Kangurular Ülkesi Avustralya’nın En Önemli Kenti: Sydney

Bence dünyanın en güzel kentlerinden birisi Sydney. Kentin bağrına sokulan, irili ufaklı çok sayıda körfezi ve belki yüzlerce kilometre iç kıyısı var. Şehir, tatlı eğimli tepecikler üzerine kurulmuş ki, bu da her an sürpriz manzaralar sunuyor insana. İş merkezleri dışında, gökdelenlere rastlayamıyorsunuz; bu rengârenk gökdelenler kendi bütünlükleri içinde, ayrı bir kent görüntüsü veriyor. Zaten Sydney’in diğer kesimlerde yapı yükseklikleri oldukça makul. Bu yapıları ağaç ve çiçeklerle süsleyerek, örnek bir çevre görüntüsü yaratmışlar. Sokak ve caddelerde ileri bir kent uygarlığının izlerini görüyorsunuz. Her şey planlı, her şey düzenli. Ayrıca, toplu taşımacılıkta halka sağlanan kolaylıklar tek kelimeyle övgüye değer. Metro ağı, otobüs ve kısa mesafeli vapur seferleriyle, halkın işe gidiş ve dönüşleri gayet düzenli ve çağdaş. Ne yollarda art arda araçlar sıralanıyor, ne de insanlar.

            Sydney şu anda kışı yaşıyor, Sydney temiz, yeşil, gururlu, kendinden emin, pahalı, kozmopolit, opera binası ve liman köprüsü ile daima övünüyor.

            George Street, Sydney’in en önemli ve hareketli caddelerinden biri… Buradan “Hop on–Hop off” iki katlı kırmızı otobüse atlıyoruz. Doğru Bondi Plajına gidiyoruz. Plaj ellerinde tahtalarla rüzgar sörfü yapanlarla dolu…

            Sahilde dolaşıyoruz… Ufak bir Çinli çocuk güvercin ve martıları ekmekle doyuruyor! Annesi de habire fotoğraf çekiyor. Tekrar otobüse binip merkezi tren istasyonuna geliyoruz. Hanım şoför Türkçe konuşuyor. Muhtemelen de Ermeni!

            Bizi ısrarla yakındaki Çin Pazarı’na yolluyor. Burası sanki Eminönü çarşısı… Dönüp yine kırmızı otobüsle şehir içi turuna devam ediyoruz. Eşcinsellerin her sene gerçekleştirdiği ünlü yürüyüşe ev sahipliği yapmasıyla bilinen Oxford Street, Sydney Gazinosu, rıhtım, Darling Körfezi, Akvaryum, Avustralya Müzesi, Hyde Park, Deniz Müzesi, gece kulüpleri ve barları ile ünlü Cross Bölgesi’ni tek tek geziyoruz.

            Bir kadıncağız evinin önünde onlarca papağanı besliyor. Avustralya’da binlerce özgür papağan bulunuyor.

            Otobüsten inip 305 metrelik Sydney Kulesi’ne doğru yürüyoruz. Hediyesi 20 dolar. Bu ücret de 60 yaş ve üstüne. Avustralya’da sinekten yağ çıkarıyorlar… Her şey para, para, para…

            Queen Victoria Building 1898 yılında konser salonu olarak inşa ettirmiş. Daha sonra orijinaline sadık kalınarak zarif bir mekân oluşmuş. Çatıya asılı Big Ben benzeri saatleri, vitrayları, harika yer döşemeleri, demir sütunları ile burası sahiden göz alıcı.

            Sydney’de dünyanın en ünlü yirminci yüzyıl yapılarından biri yükseliyor: Opera Binası. Yalnızca Sydney’in değil, Avustralya’nın da simgesi olan bu modern yapı bir çok dergi ve kitaba kapak olduğu için Sydneyliler çok gururlanıyorlar tabii. Yapı, Sydney’in en seçkin yerinde körfeze uzanan bir burunda yer alıyor. Bu burun, aynı zamanda kent merkezinin en şenlikli yeri. İnsanlar cıvıl cıvıl… Opera, konser, dram tiyatrosu dışında toplam altı bin koltuğa sahip olan iki tane de çok amaçlı salonu var. Binanın güneyinde ise kocaman bir açık hava tiyatrosu bulunuyor. Deniz usul usul kıyıları döverken oyun izlemenin keyfini tadamadım ama yüreğimde bir yerlerde yaşadım o anın kıpırtısını.

            Binanın yapım süreci oldukça maceralı geçmiş. 1954 yılında opera projesi için bir yarışma düzenlenmiş. Birinciliği kazanan Danimarkalı mimar Jörn Utkon ve ekibi hemen kolları sıvamışlar ama sorun üstüne sorun çıkmış. Önce zemin yeterli sağlamlıkta bulunmamış, her şey yeniden başlamış, ardından bir sürü başka problem birbirini izlemiş. Yedi milyon dolara mal olacağı hesaplanan binanın 102 milyon dolara çıkmış olması, bu sorunların hangi boyutlarda olduğu konusunda yeterli bir fikir veriyordur herhalde. Hele yapımının tam on dört yıl sürdüğü düşünülürse!.. İlk yedi yıl sonunda mimar bile artık vazgeçmiş. 1974 yılında yapılan açılış törenine gelmemiş bile. Bina bittiğinde, Londra’da yayımlanan Times gazetesi “Yüzyılın Mimarî Eseri” diye şapka çıkarmış ama karşı görüşte olanlar da yok değilmiş. Onlara göre ise “bir tuhaf yelkenli”, “saman yığını” ya da “futbol maçına giden rahibeler grubu”na benziyormuş bina. Anlatırken kendimden geçtim galiba. Ne var ki, ben burayı gezerken de böyle olmuştum…

            Sydney, merkezi dışında 450 Kenar Mahalleden kurulmuş. Kentin en görkemli yerlerinden biri de limanı, kuşkusuz. Güney Pasifik’in en büyük limanıymış zaten. Sydney’i gezerken en çok keyif aldığım şeylerden biri de, kentin su yolları üzerinde gemi ile dolaşmak oldu. Böylelikle, limanın okyanusla buluştuğu noktaya ulaşma, daha ıssız koyları görme şansını yakaladım. Çeşit çeşit özel gezi turları da var: Kısa, uzun, çaylı, yemekli… Bence en iyisi iki buçuk saat süren çay ikramlı turu seçmek.

            Kaptan Cook gemileri de bu coğrafyada Yemekli Körfez Turları organize ediyor. Hareket anında gemide çok az müşteri var ama daha sonra Darling Limanından katılanlar da  oluyor. Şişman ve sarışın bir kadıncağız farklı bir tarzda şarkılar söylüyor. Yemek ise vasat.. Burada ilk planda gezginlere sunulan aslında “manzara”. Bu gezinti, iki buçuk saat sürüyor.

            Sydney Akvaryumu da görülesi yerlerden. Akvaryumda bölgeye ait beş bin çeşit balığı, yüz kırk altı metrelik yeraltı tünellerinde yürürken izleyebiliyorsunuz. Akvaryumun hemen karşısında da Deniz Müzesi yer alıyor…

            Kentte gezilmesi gereken bir başka yer ise Sydney Kulesi. Üç yüz beş metre uzunluğundaki bu kule, aynı zamanda kentin en yüksek yapısı. İçindeki barda bir şey içerken ya da kendi ekseni etrafında dönen bir lokantada yemek yerken, bir taraftan da güzel Sydney’i kuşbakışı seyretmek mümkün; çok da keyifli tabii. Yılda bir milyon kişi geziyormuş bu kuleyi. Kentin bir başka ilginç noktası da Amerikan Lokantası. 1968 yılında, Vietnam’da savaşan Amerikan askerlerinin burada tatil yaparken, bir taraftan da vatan hasretini giderebilmeleri için özel olarak kurulmuş.

            Sydney, plaj yönünden deçok zengin. Üstelik bir belediye hizmeti olduğu için plajlara giriş serbest. Üç yüz kırk plajdan hangisine giderseniz gidin, tertemiz tesislerde, okyanusun sularına bırakabiliyorsunuz kendinizi. Deniz suyu sıcaklığı ise 16-20 derece arasında değişiyor, bütün yıl boyunca. Ülke insanlarının deniz sporlarına düşkünlüğü, Sydney sahillerinde hemen belli ediyor kendini. Ayrıca kentte çok sayıda golf sahası da varmış. Çünkü, Sydney’in en popular spor dallarından biriymiş golf…             Avustralya’nın en gelişmiş ve en kalabalık iki kentinden biri Sydney, diğeri ise Melbourne. “Niçin ikisinden biri başkent değil?”, diye sorabilirsiniz rahatlıkla. Ben de öyle yaptım ve karşıma yine “Melbourne-Sydney çekişmesi” çıktı. Bir zamanlar bu yüzden neredeyse birbirlerine savaş ilan edeceklermiş. Sonunda “Ne şiş yansın, ne kebap.” formülü uygulanmış ve çözüm bulunmuş. İki kentin arasında, dağ başına Ankara gibi bir kent inşa etmişler: Canberra

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir