Fars’ın Tam Kendisi: Şiraz ve Persepolis

Kerim Han, Zeyd bulvarının ikiye böldüğü İran’ın kültür ve sanat merkezi, mimari, resim ve hat sanatının geliştiği bir okuldur. Tac Mahal’in duvarlarına Farsça şiirleri bu kentin ustaları işlemişlerdir. Fars eyaletinin başkentidir ve ülkenin diline “ismini” vermesi ile bayağı övünür. Şairleri, bülbülleri, filozofları, aşıkları, kralları, bahçeleri, şarabı, gülü, turunçgilleri ile tanınır. 1750 yılında Zend hanedanlığı Şiraz’da kurulmuştur. İlk krallarının ismini taşıyan 12 bin işçinin emeği ile inşa edilen Kerim Han Kalesi yuvarlak hatları, 14 metrelik yüksek duvarları ile şehrin merkezinde hemen dikkatinizi çekecektir. Ancak aynı meydana bir alt geçit yapmaya başlanınca kulelerden biri iyice eğilmiş. Ünlü Müslüman gezgin İbn-i Batuta Şiraz’ı kitabında şöyle tanımlamış: “Burada insanların, pazarların, nehirlerin bir eşi yoktur”. Bagh-e Anc ve Bagh-e Takht şarapları “Cabernet” markası ile halen en şık ve pahalı lokantaların masalarını süslüyor. Rejim gereği bu ülkede şarap içmek yasak ancak Türkiye dâhil birçok ülke bu ünlü şarabı taklit etme çabasında! Şiraz üzümü şarap olurken hemen ezilmesi gerekiyormuş. Kalın kabuklu olduğu için hastalıklara, mantarlara ve onu yemek isteyen kuşlara karşı dayanıklı oluyormuş.

Kerim Han’ın yaptırdığı “Vekil Pazarı”nda kendinizi labirentlere bırakmanız gerekir. Baharatçıları, hamamı, çayhanesi, kumaşçıları, antikacıları, sevimli avluları, saray-i mürşidi ile Vekil Pazarı ve hurma ağaçları, havuzlu avluları ile Ziynet-ül Molk adlı İran evi ve bir çeşit botanik bahçe olan İrem bahçeleri eminim hoşunuza gidecektir. Sonra, Şiraz’da Eram bahçesinde soluklanır, safranlı dondurma yenir. Ayrıca, fıskiyeleri ve serin bahçesi ile XVIII. yüzyıl İran mimarisinin güzel örneği Ghavam ailesinin evi Narencistan Kasrı’nı da programınıza alınız. Sekizinci imam Rıza’nın öz kardeşi Seyid Amir Ahmet 835 yılında Şiraz’da şehit edilir. Onun gömülü olduğu Şah-e Çerağ Türbesi milyonlarca küçük aynaları, rengârenk mozaikleri, yarı karanlık mistik atmosferi ile size huzur, ihtişam, eziklik ve hayranlık gibi hislerin bir karışımını sunacaktır. Altın ve gümüş kapılarının ardında belki de yiyecek parasının zor bulan kadın, erkek, çoluk, çocuk, ihtiyar, asker ve polisin tarifsiz bir ışık düzeni altında itişen-kakışan ellerini hep Vecd içinde izliyoruz.

İbn-i Batuta bakın Şiraz hakkında o ünlü gezi kitabında başka neler yazmış?

“Bir gün Şiraz çarşılarından birinden geçerken, güzel bir Mescid gördüm. İçinde rahle üzerinde ipek kâselere yerleştirilmiş mushaflar konmuştu, orada da güzel giyinmiş bir Şeyh oturmuş Kur’an okuyordu.”

Şiraz ayrıca iki ünlü şairi ve onların türbeleri ile övünür. Sufi bir şair, gazel, nesir ve mesnevi ustası olan Sadi (1209–1291) aynı zamanda ünlü bir gezgindi… Yoksul bir evde doğan Sadi kısa ömründe halkla iç içe olmuş, insanları iyi tanımış, felsefe ile sanatı buluşturmuştur. Tanınmış iki eseri olan Bostan ve Gülistan’da bazı alıntılar kasvetli türbesinin duvarlarına işlenmiş. Bugün Sadi’nin bazı mısraları Birleşmiş Milletler’in broşürlerinde bile yer alır. Sadi; dizeleri ile yüzyılları aşıp Aragon’dan Rilke’ye kadar büyük şairleri hatta Mehmet Akif Ersoy’u dahi etkilemiş olan bu bilge, “iki şey vardır ki hayatımızı karartır: Susacakken konuşmak, konuşacakken susmak” demiş. Sadi’nin türbesinde aşkın kokusunu ölümünden yüzlerce yıl sonra bile hissediyorsunuz.

İran’ın en meşhur şairi Hafız (1324–1391) ise Kur’an’ı ezberlemiş ama Şiraz’ın dışına da hiç çıkmamış. Şiirleri insanı şöyle bir okşar, çok derin anlamlıdır ve yoruma da açıktır. O yüzden Şiraz da bağ evinde yazdığı ünlü eseri “Divan” “fal kitabı” olarak bile kullanılmaktadır. Falcı, Divanın herhangi bir sayfasını sizin için açıp yazılanları yorumlayıp geleceğinizi de okur. Bu yüzden şiirlerinin tercümesi çok zordur. Zaman, zaman beyitlerinde şarap, dans ve bülbülle ilgili şehvet dolu sözler de yer alır.

“Zevku sefa ve işret fidanı yetişiyor.

Gül yanaklı saki nerede?

Bahar rüzgarı esiyor, lezzetli şaraplar nerede?

Her taze gül daima bir gül yanaklıyı hatırlatmakta.

Fakat, söz dinleyecek kulak, ibret alınacak göz nerede?”

İki havuzlu geniş bir bahçe içinde ince sütunlarla tutturulmuş yüksek kubbeli türbesinin içi bugün de beyaz mezar taşının başında şiirlerini okuyan gençlerle dolu.

“Hafız’ın kalbi olan bahçede bir gül varmış.

Yanında her gün açarmış kanayan rengiyle.”

Belki bahçede Yahya Kemal’in bahsettiği bu özel “gülü” göremedik ama Hafız Türk Divan Edebiyatını da çok etkilemiştir. Nafî, Nabî, Bakî, Fuzulî ve hatta doğu felsefesini inceleyen Alman Goethe yazılarında hep ondan bahsetmişlerdir.

Persepolis Görülmelidir, Yaşanmalıdır

2535 yıldır etrafı duvarlarla çevrili, 15–20 metrelik bir platform üstüne geniş bir ovada kurulmuş olan Akamenid krallarının şehir-sarayı Persepolis 1979 yılında dünya miras listesine de alındı. Yüz elli yıl Pers İmparatorluğu’nun başkenti olan Persepolis, ayrıca “Taht-ı Cemşid” ve “Kavimler Kapısı” olarak da anılır. Persepolis’te otuz kuşun bir araya gelmesiyle oluşan efsanevi kuş Homa yani Simung, tek boynuzlu, kışın sembolü kabul edilen mitolojik ejderha Unicorn, akıl ve gücü simgeleyen kanatlı boğa kabartmalarını hayranlıkla seyredip fotoğraflarsınız. Bir yazıtta ise şu ifade yer alıyor:  “Ben Şerşes, Kralların Kralı Darius’un oğluyum”.

Apadana Sarayı, Bin Sütunlu Saray ve Tachara (Kışlık) Sarayı, salonları, hazine dairesi ile Persepolis 125 bin metrekarelik bir alanı kaplar. M.Ö 521’de kurulmaya başlanan Persepolis’e Nevruzda komşu uluslardan armağanlar sunulurmuş.

Ermeniler, Babiller, Mısırlılar, Asurlular, Kilikyalılar, Süryanilerin kentin ünlü tüm milletler kapısına çıkan merdivenlere işlenmiş harika bir taş işlemeciliği ürünü olan “hediye sunum” figürlerinde farklı milletlerin temsilcilerinin tip, giysi ve ırksal özellikleri hemen dikkatinizi çekecektir.

M.Ö 330’da Pers Kralı Darius tarafından mağlup edilen babası II. Philip’in intikamını (Bu olay 300 Spartalı adlı filme konu olmuştu.) almak üzere buraya gelen Makedonya Kralı Büyük İskender bu muhteşem şehri Pers Kralı III. Darius’u yenerek harabeye çevirir. Söylentilere göre Persepolis’te ele geçirilen hazineleri 10 bin katır ve 5 bin deve ile Makedonya’ya gönderse de bu kafilenin yolda başına gelenler bir sır olarak kalır. 1971 yılında İran Şah’ı Persepolis’in 2500. yılını kutlamaları şerefine dünya liderlerini burada kurulmuş muhteşem çadırlarda ağırlamıştı. Türkiye adına katılan dönemin Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay kendisine aralarından birini seçmesi üzerine verilen üç takıyı, gelini ve kızı için de düşünüp iade etmemesi büyük dedikodulara neden olmuştu.

Humeyni döneminin hemen başında ulema Halhuli iş makineleri ile Persepolis’i yıkmak üzere yola koyulunca komşu kasaba halkı etten bir duvar örüp buna müsaade etmez. Son olarak Persepolis İran’daki sosyal yaşamı bir genç kızın gözünden anlatan bir çizgi filmin de adı oldu.

Rivayet olunur ki:

Timurlenk, Şiraz’ı fethettiği zaman: Hafız-i Şirazî’nin ünü gökyüzüne varmış imiş. Aksak Timur merak edip:

—Getirin şu adamı bir göreyim!… Diye buyruk vermiş.

Getirmişler Hafız’ı… Yırtık pırtık giysiler içinde bir fakir derviş. Atmışlar hükümdarın önüne…

—Sen misin, demiş Timur, şu haline bakmadan beyitleriyle, sevgilinin bir ben’ine Şiraz’ın bütün güzelliklerini bağışlayan adam?

Hafız:—Devletlûm! Diye cevap vermiş, eğer elim bu kadar açık olmasa bu hallere düşer miydim?..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir