Ezeli Dost, Edebi Düşman: İran

Acem ülkesi denince aklıma önce bahçe, vaha, şal, halı, kilim, mine, hat, telkani, minyatür, dizi dizi turkuaz renkli kubbeler, rüzgâr bacaları, kapalı çarşılar, çayhane, ahşap işleri, geleneksel kahvehane, şiir, Hafız Sadi, Firdevsî, Ömer Hayyam, şam fıstığı ve safran geliyor. Sonra “ağıt” ve “nefret” geliyor. İranlı geçmişini daima kalbinde gönlünde canlı tutar.

İran çeşitli ırkların, dinlerin, dillerin kaynaştığı bir Babil Kulesidir. Araplar, Kürtler, Türkler, Ermeniler, Şiiler, Süryaniler, Sünniler, Zerduşlar, Bahaîler ve Hristiyanlar.

Büyük Kurus’un kurduğu Akamenid imparatorluğu M.Ö. 558 ile M.S. 330 yılları arasında bu coğrafyada hüküm sürdü. Ünlü kralları I. Darius ve oğlu Şerşeş zamanında sınırları doğuda Hindistan’a batıda Ege kıyılarına kadar uzandı. Akamenid kralı III. Darius Büyük İskender’e yenilince başkentleri Persepolis’i yıktı. M.S. 224 ile 638 arası bu ülkeye Sasaniler hakim oldu. Bu dönemde Zerdüştlük resmen devlet dini oldu ve bir tür kast sistemi uygulandı. 645 yılında başlayan Arap işgali ile bu topraklar Müslümanlaştırıldı. Abbasiler 600 yıl kadar İran’ı yönettiler ve yerlerini Selçuklulara bıraktılar. 1051 yılında İsfahan başkentleri oldu.

İran’da Cengiz Han’ın yönetimindeki Moğolların yıktığı Büyük Selçuklu İmparatorluğu’ndan sonra Cengiz Han’ın torunu Hulagu Tebriz’i başkent yapıp Müslüman olur ve “İl han” ismini alır. 1402’de Timur’un Osmanlı’yı mağlup etmesi sonrası kısa bir süre başkenti Kazvin olan Moğol dönemini görüyoruz. Daha sonra da Şah İsmail dönemi ile başlayan 1765 yıllarına kadar süren Safevileri görüyoruz. Safevi Devleti bir ara Afganistan ve Pakistan’ı bile bünyesine alır. Şah İsmail Çaldıranda Yavuz Sultan Selim’e yenilir.

Afgan kralı Nadir Şah arkadan Kerim Han’ın kurduğu Zand Hanedanlığı ve sonra da Ağa Muharrem Han’ın Kacar kabilesi tarih sayfalarında sıra ile yerlerini alır.

1921 yılında Rıza Han bu coğrafyada yönetimi ele geçirdi ve 1926 yılında “Şah Pehlevi” ünvanı ile tahta geçti. 1941 yılında ise şah olma sırası oğlu Rıza Pehleviye geldi.

16 Ocak 1979 tarihinde hergeçen gün daha şiddetlenen ayaklanmaların bastırılamaması üzerine Şah Rıza Pehlevi Mısır’a kaçar. İran’da yeni bir sayfa açılır. Yeni sayfanın en üstünde ne yazdığını bugün hepimiz çok iyi biliyoruz: Humeyni

Babası, Şah ailesi tarafından öldürülen, 1902 yılında Kum kentinde dünyaya gelen ulema Ayetullah Humeyni, Şah’ın başbakanı Bahtiyar’ı da düşürüp 2 Nisanda İran İslâm Cumhuriyeti’ni resmen ilân eder. Humeyni’nin ölümünden sonra onun çizdiği yolda devam edildi. Irak-İran Savaşı’nın gerek ülke içi, gerekse ülke dışında oluşturduğu kargaşa da mazide kaldı. Dünyayı sallayan devrimin başladığı ve sokaklarında yüzlerce insanın kurşuna dizildiği Kum Kenti ise, bugün büyük bir ilâhiyat okulu.

İran, İslâm yasalarına göre yönetilen bir ülke. Ben tarihçi değilim; ama bir iki şey söylemek istiyorum yalnızca. Filme de çekilen “Kızım Olmadan Asla” adlı roman, kocası İranlı olan Betty Mahmoudi’nin bir eseri. Türkçeye de çevrilen bu eseri belgesel bir nitelik taşıdığından büyük bir ilgiyle okumuştum. İran’da bu süreçte yaşananların canlı tanığı Mahmudi. En ilginç yanı da bence, çağdaş bir Amerikalının bütün özelliklerine sahip, iyi yetişmiş İran’lı bir gencin ülkesine döndükten sonra birdenbire değişmiş olması. Arkadan bir çizgi film olan “Persepolis” de aynı temayı işler.

İran’ın yüz ölçümü yaklaşık ülkemizin iki katı. Önemli bir coğrafya. Doğu ve Batı’yı birbirine bağlayan İpek Yolu’nun en önemli bölümünü içeren geniş topraklara sahip bu güneydoğu komşumuzla tarih boyunca yakın ilişkilerimiz olmuş. İran daima Ortadoğu’nun önemli bir devleti olmuştur. Kimi zaman dost olmuşuz, kimi zaman da düşman. Padişahlarımız sık sık savaşmışlar İran’la. Çünkü İran veya tarihten hatırladığımız Persler de­ güçlü bir devlet olduğundan, daima çekinilecek bir komşu olmuşlar bize.

İran nüfusunun yarısı MÖ 3000 yılından beri bu coğrafyada yaşamlarını sürdüren Şii “Farslılar”. Nüfusun %25’ni oluşturan bir bölümü şii olan “Azeriler” ise İran’ın kuzey bölgelerinde yaşıyor. Onlar kendilerini zaten Türk kabul ediyor. Kürtler nüfusun ancak %10’unu oluşturuyor ve renkli geleneksel kıyafetleri ile dağ köylerinde yaşamını sürdürüyorlar. İran’ın liman kentlerine “bandar”,halkına ise “bandari” deniliyor. Bandariler Arap, Fars, Hint ırk ve kültürünün bir harmanı. Afgan ve Pakistan halkına benzeyen ve uzun saç, sakal ve şalvarları ile tanınan Baluçiler ise Baluchestan’da yerleşmiş. Sayıları bir milyou bulan Nomadlar ise göçebe.

Eski dünyasının edebiyat dili Farsça ile oldukça içli dışlı sayılırız. Osmanlıların sözlü ve yazılı edebiyatlarında Farsça etkilerini görmek mümkün. Bugün de kullandığımız sözcüklerin hatırı sayılır bir bölümü bu dilden gelmekte. Farsça hem şen-şakrak hem de saygılı bir dildir, emir kipi yoktur. Anlamadan dinlemesi bile insana zevk verir. Elbette bu ülkede çok şair yeşerir. Ozanın dediği gibi “Farsça şeker gibi akan bir dildir, Türkçe ise hüner isteyen bir dildir.”

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

İran, doğunun kendine has mistik özelliklerine ve geleneklerine sahip. Hem anıtsal, hem de halk mimarîsinin iç içe olduğu bir ülke. Kashan, Isfahan, Yezd, Sustar, Dezful ve Kerman aynı şehircilik anlayışına göre İran’ın özgün yapı malzemesi olan kerpiç ve tuğla kullanılarak inşa edilmiş. Hem basit, hem estetik hem de iklim şartlarına uygun.

Ünlü İranlı şair Furuğ “bir pencere bana yeter” demiş, İran’ı tanımak için en az on gün gerek.

Kısa Kısa İran

  • İran sirklerde hayvan istismarı yasaklayan ve Bolivya’nıın başlattığı protokolü imzalayan dördüncü ülkedir.
  • İran’da üç kişiden biri Türkçe bilir. Ayrıca bu ülke 28 milyon Azerî’nin yaşadığını da unutmayın. İstanbul’dan gelen bir konuğa rastlayınca sevinçle “Bu harbi İstanbul uşağı.” diyorlar.
  • Kuruyemiş Pers topraklarında bir sanat dalı haline dönüşmüş. Mandalina kabuğu bile kurutularak satılıyor. Bir yemiş dükkanına girince şaşırıyorsunuz. Bol bol fotoğraf çekiyorsunuz.
  • Kadınlar sosyal yaşamın her an içinde, trafikte kadın sürücü sayısı neredeyse erkeklerden fazla.
  • Efsunlu şark havası solunan bu ülkede estetik ameliyatları oldukça yaygın. Gözü şişmiş, burnu bandajlı çok sayıda bayan yanınızdan geçiyor. Los Angeles ile Rio ile birlikte Tahran en fazla estetik ameliyatın yapıldığı kent. Özellikle yine geleneklere bağlı olarak burunların kalkık olması arzulanıyor.
  • Kadınlar çadur (çarşaf) yerine kot üzerine kısa pantolan giyiyorlar. Yapılı saçlarını daha fazla göstermek için adeta yarışıyorlar. Ayrıca Pers kadınının en çarpıcı yanı şüphesiz makyajlı “çeşm-i siyah” yani “siyah gözleri”.
  • Bu ülkede cinsiyet değiştirmek serbest. Bu konuda herhangi bir baskı yok.
  • İranlı çayını önce tabağa döküp sonra içer. Böylece kokusunu da iyice içine sindirir. Bu arada sakın safranlı dondurmayı denemeyi unutmayın.
  • İran halkı nazik ve yardımsever, bir soru yöneltilince hemen ilgileniyorlar ama kibirliler. Hiç kimse sizi rahatsız etmiyor. Ne dilenci var, ne hanımlara yan bakmak.
  • Bu ülkede hazırlanan binlerce sayfa anonim blog dikkati çekiyor.
  • Bu coğrafyada Perşembe öğleden sonra ve Cuma günleri resmi tatil.
  • Para birimleri riyal ile tümen ilk anda insanın kafasını iyice karıştırıyorlar. Riyalden dört sıfır atınca tümen (toman)  oluyor.
  • Sık sık yol boyunca yerleştirilen rengarenk reklam panoları çekiçi.
  • İran televizyon kanalları genel olarak ağıt yakan kadınları, ağlayan çocukları, savaş sahneleri, dini ve belgesel programları tercih ediyor. Sunucuları ise çoğu zaman 70 yaşında saygın beyler! Programlarda şiire özel önem veriliyor.
  • Bu coğrafyada doğum kontrolü uygulanıyor. İsteyen kadın hastanede ücretsiz çocuğunu aldırabiliyor.
  • İran’da ezan sesi duyamazsınız, namaz vakti ise üçe indirilmiş. Cami sayısı çok az. Cuma namazı ise belli alanlarda birlikte kılınıyor. Örneğin Tahran’da Cuma namazları toplu olarak Tahran Üniversitesi kampüsünde kılınıyor. Şeker bayramı ise sadece bir gün kutlanıyor.
  • Petrol ve doğal gaz üretiminde Dünya’da ilk üç arasındalar. Ancak gelirlerini sadece bu iki kaleme dayandırmak istemiyorlar. Çeşitlendiriyorlar. Çinko rezervlerinde de dünya birincileriler.
  • Ülke genelde düz olduğu için şehirlerarası yollar üç şeritli ve asfalt. Gidiş ve geliş yolları birbirinden uzak planlanmış. Bir kaza anında diğer yola araçlar atlanmasın diye!
  • Tahran doğumlu Alexander Rahbari ünlü Herbert Von Karajan’ın asistanı olarak Berlin Filarmoni Orkestrasını yönetti. Ayrıca dört opera sahneledi. Tam 250 albüm çıkardı ve 120 farklı orkestranın başına geçti. Sonunda İran’a döndü ve Tahran’daki Vahdet Salonunda Beethoven’ın sağır olduğu için galasında işitemediği ve “dostluk ve bir barış” marşı olan 9. Senfoniyi yönetti.
  • Alkolsüz bira heryerde satılıyor.
  • “Erkeklerin Saç Rehberi” başlıklı molla açıklamasında saçı uzatma, dikine taramak, ve enseyi örtmek yasaklanmış.
  • İran ile doğu sınırımız 400 yıl önce imzalanan Kasr-ı Şirin Antlaşması ile belirlenmiş ve yıllar yılı buna sadık kalınmış.
  • Sefevi ve Selçuk’lu sanatının şekillendirdiği geleneksel İran halısı çok ince dokunur ve zemininin tamamı motiflerle kaplıdır.
  • İran sineması önemli yönetmenleri ile iftihar eder. Ödüllü “Ayrılık” filminin yönetmeni Asghar Farhadi, politik açıdan yönetimle ters düşen Cafer Panahi ve Abbas Kiyarüstemi, Bahman Ghobadi, Majid Majidi gibi
  • Fars halkı 700 yıl önce yazılan şiirleri ezbere bilir ve toplum şiire çok meraklıdır.
  • Tahran’a yakın Şehr-i Rey kasabasındaki Şeyh Abdulazim Türbesi’nde Kerbela şehitlerini anmak için yas törenleri yapılıyor. Asılan siyah bayraklarla Kerbela şehitleri anılıyor.
  • Bir kitabın kapağında Şah dönemi başbakanı Hamit Şeker’in resmini gören herkes onu ben zannetti. Sahiden de çok benziyorduk.( Ancak şimdi daha yaşlandım)
  • İran’da sık sık İbrahim Tatlıses’in “mavi mavi” şarkısını ile diğer parçalarını dinliyorsunuz.
  • Yarı pişmiş pirinçe su konursa bu “çello” oluyor. Yarı pişmiş pirinçe yoğurt konunca “kette” oluyor. Yağsız et ezilip, terbiye edilip şişe geçirilince “çele kebab”, tavuk eti kullanılır ise “cüce kebab” oluyor. Ayrıca çeşitli baharatlarda ekleniyor.
  • Tarçın ve sakızlı nargile geleneksel olarak çok tüketiliyor.
  • Bu topraklarda eğitimini tamamlayan Ebu Ca’fer Abdullah Muhammed bin Musa el-Harizmi 900’lü yıllarda kağıda döktüğü ”El kitabül Hisabil Cebri” kitabı ile cebirin mucidi olarak biliniyor.
  • Azınlıkların örneğin Yahudi, Azeri, Zerdüşt ve Ermenilerin içki üretmek ve tüketmek izni var. Ama satamıyorlar.
  • Tahran’da kiralar çok yüksek, emlakçı sayısı fazla. Bilhassa Kuzey Tahran’da ucuz ev bulmak çok zor.
  • İran’ın Suudi Arabistan ile arası iyi değil. Yemen’e ise çok yakınlar.
  • Otuz eyaletli İran’da hemen hemen tüm şehir içi yollar, parklar, kaldırımlar, tertemiz. Yerlerde izmarit yok.
  • Genelde halk kitaba düşkün. Aziz Nesin ve Yaşar Kemal sevilen yazarlar arasında.
  • Hazreti Ali’nin soyundan gelen oniki imamın bazılarının doğum ve ölüm yıldönümleri resmi tatil.
  • İran bayrağında ki beyaz barışı, yeşil islamı, kırmızıda gerekirse vatan için kan dökeriz anlamı taşıyor. Aslan figürü yerine Humeyni döneminde bayrağın ortasına iki yandan da “Allah” diye okunan bir motif konmuş.
  • İran’da evlerin tokmakları iki cinsdir. Erkekler tok ses çıkaran uzun, ince tokmağı. Kadınlar ise tiz ses çıkaran yassı yuvarlak tokmağı çalar. Böylece ev sahibi Kapıyı açmadan misafire göre hazırlık yapılır.
  • Beyaz kıyafetli mollalar bu sıfatı bir dini eğitimden geçip kazanıyorlar. Siyah kıyafetli mollalar ise babadan oğula geçen bir ünvan, onların peygamber soyundan geldiğine inanılıyor.
  • İran aslında bağımsız bir politika izleme çabasında ama bu hiç öyle kolay değil.
  • Yılda ortalama iki milyon İranlı Türkiye’ye geliyor. İstanbul’a gidenler alışverişe, Antalya’ya gidenler ise dinlenmeye gidiyorlar. İran’a gelen Türk gezgin sayısı ise az. Bence Pers kültürünü her gezgin tatmalı.
  • Türkiye-İran ve Orta Asya ülkeleri ortak bir tren hattı ile ipek yolunu canlandırmak arzusunda.
  • İran’da devletin kontrolünde altın bazında uygulanan “mihir” geleneği evlenenlerin bu coğrafyada sayısını paralel olarak çocuk sayısını da azaltmış. “Mihri” damat veya babası kız tarafına evliliğin devamına garanti olarak verilir. Bunu ödemeyip hapise giren damat sayısı hiçde  az değil.
  •  İran’da sosyal yaşama kadınlar hakim. Üniversite okuyan kız sayısı erkeklerden çok fazla ve kızlar iddialı.
  • On Muharrem Aşure Günü yani Hz. Hüseyin’in Kerbela’da şehit edildiği gün İran’da bir matem, bir ağıt günüdür. Gözyaşı, matem ve çile günüdür. Hz. Ali’nin başına gelenleri anlatanlar da ağlıyor, dinleyenler de ağlıyor. Çocuklar da, yaşlılar da, özürlüler de ağlıyor. Eskiden zincirlerle vücutlarına yüzlerine vurarak kan-revan içinde kalırlardı. Bu uygulama daha sonra birçok ülkede yasaklandı. .

İran, edebiyatta dünya çapında sanatçılar yetiştirmiş. Otuz yılda tamamladığı, Farsçayı Arapça kelimelerden arındıran Şehnamesi ile ünlü Firdevsî, Şeyh Sa’dî-i Şirazî, Hafız-ı Şirazî, Molla Camî, Sadık Hidayet, Samed Behrengî… Aynı zamanda matematik ve astronomi dallarında uzman bir bilim adamı, aynı zamanda zevk sahibi mistik Ömer Hayyam Rubai’si ile ünlenmiştir. İçkiyi çok severdi. Bir gün hatta “ben ölünce beni yakın, küllerimden tuğla yapıp meyhanenin duvarına yerleştirin” demiş. Ömer Hayyam için “Eğer Şirazın şarabı olmasaydı şiir yazamazdı” denir. Hepsi de insanlığın ufkunu genişleten yapıtlar kazandırmışlar edebiyat dünyasına. Kimisinin dizeleri, kimisinin cümleleri dilimin ucunda. Ama, ben yine de İran’ın yetiştirdiği onlar kadar ünlü bir ozanın, Ömer Hayyam’ın bir rubaîsiyle bitirmek istiyorum İran izlenimlerimi.

Gülün yüzünde çiğ incisi nevruzun ne hoş!

Yeşillikte gönül aydınlatan yüzün ne hoş!

Dün geçti gitti, hoş değil ondan söz etmemiz; Hoş tut gönlün, anma dünü, bak bugün ne hoş!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir