Korfu, bugün de bir getto adası mı?

Bol sayıda zeytin ağaçları, mor begonvilleri, beyaz çan kuleleri, antik tapınakları, manolya ağaçları, uzun kumsalları, meltemle serinleyen uzun koyları, sakin portakal çiçek kokulu plajları, şarap renkli denizi, buzuki eşliğinde yapılan sirtaki dansları, loş mutfaklarının pencerelerinde sıralı fesleğen ve sardunya saksıları, rengârenk çamaşır gerili sokakları, ayaküstü sohbet eden siyah kıyafetli yaşlı insanları, hizmette sınır tanımayan tavernaları, sessizce balık ağlarını onaran yaşlı balıkçıları, ulu Pantokrator Dağı, şirin Kalami Köyü, gökyüzüne uzanan fenerleri ile Korfu (Yunancası Kerkira) Adası, İyonya Denizi’ndeki yedi adanın en büyüğü, en yeşili ve aynı zamanda adaların merkezi.

Evet bu kez Yunanistan’ın en batısındaki İyonya Denizi’nde uzanan Korfu Adası’ndayım. Sessiz, masum, sakin bir yunan adası beklemeyin. Bol araba, bol insan, bol bina, hatta binaların bir kısmı rutubetten çirkince siyahlaşmış bile. XVI. ve XVII. yüzyıla ait binalarına İtalyan etkisi hâkim.

Atina’dan uçağa atlayıp bir saat sonra Korfu’nun sevimli havaalanına iniyorum. Havaalanı Korfu doğumlu Yunanistan’ın ilk Başbakanlarından Kapodistrias’ın adını taşıyor. Otelim havaalanına sadece beş dakikalık yürüme mesafesinde! Odama acele yerleşiyorum. Rüzgar tül perdeyi savuruyor. Karşımdaki binanın tahta kepenkli pencereleri sımsıkı kapalı. Kaldırıma sarı, yeşil, mavi neon ışıkları vuruyor. Bir an kendimi çok yalnız, terkedilmiş hissediyorum. Seyahatlerde zaman zaman insan böyle hislere kapılır. Birden çocukluğumun filmlerinde etli kalın dudakları ile hareketli Yunanca şarkılar seslendiren sarışın dilber Aliki Vuyuklaki’yi anımsıyorum. Otelden dışarı fırlıyorum. Sanki otelin aynasında benden bir şeyler unuttum.

Korfu tarih boyunca defalarca sahip değiştirmiş. İlk yerleşim Fenikeliler döneminde, daha sonra Romalılar, Ruslar, İtalyanlar, Almanlar, Venedikliler Korfu’nun tarih sayfalarında görülüyorlar. Büyük İskender’in çocukluğu burada geçmiş. XIX. yüzyılda İngilizler bu adada zencefilli bira içip bol bol kriket oynamış.

Osmanlı’nın toprağına katamadığı nadir adalardan biri Korfu.Gerçi I. Süleyman 1537 yılında adayı kuşatmış ama iki kalesi ile iyi bir savunma sistemi kuran Korfu’yu ele geçirememiş. Daha sonra 1571 ve 1716 yıllarındaki iki deneme daha sonuçsuz kalmış. Ama komşu adalar Patmos ve Naksos Osmanlı’ya bağlanmış.

Korfu, eski şehir UNESCO Dünya Miras Listesi’ne alınmış. Kıyı boyunca eski şehre doğru yürüyorum. Bir an kendimi Havana Sahili’nde sanıyorum. Bir dizi parkların içinden geçiyorum. Karşıma beyaz renkli tuhaf bir taş yığını çıkıyor, adı: Enosis Anıtı (1864) imiş. Adayı, İngilizler Yunanlılara geri verince bu heykeli dikmişler. Enosis “birleşme” anlamına geliyor. Daha sonra Edward Lear’ın beyaz büstü karşıma dikiliyor. Edward Lear Korfu için şu notları düşmüş: “Öyle bir coğrafya hayal edin; mavi bir gökyüzü, zeytin ile portakal ağaçları, mor dağlar ve tavus kuşu kanatları ile bütünleşsin.” Korfu’da iki adet kale var. Eski kale derin bir hendekle sarılmış, (1546) sanki bir Bizans kalesini andırıyor. Venediklilerin inşa ettiği yeni kale ise (1576-1645), bugün sergi alanı ve konserler için kullanılıyor.  Ayrıca içinde resmi daireler de yer alıyor.

St. Michael-St George Sarayı içinde Asya porselenlerini barındıran bir sergiyi gezebilirsiniz. Mon Repos Sarayı’nı ise İngiliz Yüksek Komiseri Adams, Korfulu güzel eşi için yaptırmış. Küçük ama samimi ve zarif bir yapı, Yunan Neoklasik dönemini iyi yansıtıyor. Bugün müze olarak kullanılan bu evde Kraliçe Elisabeth (II)’nin eşi, Edinburgh Dük’ü  Philip 1921 yılında dünyaya gelmiş.

Agios Spyridon Kilisesi 1453 yılında İstanbul’un kuşatılması sırasında kemikleri kaçırılan, ermiş Spyridon’un 1716 yılında Osmanlıların Korfu kuşatması sırasında adayı koruduğuna ve abluka başarısızlıkla sonuçlanmasında etkili olduğuna inanılmaktadır.

Esplanade (Spianada) Meydanı Avrupa’nın en büyük meydanlarından biri olarak biliniyor. Gelen top mermilerin menzilinden korunmak için çok geniş tutulmuş. Burada Napolyon döneminde Fransızlarca  yaptırılan Liston olarak adlandırılan kemerlerin altında yürüyüp sokak kahvelerinde keyifle yanında bir bardak su ve bisküvi ile gelen bol sütlü kahvenizi yudumlayabilirsiniz!

Başkentin dışında hararetle gezmeniz tavsiye edilen en önemli yer “Achilleion Sarayı”. Burası Korfu’nun merkezine sadece 12 kilometre, ama yol dar ve virajlı. Ünlü, güçlü ve güzel olduğu kadar talihsiz Avusturya Kraliçesi Elisabeth (popüler adı ise Sissi) 1889 yılında oğlu prens Rudolf’ü Mayerling Faciasında kaybedince sağlığı bozulur ve Avusturya’daki muhaliflerinden kaçmak için 1890 yılında bu sarayı yaptırır. Saray kahraman Achilles’e adanır. Muhteşem bahçesinde 15 metrelik bronzdan bir Achilles heykeli de bulunmaktadır. Sissi 1898 yılında bir İtalyan tarafından öldürülünce sarayı 1907 yılında Alman İmparatoru II. Willhelm satın alır.

Paleokastritsa, Korfu’nun batı sahilinde tatilcilerin çok rağbet ettiği bir yöredir! Burada bir tepeye inşa edilen manastırı görmenizi tavsiye ederim. Ufak ve sevimli kilisesi, zeytinyağı elde edilen değirmenleri, dehlizleri, mahzeni ve hırçın manzarası ile doğrusu gezmeye değer!

Ayrıca yolunuz düşerse bir dağın yamacına kurulan Pelekas’da mola verip, ya bir kahve ya da öğle yemeğinizi burada alın. Maalesef benim burada kaldığım üç gün boyunca sağanak yağmur bir dakika bile ara vermedi.

İkinci gün araba kiraladım ama yağmurdan dolayı yolları bile çok zor seçtim. Bir gözüm haritada, bir gözüm yollarda maalesef gezme zevkine varamadım. Aslında gezilerde hep havadan yana şanslı olurdum!

Korfu’nun ana meydanında dilenmekte olan bir yaşlı amca

—Hz. İsa rızası için bir dilim pasta

Şık hanım adama şaşkınlıkla bakıp;

—Tuhaf, benim bildiğim dilenciler bir dilim ekmek isterlerdi

—Evet, ben de genellikle ekmek isterim ama bugün benim doğum günüm.

Kısa Kısa Korfu

  • Edward Lear ve Alfred Sisley fırçaları ile Korfu’yu tuvallerine aktardı. Homer’e de bu adanın ilham kaynağı olduğu söyleniyor.
  • Paskalya Yortusu’nun en hararetle kutlandığı coğrafyanın burası olduğu yazılı.
  • Shakesper’in ünlü “Fırtına” adlı eserinde adı geçen Prospero Adası’nın aslında Korfu olduğu kaynakçalarda belirtilmiş.
  • Korfu adası bol yağmuru ile bereketli topraklara sahip. Çok sayıda meyve ağaçlarına, zeytinliklere ve bağlara sahip.
  • Korfu’dan deniz otobüsü ile bir saat içinde civar adalardan lagünleri ile ünlü Paksos ile Antipaksos’u ziyaret edebilirsiniz.
  • Korfu’nun eski kentine sadece 12 kilometre uzakta olan Benitses aslında bir balıkçı köyü iken diğer balıkçı köyleri gibi yüzünü turizme yöneltmiş. Bugün sahil boyunca sıralanan otel, lokantaları ve kahveleri ile sevimli bir tatil beldesi oluşmuş.
  • Korfu’da gerçek yaşamı daha iyi tanımak isterseniz Hamdi Özyurt’un 2005 yılında yayınlanan “20 ağaç tek portakal” adlı eserini okumanızı tavsiye ederim.
  • Tüm Yunanistan gibi burada da bol bol sigara içiliyor. Hatta iç mekânlarda bile içmeye teşebbüs, hatta müsamaha ediliyor.
  • Aslında yerleşik halkı yaşlı ve iki büklüm! Herhalde gençler adayı terk etmiş! Ama yüksek bir eğitim kurumu var, “İyonya Üniversitesi”. Yunanistan’ın ilk Filarmoni Orkestrası ile Güzel Sanatlar Akademisi de Korfu’da kurulmuş.
  • 1835 yılında ünlü Korfu’da mimar John Chronis’in inşa ettiği Capodistria Malikânesi Yunanistan’ın en güzel yapıları arasında yerini almakta.
  • Bu coğrafyada ıstakozlu makarna ile pasticcio olarak bilinen etli bir patlıcan yemeği önerilir. Zaten her adımda bir taverna var! Tavernalarında bize hiç de  yabancı olmayan mezeleri bulacaksınız.
  • Bir dönemin İtalyan valisi çok doğru bir karar vermiş. “Kim bir zeytin ağacı dikerse ve belli bir yaşa kadar ona bakarsa kendisine iki altın vereceğim” demiş. Gerçi valiliğin kasası hızla boşalmış ama adadaki o güzelim anıt zeytin ağaçları, bu valiye borçlular!
  • Korfu’da evlerin sahile 60 metreden az yaklaşması yasak. Bu yasaya uymayan tek tük kaçak evlere elektrik-su bağlanmıyor!
  • Armatör Lemos ve Rothsehild aileleri Korfu’da halen çok geniş arazilere sahip ve yapılaşma yaygınlaşmasın diye şimdilik arsalarını satmıyorlar. Ama, bakalım çocukları, torunları acaba ne yapacak?
  • Adada ulaşımı sağlamakla yükümlü mavi ve yeşil otobüs sistemi kurmuşlar kurmasına ama seferler pek seyrek!
  • Adanın dağlık olan kuzeyi nerede ise Arnavutluk Sahili’ne yüzme mesafesinde! “Acaba buradan Avrupa Birliği’ne iltica olmuyor mu?” sorusu akla geliyor! Evet bir zamanlar denenmiş, artık Arnavutluk’un ekonomik durumu düzelince pek de ihtiyaç kalmamış gibi!
  • İlginç bir olay izledim… Başkente çok yakın olan havaalanından bir uçak havalanıyordu. Polis aracı yolu trafiğe kapattı. Çünkü uçak hızlanırken çıkan egzoz trafikteki araçların üstüne savrulması halinde ciddi bir tehlike yaratabilirdi!
  • Korfu Adas’ına tatile gelen yabancılar genellikle villalarda kalmayı tercih ediyor. Adanın bir numaralı müşterisi ise İngilizler.
  • İngilizlerin altın hat diye isimlendirdiği oteller ve villalarla betonlaşmış kuzey sahili boyunca Kassiopi, Kalami, Kouloura Körfezi, Agios Stefanos, Sidari plajları sıralanmış.
  • Sokrati Köyü’nde Kayzerin Tahtı (Kaiser Throne) olarak anılan balkondan manzarayı seyretmenizi de size önerecekler.
  • Bizdeki manavlarda ne satılıyorsa buradaki manavlarda da aynısını bulursunuz. Ne bir eksik ne bir fazla!

Korfu’dan kalkan otobüsle Atina’ya ulaşmak mümkün. Önce iki saat süren rahat bir feribot yolculuğu ile İgoumenitsa Limanına varıyorsunuz. Daha sonra 8 saatlik bir kara yolu yolculuğu sizi bekliyor. (bilet 50 avro) Sırası ile Preveze-Agrinio, sonra çok uzun bir köprüden Mora Yarımadası’na geçiyorsunuz, Aigio, Korinthos, Megana ve  sonunda ver elini Atina. Yol boyunca zeytinlikler, masmavi deniz, yamaçlara tırmanan tek katlı beyaz evleri bir film şeridi gibi seyrediyorsunuz.  Ancak bizdeki lüks otobüs yolculuğunu beklemeyin. Bir defa otobüste hiç ikram yok! Ama internet hizmeti sunuluyor. Molalar ise 2 saatte bir sadece ve sadece 5 dakika

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir