İran’ın Sıradışı Kentleri:

Hamedan, Kermenşah, Meşhed, Rasht,

Bandar – e – Anzalı

Kurban Bayramının ikinci yarısında yol arkadaşım, becerikli dostum Selman Arınç ile birlikte İran’ın görmediğimiz yörelerini ziyaret etmeyi planladık. Ayrıca böylece Nomadmania web sitesinin bölge sıralamasında ikimiz de yükselecektik.

Ben daha Ekvator Ginesi’nden yeni dönmüştüm. Olsun, her zaman yeni bir yolculuğa  “hazırım”. Uzun süredir Selman ile birlikte yola çıkmamıştık. Gece saat 23, Tahran uçağı Sabiha Gökçen Havalimanından kalkıyor. Uçuş ortalama 3 saat sürüyor. Sabahın erken saatlerinde Tahran Havalimanındayız, bir taksi ile hemen otobüs garına gidiyoruz. Vallahi terminal de lokantası da tertemiz.

Hamedan’a giden “VIP” otobüse kuruluyoruz. Koltuklar oldukça geniş, ikram bile eksik değil, internette varmış. İran sahiden ucuz, düşünün Hamedan Tahran’a karayolu ile en az üç saat mesafede. Otobüse ödediğimiz miktar vallahi sadece 4 dolar. Yolda uyumuşum, ama yol boyunca uçsuz bucaksız taş çöllerini, ilginç bir yüzey yapısına sahip dağlık araziden geçiyoruz.

“Hamedan” bence pek sempatik bir yerleşim merkezi değil, Hamedan Eyaletinin başkenti. Burası sadece İran’ın değil dünyanın  en eski kentlerinden biri olarak biliniyor. Ama bizi oraya çeken esas neden İbn-i Sina’nın mezarının burada olması. Gerçi anıt mezar maalesef çirkin ve oldukça yüksek  betondan bir kule.  Hamedan’da ayrıca Bu-Ali Sina Üniversitesi bulunuyor. Bir çok okulun, işyerinin adı bu öncü tıp bilimcisinin ismini taşıyor. XI. yüzyılda yaşamış olan ve kentin bir meydanına adı verilen şair Baba Tahir ile 2003 yılı Nobel Barış ödülü alan Avukat Şirin Ebadi de Hamedan doğumlu.

Bir taksi ile 3 saat uzaklıktaki Kermenşah’a doğru yola koyuluyoruz. Yol düz ve geniş ama trafikte buna karşın çok yoğun. Özellikle kamyon ve tırlar yol boyunca her an hareket halinde. Şoförümüz tam bir bitirim. Taksisi ile bir sağa, bir sola kaçıyor. Ben arkada uyumuşum ama Selman devamlı şoförün yanında “tetikte.”

Nihayet Kermanşah’a giriyoruz. Burası aynı zamanda Sasaniler’in başşehri. Kürt müziğinin en önemli sanatçıları da bu topraklarda yetişmiş. Kürt besteciler ayrıca Mevlana Rumi’yi eserlerinde sık sık yad ediyor.

Hani ünlü de ünlü bir efsane vardır:  “Ferhat ile Şirin”,  Ferhat Şirin’e olan aşkı uğruna dağları deler ya ! İşte o dağda Kermenşah’da !

Kentin en dikkat çekici eseri şüphesiz, “Tağ – Bostan.”

Dağa tek tek işlenmiş olan kabartmalar sahiden Sasani sanatının birer harikası. Ana kompozisyon 3 metre yüksekliğinde, 7 metre genişliğinde ve 6 metre derinliğinde.  Kompozisyonda ata binmiş olan Sasani kralına tanrıça Anahista huzurunda  bir yüzük hediye ediliyor. Filleri, avcıları, avcılarca öldürülmüş masum geyikleri ile bir av sahnesi de taşlara aynı  incelikle tek tek işlenmiş.

Civardaki dağlar, gün içinde değişen renkleri ve şekilleri ile sahiden etkileyici.

Otelimiz  Parsian hem ucuz hem de rahat. Altıncı kattaki manzaralı keyifli bir kahvaltı sonrası “Fartaknews” televizyonu benimle bir mülakat yapıyor.

Kermenşah Havaalanından Meraj Havayolları ile Meşhed’e uçuyoruz. İran da  çok sayıda özel havayolu var. Ne de olsa geniş bir coğrafya. Karayolu ile ulaşım onlarca saat alıyor. İki saate yakın İran’ın kuzeyinde kurak arazisi üzerinden uçuyoruz.

Meşhed Havalimanı oldukça geniş ve modern ancak bavullar bir türlü gelmiyor. Ayrıca hangi bantta bavulların olacağı panolarda yazılı değil. Herkes sürekli bir banttan diğerine koşuyor. Kırk dakika sonra bavuluma kavuşuyorum.

Meşhed’de lüks bir otelin süit odasında kalıyoruz. (Gecesi 120 dolar) “Darvishi” (Derviş) otelinin servisi bizi alandan otele kadar götürüyor.  Selman her şoförle hemen Farsça sohbete başlıyor. İnanın çok da “başarılı”. Espriler yapıyor, onları da  güldürüyor.

İran’ın en büyük ve en verimli eyaleti olan  Horasan’ın başkenti olan Meşhed aynı zamanda Kerbela’dan sonra Şiiler için “en kutsal yer”.

“Haram Rezazi” yani İmam Rıza’nın Türbesi ve kompleksi sahiden her yönü ile şaşırtıcı bir binalar topluluğu. Günün değişik saatlerinde karşınıza ışık oyunları ile yepyeni bir manzara ile çıkıyor.  Her gün binlerce İranlı’nın yanında Türkiye, Irak, Tacikistan, Afganistan, Pakistan ve Arap ülkelerinden gelen Şiiler İmam Rıza’nın defnedildiği bu kutsal alanı ziyaret ediyor. Geceleri de burası ışıl ışıl.

Gevherşad Caminin avlusunda beyaz sakallı, beyaz sarıklı yaşlı bir imam hutbe veriyor. Hutbe ekranlarla tüm avluya yansıtılıyor. Ahşap, mozaik kakma ve taş oymacılığının harika birleşimi olan çeşmelerle soğutulmuş avluları, kemerleri, aynalı fayanslarla süslenmiş saf altından kubbeleri birbirine tamamlanmış.

Girişlerde kapılarda ciddi bir kontrol var. Erkeklerde uzun pantolon, hanımlarda ise başörtüsü ve uzun etek aranıyor. Gerçi cep telefonuna artık izin verseler de elinizde herhangi bir çanta ile kesinlikle içeri giremezsiniz. Daha  önce bu alanda bir bomba patlamış! Çok sayıda kişi hayatını kaybetmiş. Benim çantayı da yakaladılar ve kesinlikle içeri koymadılar, gelen komisere çantamdaki kitapları gösterdim. “Dünya İçin Bir şey Yap” adlı kitabımın Farsçasını ona imzalı olarak hediye edince,  Sırtçantamla içeriye girmeme izin verdi. Belki de buranın tarihinde bu bir “ilkti.” Selman ile ziyaretçileri inceledik, benim dışımda kimsenin elinde herhangi bir şey yoktu. Kapının girişinde tüm ziyaretçilere zeytinli birer çörek hediye ediliyordu.

Hazreti Ali,  Peygamberimizin kızı Fatima tül Zehra ile evlenir. İki oğulları Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin dünyaya gelir. Hz. Hasan soyundan gelenler “şerif”, Hz. Hüseyin soyundan gelenler ise “seyit” olarak anılır. On iki imamın sonuncusu İmam Rıza o zaman bir köy olan Meşhed’de dönemin halifesi tarafından üzümle zehirlenir, İran topraklarında gömülü tek ve son imamdır. İşte bu yüzden  “İmam Rıza” Şiiler için çok önemlidir.

Altın kafesteki türbesini hergün ziyaret eden binlerce Şii erkek,  kadın ve çocuk saf altın kaplı kapıları, türbeyi  üçer defa öpmekte, başında ağlamakta, dua okumakta ve türbenin kafesine dokunmaya çalışmaktadır. Hatta siyahlara bürünmüş bazı delikanlılar ellerindeki zincirlerle vücutlarını kanatıp kendilerini cezalandırmaktalar. Yeni evliler de  bu büyülü türbeyi muhakkak ziyaret etmekte.

Tahran’a 600 kilometre uzaktaki Meşhed her gün misafir ettiği binlerce ziyaretçi ile her an hareketli ve hızlı yaşayan bir kent. Trafiği İstanbul’dan bile beter, her an her yerden bir araç çıkabilir. Hele motosikletliler kaldırımda bile deli gibi yol alıyor. Ana caddeler boyunca yüzlerce otel, kuruyemişçi, dondurmacı, giysi dükkanları, kuyumcu, baharatçı dizilmiş.

  • Altmış bin beyitli Şehname’nin yazarı Firdevsi’nin mezarı da Meşhed’de. Sultan Murat her bir beyit için bir altın vereceğini kendisine vaad etmiş ama sonra nedense bu sözünü tutamamış.
  • Almas – Şark (Şarkın Elması) Meşhed Kentinin modern yüzü. Sirk, lunapark, modern siteler ve AVM’ler bu bölgede yer alıyor.
  • Meşhed Tren İstasyonunun geniş hacminin tavanını sadece kenardaki sütunlar taşıyor. Şah Rıza’nın atamızı ziyareti sırasında Ankara garını görünce etkilenmiş ve buranın projesini hazırlatmış. 

Meşhed’den Tahran’a trenle dönmeye karar veriyoruz. Akşam üstü hemen her saat başı Tahran’a bir tren var ama trenler üç ayrı kategoride. Biz en lüks olanını seçiyoruz. Bir gezgin olarak ikinci el giyerim ama doğrusu trenlerde konforlu seyahat etmek isterim. Kompartımanlar 4 kişilik. Elbette aile olmadan kadın ile erkeği aynı bölüme vermiyorlar. Doğrusu vagon tertemiz. Herkesin çarşafı, yastık kılıfı, battaniyesi bir şişe suyla beraber özel torbalara konmuş. Yolculuk tam 10 saat!

Tren hareket edince önce meyve-yemiş yanında naneli leziz bir limonata ikram ediliyor. İki saat sonra da kızarmış tavuk da içeren yemek servisini  getiriyorlar. 

Doğrusu sessiz ve neşeli bir yolculuk, ilaç aldım, uyumuşum. Tahran’a sabahın 5’inde varıyoruz. Gar o saatte bile kalabalık. Yine bir taksiye atlayıp önceden tanıdığımız otogara geçiyoruz.

Saat 07.00 otobüsü ile Hazar Denizi kıyısındaki Bandar e Anzali’ye doğru 5 saatlik bir yolculuğa başlıyoruz. Önce eyalet başkenti Rasht Kentine varıyoruz. Bu kent hem birinci,  hem de ikinci dünya savaşında Rus işgaline uğrayınca ekonomisi iyi bozulmuş. Polonyalı esirler burada çalıştırılmış, hatta bir Polonya Mezarlığı bile var. Rus binaları ile pirinç tarlalarının bulunduğu genellikle yüksek duvarlı iki katlı çiftlik evleri dikkati çekiyor.

Sefid Nehri üstünde büyük bir baraj inşa edilmiş. Bölgede jilet, cam, sabun, sepet ve ipek atölyeleri bulunuyor.

Selman otobüste Hüseyin adlı bir gençle dostluk kuruyor, Hüseyin bizi Bandar’daki evine davet ediyor.

Hazar Denizi kıyısında Behareset-Talab (Cennet lagün) adlı hoş bir otele yerleşiyoruz. Motel tarzında güzel planlanmış, su üstünde platformda kurulmuş sevimli bir lokantası var. Ancak sazlıkların içinden hızla geçen motorlarının ardı arkası kesilmiyor. Ekosisteme büyük bir darbe. Oradaki, kuş, kurbağa ve balık yumurtaları yok ediliyor. Bu durumu ertesi gün bölge valisine anlatıyorum. 

Sabah kent merkezine iniyoruz. Hemen her köşede bir banka var. Buranın içinde ufacık tohum taneleri bulunan bir meşrubatı var. Vişneli, kayısılı, şeftalili,  ahu dudulu  da oluyor. Doğrusu hoşumuza gidiyor. Hele de soğuksa daha da lezzetli, öyle çok da tatlı değil.

Valilik binasına uğrayıp zor da olsa Tahran otobüsüne saat 12’de yetişiyoruz. Otobüste lise öğrencilerinden oluşan bir futbol takımı var. Sohbet yol boyunca derinleşiyor. Dokuz saat sonra Tahran Otogarına varınca bizim havalimanına kadarki taksi ücretini öğrenciler aralarında toplayıp şoföre ödüyorlar. Utanıyoruz, çok ısrar ediyoruz, almıyorlar. İnanılmaz bir dostluk ve misafirperverlik !

Nedense Havalimanında yine beni polis çeviriyor. Özel bir odaya alıyorlar. Valiye niye gitmişim ? Yaa diyorum, kitabımın Farsçasını hediye ettim. Kabahat mi ? Kendisi bizi kahvaltıya davet etti. Vali ziyaret edilmez mi ?

İstanbul’a dönüş saati geldi. Beş günde batıdan doğuya İran’ın beş farklı kentini tanıdık. Maceralar yaşadık, öğrendik, uzun yollar aştık, güldük, soruşturma bile geçirdik. Yeni dostlar ve tecrübeler edindik. İnanın öyle fazla para da harcamadık doğrusu ! Mutluyuz!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir