Kudüs

Ey Kudüs, Peygamberleri öldürülen ve kendisine gönderileni taşlayan sen, tavuk yavrularını kanatları altına nasıl toplarsa, ben de senin çocuklarını kaç kere öyle toplamak istedim. (İncil – Matta)  
Seni unutursam, ey Kudüs Sağ elim hünerini unutsun. Eğer seni anmazsam, Eğer Kudüs’ü baş sevincimden Üstün tutmazsam Dilim damağıma yapışsın… (Mezmur 137.)  

Kudüs tüm dinlerin buluştuğu, kaynaştığı, dövüştüğü, otantik, gizli ve karışık bir “şehirdir.” Bütün dinlerin kutsal tapınağıdır. Hz. İsa burada doğmuş, yine Kudüs’ün dar, eğri büğrü sokaklarında sırtında hacı ile son kez yürümüştür. Hz. Davut, Hz. Süleyman ve Hz. Musa yine bu coğrafyada gözlerini açmıştır. Hz. Muhammed miraca bu kentte yükselmiştir. Gece gündüz ziyaretçi eksik olmayan yüzlerce insanın önünde ağladığı, dua ettiği Hz. Davut’un oğlu, hayvanlarla konuşan Hz. Süleyman’ın yaptırdığı ünlü tapınak,  ardından ikinci tapınağın batısındaki “son duvarları” yine bu şehirdedir.

Davut’un kuleleri, Mimar Sinan’ın hünerini yansıtan Şam Kapısı, Kanuni Sultan Süleyman’ın yaptırdığı kale duvarları ile çeşme, altın kaplama kubbesi ile “Kubbetüssahra”, dünyanın en pahalı Musevi Mezarlığı da buradadır. Tevrat’ta müjdelenen “vaat edilen topraklar” da burası. Kur’an da Kudüs’ü kutsadı, Mekke ile Medine’den sonra İslam’ın en önemli kenti ilan etti.

Kudüs’ün tarih sahnesine çıkması Davud Peygamberin M.Ö. XX. yüzyıl dolaylarında İbrani kabilelerinin yaşadıkları bölgenin ortasındaki bu şehri krallığına başkent yapması ile başlıyor. Hz. İbrahim’in oğlu İshak’ı (Yahudi inancına göre) Tanrıya kurban etmeye giriştiği Moriah Tepesinde Hz. Süleyman’ın ilk tapınağı dikmesiyle şehrin önemi artıyor. M.Ö. VI. yüzyıl başında Babil hâkimiyeti sırasında Yahudilerin başkaldırması esnasında Babilliler bu tapınağı yıkıp  Yahudi toplumunun ileri gelenlerini Babil’e sürer.

M.Ö. 538’den itibaren başlayan Pers egemenliği altında onarılan mabet, tüm Yahudileri birleştiren bir kutsal yer olarak varlığını sürdürüyor. M.Ö. I. yüzyılda Roma valisi Herod döneminde, görkemli bir Musevi tapınağı, 480 metre uzunluğunda ve 280 metre genişliğinde bir alana inşa ediliyor. M.S. 70 yılında Romalı general Titus bu mabedi yerle bir ediyor ve Yahudileri İspanya’ya kadar sürüyorlar, işte bu olaydan sonra Yahudiler, yaklaşık yirmi yüzyıldır bu tağınağın ayakta kalan batı duvarı önünde “ağlıyorlar.”

Roma ve Bizans dönemlerinin ardından Müslüman   Araplar 638 yılında Kudüs’ü ele geçiriyor. İşte bu dönemde “Yeruselayim” adı zaman içinde “El Kuds”e dönüşüyor. Daha sonra “Kudüs” oluyor. Yahudilerin büyülü mabedinin yıkıntıları üzerine önce El Aksa Camii, kısa süre sonra da Kubbetüssahra inşa ediliyor.

Daha sonraları sırasıyla Haçlı, Memlûk ve nihayet 1517 yılında Yavuz Selim’le beraber Osmanlı hâkimiyeti kuruluyor. 1917 tarihindeki İngiliz kontrolüne kadar dört yüzyıl süren Osmanlı döneminde Kudüs’teki kutsal mekânlar yenileniyor.

Kudüs’te cemaatler arası tam bir denge oluşması, kimse daha fazlasını talep etmemesi barış için bir ümit. Bu hassas dengenin korunması gerekiyor. “Jerusalem” barış şehri olduğu kadar “Kudüs” (Al Kudüs) de kutsal şehir olarak yaşamak zorundadır. Ezan ve çan seslerinin birbirine karıştığı Kudüs, her üç toplumu da bağrına bastığı için üç kez daha kutsallaşıyor.

Kudüs’ün beyaz ve gri tonlar taşıyan taşlardan yapılmış daracık sokaklarında baharat kokuları, ateş topu gibi sıralanmış narlar, beyaz yaseminler, ağaçlara kol atan begovillerin, humuslu felafilli lokantaların, beyaz kıyafetli, başlarını örtmüş Arapların arasında yürüyoruz. Rengârenk kumaşların, baharatların, zeytin ağacından oyulmuş heykelciklerin ve ikonların satıldığı kemerli dükkânların girişlerinde taburelere oturan, müşteri bekleyen genç satıcılarla göz göze geliyoruz. Bedevi bir kadın, eşek büyüklüğündeki bir deve yavrusunu satmaya çabalıyor.    Önünde tam donanımlı askerlerin beklediği dev bir demir kapıya ulaşıyoruz. Sanki yeni bir sınır kapısı.

Bu kapıyı bazen sırf pasaport göstererek, bazen de istek üzerine mırıldandıkları dualarla sadece Müslümanlar aşabiliyor. Ancak hanımların kısa kollu tişört, mini etek ve şortla girmesi yasak. Ayrıca bir de kadınlar için başörtüsü gerekli. Yüz kırk dört dönüm olan bu kutsal bölge, özel bir yönetime sahip. İçinde Kubbetüssahra ile Mescid-i Aksa dışında kütüphane ile farklı Kuran kursları da bulunmakta !

Kubbetüssahra (Kutsal Kaya Mescidi)

İşte taa uzaktan bakınca sanki altın gibi parıldayan gösterişli yapı burası. M.Ö. 950 yılında inşa edilmiş olan bu yapı, Mekke ile Medine’den sonra Müslümanlar için en “kutsal yer” olarak kabul ediliyor. Sekizgen olarak yapılan camiin 52 penceresinin vitrayları da birbirinden farklı. Kubbe, mevsimleri belirten dört ana sütun ile ayları gösteren 12 sütun üzerine oturtulmuştur. Tavanda parlayan altınları, sabık Mısır Kralı Faruk hediye etmiş. İtalyan Carrare mermerleri ise ünlü İtalyan diktatör Mussolini’nin hediyesi imiş.

Caminin içinde kocaman bir kaya parçası duruyor. Söylenene göre Hz. İbrahim, oğlu İshak’ı bu taş üzerinde kurban etmek üzereymiş. Hazreti Muhammed’in ise Miraç Gecesinde Mekke’den Burak adlı bir atla buraya gelerek “Muallâk Taşı” diye anılan bu kutsal kayanın üzerinden yedi kat göğe doğru yükseldiği yazılır. Cennet taşı, peygamberimizin gitmesini istemediği için bir süre onunla göğe doğru yükselip daha sonra da “muallâkta” kalır. İşte bu yüzden de hâlâ asılı durumda bulunmaktadır. “Miraç” denen bu olay esnasında peygamberimizin taş üstünde ayak izi kalmıştır. Bu taşın altında bulunan ufacık bir mağarada, peygamber efendimizin de namaz kıldığı bu dar alanda kılınan bir namazın Allah katında 500 kat daha fazla sevabı varmış.

Kanuni Sultan Süleyman tarafından onarılmış olan bu caminin dış duvarlarındaki çiniler ve yakın dönemde Ürdün sabık Kralı Hüseyin tarafından tekrar iki ton altınla kaplanan kubbesinin çok etkileyici olduğu bir gerçek. Bugün bu yapı Kudüs’ün sembolü olarak kabul edilmektedir. Burada ufak bir hatırlatma yapmak istiyorum: Ama “Ömer Camii” ile karıştırmayın.

Mescid-i Aksa (El Aksa Camii)

Mescid-i Aksa 280 mermer sütun üzerine kurulmuş, dikdörtgen şeklinde, sade bir yapı. İlk mescit Hz. Ömer tarafından 636 yılında fethi takiben yapılmıştır. Kıble bir zamanlar buraya, Mescid-i Aksa’ya doğru iken, sonra Allah’ın peygamberimize vahyetmesiyle Mescid-i Haram’a, yani Mekke’ye doğru çevrilmiş. Haçlılar tarafından kilise olarak kullanılan El-Aksa, Selâhattin-i Eyyûbi Kudüs’ü aldıktan sonra yeniden cami olarak ibadete açılmış.

Mescid-i Aksa çok sayıda “kanlı olaya” şahit olmuş. Kral Hüseyin’in dedesi Kral Abdullah burada öldürülmüş. İsrail askerlerinin El Aksa Camii’ne yaptıkları bir kanlı baskın sırasında kullandıkları gaz bombaları, cami içinde özel bir bölümde teşhir ediliyor.

Daha sonra ilk orijinal camiin bulunduğu alt kata iniyoruz. Yerleri duvardan duvara kaplayan paha biçilmez halıların tamamı son derece ustaca örülmüş. Bedeviler, Filistinliler, Habeşler, Çinli, Hintli, Türk ve Araplar yani her ırktan namaz kılanların arasında oturup rehberimizin 20 dakika süren ve Filistinlilerin dertlerini içeren politik nutkunu dinliyoruz. Hem de yorgunluktan gözlerimiz kapanıp, başımız önümüze düşene dek!

Bir de bilim dünyasının da kabul ettiği “Kudüs Sendromu” var. Kudüs’te uzun kalınca bazı rüya ve kabuslar görüyorsunuz,  bu coğrafyayı kolay kolay terk edemiyorsunuz.

Tekrar Kudüs sokaklarındayız. Tam 16 kez el değiştiren ve yapılarında sarı taşın hâkim olduğu, her köşesi tarih kokan bu kent için “Zeytin Dağı” adlı eserinde Falih Rıfkı Atay bakın ne demiş: “Kudüs, dini olgunlaştıran bir garip tiyatrodur.”

Ağlama Duvarı (Batı Duvarı)

Gece gündüz ziyaretçisi eksilmeyen, Museviler için çok kutsal olan “Batı Duvarı”nı ya da bilinen ismiyle “Ağlama Duvarı”nı ziyaret etmeden elbette Kudüs ziyareti tamamlanamaz. Buraya girmek için ciddi bir polis kontrolünden geçildiğini hemen eklemek istiyorum.

Kadınlar ayrı bir bölümde ve başları kapalı beklerken, erkekler “kippa” denen “dua takkesi” takıyorlar. Omuzlarında ise “talleth” denen kutsal şal var.

Yahudilerin radikal ve tutucu kesimini temsil eden siyah sakallı, kulaklarının yanından doğuştan itibaren hiç kesilmeyen, çeneye doğru uzayan saç lüleli olan, kara sakallı, fötr şapkalı, ufak siyah tekkeli, uzun siyah pardösülü erkeklerin duvarın çevresinde çok daha yoğun olduğu dikkati çekiyor. Bu dinci radikal grup, İsrail nüfusunun %20’sini oluşturuyor. Askere gitmiyorlar genellikle aynı mahallede yaşıyorlar.  Onlar da kendi aralarında tekrar gruplaşmış. Bu da çorap renklerinden anlaşılıyormuş. İki radikal Yahudi, Ağlama Duvarı’na doğru ilerliyor. Adımları sıklaştıkça örgülü saçları daha bir inatla sağa sola savruluyor.

Çinlisi’nden Sudan’lısına, Konyalı’sından Güney Amerikalı’sına kadar farklı insanlar, değişik dillerde bazen mırıltı, bazense yüksek seslerle; ama kardeşçe “dua ediyor.” Eller ve alınlar duvara dayalı, gözler ise kapalı !

İsrailli şair Yehuda Amichai “Kudüs’te esen rüzgâr, dualarla düşleri de beraberinde getirir.” diyor. Bazıları hemen yakındaki kütüphanede Tevrat’tan bölümler okuyor. Gerek erkekler, gerekse kadınlar minicik kâğıtlara İbranice yazdıkları isteklerini rulo yapıp, yüz metre uzunlukta ve yirmi metre yükseklikteki Ağlama Duvarı’nın kocaman taşları arasına sıkıştırıyorlar.

On üç yaşına basan her Musevi erkek çocuğu için “Barmitsvah” denen ergenlik töreni yapılır. İşte bunlardan birine şahit oluyoruz. Tevrat’a göre genç çocuk omuzlarında kutsal şal “talleth” olmak üzere, elinde Tevrat rulolarını taşıyor. O sırada yukarı bölmeden kadınlar üstümüze şekerler fırlatıyor. Bu şekerleri kapmak için iyi bir kaleci olmak gerekiyor. Çünkü, civarda bekleşen çocuklar çevik hareketlerle hemen şekerleri topluyor.

Tüm Dinler İçin Kutsal: Zeytin Dağı

Zeytin Dağı ve karşısındaki tepelerde Hz. İsa Kudüs’e son kez bakmış ve ağlamış. Hz. Muhammed ise kutsal kayada Miraç olayını yaşamış. Yani, anlayacağınız gibi burası “tüm dinler için çok hassas” bir bölge.

Zeytin Dağı’nın Harem-i Şerif’i gören yamacı, eteklerine kadar çok yüksek fiyatlara satılan mezarlıklarla dolu. Bu mezarlıkta Hz. Muhammed’in ashabından Selmanı Farisi isimli zatın türbesi ve camii de bulunmakta. Artık bu mezarlıkta yer bulmak imkansız.

Bu mezarlar Avrupa, Amerika ve ülkemizde olduğu gibi çiçek ve yeşille bezenmemiş, sanki kentin yapısını yansıtır gibi tüm mezarlık taştan yapılmış. İnanışlarına göre mezarlık üzerine konan çiçekler kısa ömürlü olduğu için, mezar üzerine çiçek yerine uzun ömürlü olması için minik minik taşlar konuluyor.

Bu mezarlıkta yüzlerce dindar Hıristiyan, 31 Aralık 1999’u 1 Ocak 2000’e bağlayan dakikalarda gözlerini bulutlara dikerek Hz. İsa’nın dünyaya inmesini büyük bir heyecan ile beklemiş…!

Soykırım Müzesi (Yad-Vaşem)

Anılar Dağının içine oyulmuş özel mahsenlere inşa edilmiş olan bu yapı II. Dünya Savaşı sırasında hayatını kaybeden 6 milyon Musevi’nin acısını yansıtan bir “ibret müzesi”. Anılar, fotoğraflar, yazılar, vagonlar, fırınlar, yüzler hep acı dolu. Holocaust, Yahudileri hedef alan “soykırım” demek. Bu soykırımın en masum kurbanı ise “çocuklar.” Fotoğraflardaki çocuklar bitkin, yorgun, aç, hasta, ümitsiz ve ölümü bekliyor. Bu arada 1500 çocuğun adları sürekli tekrar ediyor.

Çok sayıda isimli dolu duvarların ortasında yakılmış olan sonsuzluk ateşi, tepedeki baca görevi gören açıklık ile bütünleşerek insanlık utancını göğe doğru yükseltiyor. Müzeyi terk eden herkes aynı sözcükleri tekrarlıyor: “Bu acı sakın  bir daha yaşanmasın”.

Bethelem (Ekmeğin Evi)

Hz. İsa’nın doğduğu ve son yedi gününü geçirdiği bir Arap kasabası olan ve Kudüs’ün güneyinde yer alan Betlehem bugün Filistin Devleti’ne ait. Hz. İsa’nın son yedi günü anlatan meşhur opera, “Jesus Christ Superstar” adıyla uzun yıllar Alice Cooper, Ian Gillan gibi birçok ünlü rock sanatçısının rol alması ile sahnelenmişti. Hz. Meryem’in Nagida’dan kaçarak İsa’yı dünyaya getirdiği mağara da yine Betlehem’de yer almaktadır. Mağaranın bulunduğu Nativite Kilisesi’nde gerçekleşen Noel kutlamalarını, tüm Hıristiyan dünyası televizyonlarda izlemektedir. Hz. Ömer ile Patrik Seferyanus’un bu mağarayı birlikte ziyaret ettikleri söylenir.

Hz. İsa’nın Acılar Yolu ve 14 İstasyon

Hz. İsa’nın çarmıha gerildiği yer olan bugünkü St. Sepulchre Kilisesi’ne kadar çarmıhı sırtlanıp ölüme yürüdüğü Via Dolorosa (Çile Yolu) boyunca düşe kalka acı içinde kendi sonuna doğru yürürken durakladığı, aralarında son kez ekmek yediği ve şarap içtiği yerlerde bulunan 14 nokta, bugün Hz. İsa’nın acısını paylaşmak isteyen Hıristiyanlarca sık sık ziyaret edilmektedir.

Haçlı seferlerinin gerekçesi olmuş Roma Katolik, Yunan Ortodoks, Ermeni, Suriye Ortodoks, Etiyopya Ortodoks bölümleri olan, ince ve güzel süslemeleri ile gözleri kamaştıran ve Hz. İsa’nın çarmıha gerildiği yerde kurulan Sepulchre Kilisesi’nde (Kutsal Naaş, göğe çıkış veya Kıyamet Kilisesi) Hz. İsa’nın yatırıldığı musalla taşı ile mezarı bulunmaktadır. Bu kutsal kilisede yer alan cemaatlerden hiçbiri, diğerinden habersiz bir çivi bile çakamıyor. Farklı yaklaşımları olan Süryani, Ermeni, Rum, Katolik ve Ortodoksların gün boyunca süren ayinleri, burada çok hoş bir ahenk ile özgün bir atmosfer yaratıyor. Bu kilisenin anahtarı Osmanlı’dan beri bir Türk aileye emanet edilmiş. Cemaatler arası didişme bu şekilde önlenmiş.

Bir gazetede her gün Musevilerin cimriliğiyle ilgili fıkralar yayımlanmaya başlamıştı. Birkaç gün sonra uzun boylu bir adam gazetenin yazı işleri müdürünün karşısına dikildi:

  • Yeter artık! Her Allahın günü yayımladığınız Musevi cimriliğini anlatan fıkralarınızdan bıktım, usandım.
  • Siz Yahudisiniz galiba?
  • Evet öyleyim. Bu yüzden de fıkralarınız kanıma dokunuyor. Eğer onları yayımlamaya devam ederseniz, bundan böyle ben de otobüste sizin gazeteyi satın alanların yanına oturmayacak ve tek satırınızı bile okumayacağım.

Bu güzel fıkradan sonra dönüşe geçiyoruz. Havaalanında El-Al’ın genç görevlilerinin ahret soruları başlıyor:

  • Çantanızı hiç yalnız bıraktınız mı?
  • İsrail’de tanıdığın var mı?
  • Pasaportunda niye Zaire, Surinam ve Madagaskar gibi ülkelerin (onlara göre bunlar tuhaf ülkeler) mühürleri var? Ben de hemen yanıtlıyorum: “Genç hanım, bana adresinizi verin, bundan sonra yeni bir coğrafyaya uçmadan önce size yazıp izin isteyeyim!..”

Bu işkence bitince cebimde kalan son “şekel” (İsrail’in para birimi) ile aldığım bardağın etrafına çikolata sürülmüş soğuk kahvemi yudumlarken, yanımda oturan Musevi çocuğuna dikkatle bakıyorum. Bakalım gelecek günler İsrail’de hangi olaylara gebe!..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir