Gezi Rehberi

Gezi Türleri

İnsanlar farklı sebeplerle yola düşer. Bazısı zorunlu, bazısı hevessiz, bazısı ise nereye gittiğini bile bilmeden…

· Sağlık nedeni ile Orta Çağ’da kral ve kra-liçeler dâhil, İngiliz asilzadeleri güneş ve kum için Akdeniz sahillerine taşındı. Çarlık Rusyası ise Karadeniz’e XVI. yüzyılda Karlsbad ve Baden Baden Avrupa’nın önemli kaplıcaları olarak ün yapmıştı.

· Seyahatlerin başında savaşlar sonrası zoraki göç gelmektedir. Türk-Yunan mübadelesi ile binlerce insan evlerinden, yaşadıkları kentten ve komşularından koparıldı. Hitler, Yahudileri; Stalin Ahıska ve Tatar Türklerini; Ruanda’da kabile savaşları ise Tutsileri geride birçok acı bırakarak gözyaşları ile evlerinden sürdü.

· Dinî sebeplerle milyonlarca insan, yüzyıllar boyunca hem hac hem de farklı kutsal yerleri ziyaret için bir yerden bir yere hareket etmiştir. Suudi Arabistan, Hindistan, Nepal inanç turizminin en yaygın olduğu yerler arasındadır. Türkiye’de ise Hatay gibi kutsal topraklar ve Efes’te Meryem Ana evi inançlı Hristiyanları daima kendine çekmektedir.

· İş görüşmeleri için ellerinde “bond” çantaları ile dünyanın dört bir yanındaki farklı büyük kentlere uçan iş adamlarını uçak seferlerinde sık sık görebilirsiniz. Kongre turizmi, insanoğlunun “görme” merakının, mesleki bilgisini artırmak için meslektaşları ile tanışarak kendini yenileme isteği ile birleşmesi sonucu oluşan önemli bir sektördür. Genelde kongrelerin ilk açılış günü kalabalık olur, sonra katılımcılar hızla bu yeni coğrafyayı araştırmaya başlarlar. Çünkü gezi ücreti çoğunlukla çalıştıkları kurumca karşılanır.

· Akraba ziyareti ve aile bağları, insanları yola döken faktörler arasındadır. Gerçi artık yaşanan evlerin küçülmesi, ailede herkesin çalışması ve boş zamanın azalması eskisi gibi uzun süreli akraba ziyaretlerini sınırlamıştır.

· Eğitim için çok sayıda öğrenci, başta İngiltere ve ABD olmak üzere, dünyanın dört bir köşesinde özellikle üniversite veya yüksek lisans eğitimine devam etmektedir. Ayrıca staj, kamp veya farklı kurslar nedeniyle yollara düşen gençlerin sayısı da az değildir.

· Uluslararası spor karşılaşmaları da farklı coğrafyaları ziyaret için önemli bir neden olmaktadır. Gerek sporcular, antrenörler ve hakemler, gerekse takımı ile birlikte tüm deplasmanlara gidip cebindeki parasını maalesef bu uğurda harcayan futbol fanatikleri bu grubu oluşturmaktadır.

· Ayrıca dünyanın farklı coğrafyalarında gerçekleşen festivaller de çok sayıda sanatçı ve sanatseveri kendine çekmektedir.

· Osmanlı on iki milyon kilometrekare coğrafyaya hükmetmiş. Gitmiş, fethetmiş ve kendine bağlamış. Gençlerimiz bugün de yurdumuzun değişik yörelerini yine askerlik sayesinde görüp tanıyabiliyorlar.

· Mecburi hizmet veya görev gereği atama ile devlet memurları, emniyet ve sağlık mensupları farklı coğrafyalarda ailesi ile birlikte öngörülen bir süre yaşamaktadır.

· Deprem, sel, toprak kayması, tsunami ve volkanların harekete geçmesi gibi doğal afetler veya dev baraj inşaatları, insanların başka topraklara göç etmelerine neden olmuştur.

· Ev içinde seyahat, evindeki huzuru ve sıcaklığı terk edemeyen insanlar için en uygun seyahat şekli sanırım. Geçmişten farklı farklı izler taşıyan eşyalar ve evimizde mazide yaşanmış anılar bizi bazen hoş bir düşsel geziye çıkartır. Anlamlı eşya ve birikimler kişileri evine bağlar. Xavier De Maistre, “Odamda Seyahat” adlı kitabında böyle bir yolculuğa çıkanlardan.

“Vakit gece yarısını geçince evin içinde yürüyüşlere çıkıyorum; bazen durmuş bir saatte, bazen küçük bir bibloda molalar verip her birinde bir başka serencamın izlerini keşfederek, her eşyanın ancak gecenin yalnızlığında açtığı kapılardan, başka zamanlara, başka dünyalara geçiyorum.”

Gerçek Gezgin

Bir gezinin gerçekleşmesi bence dört faktöre bağlıdır. Para, zaman, sağlık ve istek… “İstek” bence en önemlisi! Sağlığı yerinde iken yola düşmeli insan. Çok fazla paraya da ihtiyaç yok aslında. Yola çıkan herkes bir şekilde geri döner. Hayallerinizi bir an önce gerçekleştirin, ertelemeyin. Her seyahat ile görme tutkusu daha da artar. Kendinizi mutlu edin, iç sesinizi dinleyin. Hayatın kendisi zaten bir yolculuk değil mi?

Gezgin, kendi serüveninin kahramanıdır.

Gezgin, bilgi taşıyıcıdır.

Gezgin, kolay yaşlanmaz.

Gezgin, doğayı sever, barışçıldır.

Gezgin, bulunduğu ortamı tanımak ister.

Gezgin, farklı dillerden, dinlerden, geleneklerden, şarkılardan, danslardan, ritüellerden, motiflerden, sokak oyunlarından ve paylaşmaktan ayrı bir zevk alır.

Gezgin, kertenkele gibi güneşe karşı yat-maktan, içki masasında sarhoşları dinlemekten, lüks bir lokantada uzun uzun oturmaktan hoşlanmaz.

Gezgin, kentin arka sokaklarında dolaşır.

Gezgin, gerekirse peynir-ekmek ve muz ile elma yer; yazın parkta yatar. Otostop bile çeker.

Gezgin; bakar, görür, anlar, öğrenir, öğretir ve yolların çağrısına uyar.

Gezgin, mütevazıdır.

Gezgin gittiği ülkelerin kokusunu, kültürünü, insanlarını, değerlerini kendisine katmayı bilir.

Gezgin, dertlerinden ve monoton bir hayatın getirdiği tüm sıkıntılardan uzak kalır.

Gezgin, serüveni sever.

Gezgin, etrafa uçuşan çöpler ile dolu, birbirine benzeyen ruhsuz beton binalardan, birbirine bitişik sıvasız evlerden hoşlanmaz.

Gezgin, mahalle sakinlerinin birbirlerine yakın olduğu “mahalle kültürü”nü de sever.

Gezgin, gezi sırasında gazete okumaz, televizyon seyretmez, apayrı bir “gezi dünyası”na dalar.

Gezgin, mega şehirlerin kurşuni gökyüzünü en azından belli bir süreliğine terk eder.

Gezgin, otellerdeki oda numaralarını hep karıştırır.

Gezgin, sürekli pabuç eskitir.

Gezgin, kopya kültürden hoşlanmaz. Renkli geleneksel kültüre sahip çıkar.

Gezgin, yola koyulmak için her fırsatı değerlendirir.

Gezgin, meraklıdır. Merak ise aslında “dişidir”. Merak şaşırtır, güldürür, yeniliklere yelken açtırır. Bazen üzer, bazen acı çektirir, hatta öldürebilir de…

Gezgin, yavaş yavaş tüketim ile özdeşleşen kısacası her biri birer “ufak ABD” olan ülkelerden uzak durur.

Kültüre yolculuk insanın kendi içindeki yolculuğudur.

Gezgin, “tek tiplilikten” hoşlanmaz.

İyi bir yürüyüşçüdür gezgin. Çünkü bir kenti anlamanın ve yaşamanın en iyi yolunun yürümekten geçtiğinin bilincindedir. İnsan “farkı” ancak yürürken fark eder. Ayakları sızlayana kadar dolaşır; bazen bir otobüsün köşesinde, bazen bir motorun kuytusunda yorgunluktan uyuklasa bile…

Gezgin, pahalı şeyler yerine yöreye özgün hatıra eşyalarını satın almayı tercih eder.

Gezgin, lüks bir otelin havuz başında oturmak yerine kentin kenar mahallelerinde dolaşmayı yeğler. Çünkü bir kentin ya da bir ülkenin sosyoekonomik yapısı, lüks otellerin havuz başlarında anlaşılmaz.

Bir “dünya vatandaşı”dır gezgin. Tüm dünya insanlarına, uygarlık ve kültürlerine, hiçbir ayrım yapmadan, ön yargısız yaklaşır. İnsanlara ırk, din, dil, cinsiyet ve milliyet kalıplarının dışında, “insan” olarak bakmayı bilir. Kendi kültüründen olmayan insanların geleneklerini, kültürlerini, dünyalarını anlamaya ve onlara saygı göstermeye çalışır.

Bazen en isteksiz çıktığınız yolculuk en coşkulusu olur. Yolculuk sonrasında kısa dostluklar kurulur, ayrılırken iki taraf birbirine adreslerini ve telefon numaralarını verir ama nedense hiç aranmaz, unutulur.

Gezmek, Bir Yaşam Biçimidir

Gezmek; insanın ufkunu genişletir, yaşamını renklendirir. Gezmek, bilgi ve görgü artırmak ve gözlem yapmak demektir. Geziler yaşama açılan pencerelerdir. İnsan gezdikçe ülkesini, dünyasını daha iyi kavrar ve dünya sanki küçülür.

Korumasızlık duygusu, korku ve heyecan geziyi daha zevkli yapar. Seyahat bir çeşit “ibadet-tir” ve insanı “olgunlaştırır”. Bazen “programsız” ve “sürprizlerle dolu” olması da ayrı bir zevktir.

Geziler bazen uzun ve sıkıcı olabilir, zorluklar çıkabilir, hastalıklar ve daha akla gelmeyen çok sayıda olumsuzluklar yaşanabilir. Ama geri dönünce, tüm bunlar sadece birer hoş anı olur. Her şey muntazam giderse geri dönünce anlatacak ne kalır ki?

Gezmek bir tedavi dönemidir, birçok hastalığın üstesinden gelir.

Seyahatin sunduğu gerçeklerle beklentiler denk değildir.

Gezmek kişinin vizyonunu, hoşgörüsünü, üretkenliğini artıran bir “okul” gibidir. Yaşamın içine karışmış küçük detayları ve bu detaylarda saklanan mutluluğu yakalar. Bu da gezgini daha mutlu, ar-kadaşlarına karşı sevgi dolu, kendisiyle ve çev-resiyle barışık, özgüvenli, daha başarılı ve üretken yapar. Unutmayın, “güzellikler” hep uzaktadır ve her coğrafya keşfedilmek ister.

Zanzibar’ın dar sokaklarında kaybolmak, Alaska’nın muhteşem doğası ile Himalayalar’ın muazzam boyutlarına hayran olmak, Endonez-ya’da, Afrika’da, Avustralya’da bambaşka kül-türlerden gelen yerli halklarla iletişim kurmak, Patagonya’da denizaslanlarını, deniz fillerini, Galapagos’da deniz iguanalarını yakından görmek ve onlarla yüzmek bir gezgin için unutulmaz tecrübelerdir.

Aslında gezginler birer “barış köprüsü”dürler. Bu duyguları yaşayan biri, bir daha asla eskisi gibi olamaz. Çünkü artık çok renkli ve zengin bir dünyanın kapılarını aralamıştır. Bundan sonra hep daha fazlasını görmek ve öğrenmek ister. Bu tecrübeler hem kişiliği geliştirir hem de dünya üzerindeki konumunu anlamasına yardımcı olur.

Gezen kişi, yaşadığı ilginç ve sıra dışı tecrübeler sayesinde, kendini topluma ve bütün dünyaya karşı sorumlu hisseder. Bu duygu onu daha üretken ve daha faydalı bir birey haline getirir.

Batı ülkelerinde aileler, çocuklarını çok erken yaşlarda kendi başlarına dünyayı tanımaya gönderirler. Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda ve Avrupa’da, 17-18 yaşındaki gençler okullarına bir yıl ara verip dünyayı tanımaya çıkarlar. İş hayatınızda da bir mola verebilirsiniz.

Gezmek, geniş bir vizyon sağlar.

Gezmek, yalnız kalmak ve bir bakıma kendini tanımaktır.

Gezmek, başlaması kolay ancak bitirmesi zor bir aşktır.

Gezmek, özgürlüktür.

Gezmek, bir arayıştır.

Gezmek, bir zenginliktir.

Gezmek, dünyayı anlama isteğidir.

Gezmek, dokunmak ve tutmaktır.

Gezmek, bir bakıma harita kullanma zevkidir.

Gezmek, bir saç tokasıdır, bir mahalle pazarıdır, yerel bir şekerdir, bazen de etnik bir melodidir.

Gezmek, pasaport eskitmektir.

Gezmek, kendi içimize doğru çıktığımız bir yolculuktur.

Gezmek, kaybolmak ve yepyeni bir coğrafyada tekrar uyanmaktır.

Gezmek, geçmişi sevmek ve eski kültüre sahip çıkmaktır.

Gezmek, bir sanattır; gitmek, görmek ve keşfetmektir.

Gezmek, ilham almaktır.

Gezmek, meraktır.

Gezmek, yaşamanın ta kendisidir.

Gezmek; pazardaki, sokaktaki yaşamdır; güneşin dansı, ayın sonatıdır. Meydandaki gölgedir, bir hayvancığın sesi ve beklenmeyen bir hareketidir. Bir ağacın gökyüzüne yükselen ucudur.

Gezmek, hayatı tanıma sürecidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir