Kiribati Günah Keçisi


Biz hep “daha fazlasını” istiyoruz. Daha fazla elbise, daha lüks araba, daha fazla ev, daha fazla eşya ve onlarca mutfak robotu… Ama bu hırs nereye kadar? Bu arada dünya ısınıyor, buzlar eriyor ve deniz suyu seviyesi her yıl 30 milimetre yükseliyor. Kimin umurunda? Tuvalu, Maldivler, Komor Adaları, Kiribati ve diğer mercan adaları yavaş yavaş suya gömülüyor.

Kiribati’nin Line grubuna ait dünyanın en büyük mercan adasındayız. “Christmas Adası” ve diğer adı ile “Kirimati”. Çünkü James Cook bu adaya ayak bastığı zaman “noel” imiş.

Kiribati Büyük Okyanus’un orta kısmındaki yanardağ zinciri üstünde yer alıyor.  33 adet atol yani mercan adasına sahip. Hiç birinin yüksekliği deniz seviyesinden 8 metreyi geçmiyor ve genellikle merkezlerinde lagün bulunuyor. Kiribati Adaları, Gilbert, Line ve Phoenix olarak üç gruba ayrılıyor. Çok yerde okyanus arasındaki geçit koridorunun eni bir kilometreden az. Bu adalara ilk ayak basan İngiliz Thomas Gilbert olduğu için “Gilbert Adaları” olarak bilindi. 1882 yılında Kiribati, İngiltere’ye bağlandı.

1943 yılında II. Dünya Savaşı’nda bu coğrafyada “Tenowa Muharebesi” olarak tarihe geçen 76 saatlik kanlı bir çatışma yaşandı, sonuçta 6400 kişi hayatını kaybetti. Japon ordusunun 2600 askeri, 35 bin kişilik Amerikan kuvvetlerine karşı kahramanca direndi.

1979 yılında ada grubu İngiltere’den ayrılıp bağımsız oldu. Kiribati dünyanın en fakir ülkelerinden birisi. Daha çok dış yardımlarla ayakta duruyor. Ayrıca dünyanın en az ziyaretçisi olan ülkesi. Kurutulmuş hindistan cevizi, deniz yosunu ve balık ihraç ediyor. Ama Hindistan kadar bir bölgedeki balıkçılık haklarını Japonya, Kore ve Tayvan’a satarak yılda 30 milyon dolar kadar bir ücret alıyor. Aslında bu miktar verilen tüm haklar düşünüldüğünde düşük görünüyor. Ayrıca buradaki gemicilere hizmet veren 14-15 yaşındaki yerel kızlara vücuduna karşılık saat, mücevher ve tuna balığı hediye ediyorlarmış. İnşallah doğru değildir. Üzüldüm.

Ama insanları her şeye rağmen mutlu, tırnak uçlarından bile sevinç fışkırıyor. Yolda yürüyen sıska kadın kısılmış safir renkli gözleri ile bana dikkatle bakıyor. Sabah günün ilk ışıklarında siluetler pus içinde birer birer kayboluyor.

Denizin kokusu ağaçlara, toprağa, duvarlara sinmiş.

Ufak bir bakkal dükkanının önünde oturan çocuğu inceliyorum. Nur gözleri çukurundan fırlamış, rengi soluk ama yine gülümsüyor. İleride küçük beyaz köpek bana bakıp havlamaya çalışıyor. Palmiye ağaçları göğü deliyor. Türkiye’den belki de bugüne kadar on kişinin bile ziyaret etmediği bir adadayım. Özgürlük duygusu bedenimi iyice sarıyor.

Başkent Tarawa’nın bulunduğu adanın güneyinde nüfus yoğunluğu çok fazla. Kiribati’nin nüfusunun yarısı burada. Elbette bu şartlarda içme suyu temini zorlaşıyor. Ayrıca susuzluk ve kanalizasyon hastalıkları davet ediyor. Ölülerini ancak evlerinin civarına gömebiliyorlar. Su basınca ölülerinin kemikleri, kanalizasyon ve çocukların oyuncakları birbirine karışıyor. Bu coğrafyada “Marawa” deniz, “karawa” gökyüzü, “tarawa” ise kara demek.  Ama “tarawa” devamlı azalıyor ve ciddi tehlikede.

Christmas Adası tam 288 kilometrekare. Maalesef İngiliz ve Amerikalılar 1950 yılında nükleer test denemelerini burada gerçekleştirmişler. Uzun yıllar radyasyon etkisi halk üzerinde izlenmiş. Bu adada London, Banana, Poland gibi yerleşim merkezleri var. Polonyalılar Poland Köyü’nü sahiplenmiş, Paris köyü ise terk edilmiş. Ana yol boyunca dizilmiş daha çok gecekondu tipi evler çoğunlukta. Ama her adada olduğu gibi Christmas Adası’nda en gösterişli binaları farklı gruplara ait kiliseleri. Haftada bir Çarşamba günleri Fiji’den gelen uçakla buraya Avustralya ve Yeni Zelandalı scuba ve balık avlamaya meraklı erkek ağırlıklı yolcular geliyor. Doğa ile iç içe bir hafta geçiriyorlar. Christmas Adası maceraperest ve doğa aşıklarını bekliyor. Ama en büyük engellerden birisi yetersiz internet bağlantısı… Ama yakında adaya fiber su altı hattı çekecekler.

Kalkınma Bakanı Sayın Mikarite Temari ile görüşüyorum. Parlamento toplantısına katılmak üzere başkentleri Tarawana’ya ancak Fiji-Nani üzerinden uçabiliyor. Endüstriyel olarak zengin ülkelerin tüketim hırsı nedeniyle üvey evlat Kiribati ve diğer alçak ülkelerin topraklarındaki tuz oranı artıyor, bitki örtüsü ve ağaçlar ölüyor, tatlı su miktarı hızla azalıyor, tarım ise adım adım bitiyor… Kısacası kıyıları aşındırıp toprağa sızan tuzlu su “öldürüyor”. Evleri su basıyor, asit oranı da artıyor. Beslenemeyen resiflerin gelişmesi duruyor.

“Deniz gel-git sonucu bir kez daha ilerleyecek ama belki de artık geri dönmeyecek diyorlar” Hele yol yapmak için adalarda boğazları doldurunca eko-sistem iyice bozuluyor.

Kısa Kısa Kiribati

  • Yeni yıla giren ilk ülke Kiribati. Tahiti’ye yakın Caroline Adası’nın ismi daha sonra “Milenyum” olarak değiştirildi.
  • Kiribati, ABD’nin Büyükelçilik açmadığı nadir ülkelerden biri.
  • Halkının büyük bölümü Roma – Katolik ama Protestan ve Bahai tarikatı da etkin.
  • Adadaki domuzlar çocuklarının bir yaşına bastığı doğum gününde ve diğer özel günlerde kesiliyor, toprak altındaki büyük fırınlarda pişiriliyor.
  • Bu adalar topluluğunda dans eğlenmek için değildir. Dans sırasında gülünmez. Ayıptır. Danslar bir olayı veya geleneği sembolize eden birer ritüellerdir.
  • Kiribati’nin geleceği hakkında şüpheler nedeni ile iş adamları bu coğrafyaya yatırım yapmak istemiyor.
  • Yerel halkın “cennet ağacı” olarak tanımladığı Hindistan cevizi palmiyelerinden sepet, fırça, saman, tahta, yağ, çorba, şurup ve sicim yapılarak her türlü istifade edilir.
  • Geli-gitler Kiribati’nin günlük yaşamında önemli bir yer tutar. Balıkçılar avlanmak için ne zaman kanca, ne zaman ağ, ne zaman kement kullanacağını iyi bilir. Ama denizlerin yükselmesi ile bu yöntemler de hızla değişmekte.
  • Adalarda içme suyunun azlığı ve halkın yakın yaşaması nedeni ile kolera, verem, dizanteri ve gıda zehirlenmesine sık rastlanmakta. İmkanları ancak ayda belli sayıda hastayı yurtdışına tedaviye göndermeye yettiği için örneğin kanser hastalarının “nasıl olsa fazla ümit yok” diye ölüme terk edildiklerini bir makalede okudum.
  • Kiribati Vizesi inanın tam bir işkence! Dört ay önceden formları doldurup Fiji’nin başkenti Sava’daki Kiribati High Commision’a gönderildi. Bir türlü yanıt yok. Defalarca e-posta göndermem ve telefon aramalarım da çare olmadı. Nani’den taksi ile 4 saat süren yolculuk sonrası elçilik binalarına vardım. Mary isimli görevli “Şu anda çok meşgulüm gereken izni Fiji Air yetkililerine e-posta ile gönderirim” dedi ve lüks arabasına binip hızla uzaklaştı. Sonuçta Kiribati uçağına bizi almadılar. Defalarca açılan telefonların sonunda son anda Fiji Havayolları’ndaki memurların yardımları ile uçağa binebildik.
  • Kiribati Karasularının uzunluğu İstanbul’dan Londra’ya kadar bir mesafeyi kapsıyor.
  • Mezarları Tonga Adası gibi gösterişli değil. Hatta birçoğu yerleri bile tam belli değil.
  • Başkente yakın Banaba Adası’ndaki fosfat yataklarını İngilizler çıkartıp 1980 yılında araziyi öylece tepeli çukurlu bırakmışlar.
  • Otel imkanları sınırlı ancak halkı dünyanın en konuksever ve güler yüzlü insanları olarak biliniyor.
  • Devlet başkanları belki de dünyanın en dertli yöneticisi. Batının, tüketim çılgınlığı sonucunda tüm adaları yavaş yavaş su altında kalmakta. “Kızgınız ama kızgın bir kişiyi kimse dinlemiyor.” diyorlar. “Kömür yakmayın, karbon salınımını azaltın, gelin Kiribati’nin durumunu görün” diye Çin’e ABD’ye Rusya’ya yalvarıyorlar. Bir tek Zambiya Devlet Başkanı Kiribati halkını ülkesine davet etmiş ama bu başkan da sonra ölmüş. Bu nedenle yerleşmek için Fiji’nin Vanua Lovu Adası’nda 9,6 milyon dolara 5 bin hektar arazi satın alınmış.

Bir Kiribati fıkrası ile bitiriyorum:

Kiribati’nin en büyük işyeri sahibi fabrika işçilerinden birini yanına çağırır.

  • Delikanlı, şaşırtıcı bir yükseliş kaydettiniz. Fabrikamıza gece bekçisi olarak girdiniz Bir ay içinde şef oldunuz. Sonra satış müdürlüğüne yükseldiniz. Hakkınızda bana ulaşan bilgiler çok olumlu. Sizi fabrikaya genel müdür yapıyorum. Bakarsınız ilerde benim yerimi alırsınız.
  • Teşekkür ederim baba!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir