata mensup keşişin yaşadığı 500 yıllık bir manastır olup, Ladakh’ta bulunan en büyük Buda heykeline sahip olmakla övünür. Heykel bakırdan yapılmış olup, üstü altın kaplamadır.

Silahlı ciddi askerler, beyaz tepeler, yol kenarında dua dolapları çevirerek yürüyen bir köylü… Evet, burası Leh bölgesi ve biz Stok Manastırı’na doğru yol alıyoruz. Çünkü burada Budistlerin bir festivali var. İki dua arasında zil ve borular çalınıyor. Tavandaki açıklıktan içeriye tek bir ışık huzmesinin sızdığı manastır, loş bir görüntü içindeydi. Bir yandan tütsü dumanları, zaman zaman ışığın aydınlattığı duvar resimleri, içerideki gizemi artırıyor. Köylüler bir tepenin yamacına oturmuşlar ve her taraf rengârenk dua bayrakları ile süslü. Bir çadırda yaşlı bir büyücü fala bakıyor. Köylülerin bir kısmı avluda gerçekleşecek bir dans gösterisini bekliyorlar. Ama uçak da bizi bekliyor, doğru Delhi’ye geriye!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir