En Büyük Ormandaki En Kalabalık Kent “Manaus”

Sütlü kahverengi akan Rio Negro kıyısında kurulu Manaus Brezilya’nın “Amazon” Eyaletinin başkenti ve tam 350 yaşında. Ufak bir köy iken 1839 yılında Charles Goodyear’ın araba tekerleğinde doğal kauçuğu volkanizasyon işlemi ile kullanmaya başlaması ile Manaus’un yıldızı birden parladı. Çünkü kauçuk ağaçlarının büyük bölümü Manaus’un çevresindeydi. Artık yerli halk sabah erkenden kauçuk ağacına tırmanıp gövdesine bir yarık açıp akan “lateksi” toplayıp geceleri ısı uygulayıp top haline getirip satar oldu. Henry Ford bile kauçuk işine soyundu. Ancak bu ünlü işadamı burada para kaybetmiş.

Bir anda Manaus dünyanın en zengin şehirlerinden biri oldu. Şehrin ilk valisi Eduardo Ribiero Paris Operasına bile meydan okuyan “Featro Amanos”u Avrupalı bir sanatçı  ordusuna 18 yıl içinde tamamlattı,  iki milyon dolara mal olan bu opera binası 1896 yılında Ponchinelli’nin Gioconda Operası ile kapılarını sanatseverlere açtı, bugün de faal. Tiyatronun demir iskeleti İskoçya’dan, mermerleri İtalya’dan, kristal avizeleri ise Bohemya’dan getirildi. Karanlık ormanın sanat ışığı olarak anılan bu operanın öyküsü ünlü Alman rejisör Werner Herzog’un “Fitzcarroldo” adlı 1982 yılı yapımı filmine bile konu oldu. Daha sonra ilk vali Ribiero, Manaus’un ekonomik çöküntüsü ile birlikte 1940 yılında intihar etti.

Tanınmış Alman kauçuk baronu Walderman Sholz’un “Rio Negro” olarak anılan köşkü, bir ara valilik binası olarak kullanılmış, bugün ise “müze”. Baron Sholz şatafatlı döneminde giysilerini ütülenmesi için Paris’e gönderir, bahçesinde aslan besler, sadece çayla Fransız bisküvisi yermiş. Beyti Kebap Salonları sahibi Beyti Güler’in Manaus valisine 2007 yılında hediye ettiği bakır sahan da bu şık evde sergileniyordu.

Dünyada elektrikle çalışan troleybüslerin ilk uygulandığı kentlerin biri de yine kauçuk zengini Manaus olmuş. Henry Wickman isimli bir İngiliz sanayi casusu Manaus’tan çaldığı 70 bin kauçuk fidesi ile Malezya’da maliyeti daha düşük kauçuk plantasyonunu başlatınca bir anda Manaus’un yıldızı da söndü.

Zaten II. Dünya Savaşı’ndan sonra da Almanlar sentetik kauçuğu buldu. Nüfusu iyice azalan Manaus, Amazonlara ABD’nin sahip çıkacağından korkan Brezilya hükümeti Manaus’u serbest ticaret alanı ilan etti. Şehir bir anda kalabalıklaştı buna paralel olarak betonlaştı ve hızla  çirkinleşti. Stalin döneminin berbat görünümlü işçi evleri birer birer yeşilliğin içinden beton yığını olarak yükseldi, favelalar ormanı sardı. Ucuz işçiler Manaus’da yılda 28 milyon televizyon, bir buçuk milyon motosiklet ve çok sayıda cep telefonu imal ediyordu. Limanı, Rio Negro’nun yağmurlu dönemde yükselmesine ayak uyduracak özel bir sistemle Liverpool’da hazırlanıp monte edilmiş.

Sessizliğin Sesi: Amazon Ormanları

Manaus’da İngiliz yapımı gümrük binasını, Big-Ben minyatürü saat kulesini, katedrali elbette muz-sebze-meyve,  bilhassa 15 watt’lık sönük ampullerin aydınlattığı balık pazarını 18 yıldır Manaus’da yaşayan, rehber İzmirli Deniz ile birlikte gezmek sahiden isabetli oldu. Boncuk gibi gözleri, kürek gibi suratı ile “nehrin ruhu” olarak kabul edilen “pirapucu” ve 180 kiloluk 35 metre boyundaki “pescador” dışında, onlarca ilginç balığı balık halinde fotoğraflayabilirsiniz.

Tüm mal varlığını satıp Manaus’a yerleşip satın aldığı ufak bir uçakla turist rehberliği yapan asi ruhlu, hayattan zevk almasını bilen ama dürüst ve samimi Jerome Drake’in veya popüler adı ile “Mr. No” beni gençlik yıllarımda çok etkilemişti. Amazonlarda gemi ile dört günlük tura başlarken Mr. No’yu hep hatırladım. Aslında Amazon havzası dokuz farklı ülkenin sınırları içinde yer alan geniş bir alan. Dünya toplam oksijenin % 20’si ve toplam su ihtiyacımızın % 25’i Amazonlardan temin ediliyor. Amazonlarda hava sürekli değişir. Yağmur, güneş, pus, karabulut, hafif yağmur, sis, sağanak birbirini takip eder. Amazonlar dünyanın en geniş yaban hayat alanı ile en geniş ormanıdır ayrıca  biyolojik çeşitlilik açısından da zengindir.

Amazonlarda Serengeti Milli Parkı gibi ardı ardına hayvan sürülerini veya salkım salkım orkideleri göreceğinizi sakın düşünmeyin! Amazonlar sadece bir ağaç ve çalı grubu değildir. Amazonlarda sonsuz bir ekosistem vardır. Sürekli bir değişim yaşanır. Yaşamın % 60’ı “taç örtü” dediğimiz dev ağaçların üst bölgesinde hayat bulur. Amazon ormanının içinde gündüz rutubet, sıcaklık kısaca akışkan bir ağırlık hakimdir. Ateş bile yakamazsınız, rüzgar yoktur. Orman derin uykudadır. Ancak gün batımından sonra her şey değişir, ırmak ve bataklıklar üstünde şahinler, balıkçıllar, yalı çapkınları, yabani ördekler, karabataklar, süzülen doğanlar, atmacalar, kartallar, akbabalar, muhabbet kuşları, geveze küçük yeşil papağanlar, tukanlar görünmeye başlar. Dallara sarılmış engerek yılanları dışında nehrin içinde ise timsahın daha uslusu ve küçüğü, patlak gözlü “kaymanlar” tahta parçası gibi yüzmektedir.

Türlerin sürekliliği birbirinin yaşamı ile sıkı sıkı bağlıdır. Devrilen her ağaç onlarca böceğe ev sahipliği yapar. Ölen bir canlı diğerini besler. Karıncalar, kırkayaklar, mantarlar ve bakteriler ormanın temizlenmesini sağlar. Amazon aynı zamanda “bol su” demektir. Amazonlar memeli cinsleri bakımından çok zengin olmasa da başta jaguar ile tapin olmak üzere suyun altında yaşayan ve ot yiyen su ineği, 150 çeşit maymun, armadilo, vahşi kedi çeşitleri ve yunus balığına rastlanır.

Ağaç ve bitki çeşitleri insanı şaşırtır. Mersin, akasya, Brezilya cevizi, kauçuk, palmiye, maun, Amazon sediri, okaliptüs, diş macunu ağacı, kinin ağacı, ip ağacı, viks ağacı, demir ağacı gibi farklı ürünlerin elde edildiği dev ağaçları görmek, onları tek tek tanıma gayreti içinde olmak insana ilginç geliyor.

Amazonlarda tehlike kedigillerden gelmez. Piranalar da kanama olmadan sizi ısırmaz. Anakonda insanlara ancak Hollywood filmlerinde yutar. Esas tehlike küçük hayvancıklardan gelir. Gurare adlı bitkiden çıkan sıvı insanı iki saat içinde öldürebilir. Karadul olarak bilinen örümcek de pek  tehlikelidir. Erkek penisine girip yerleşen “kürdan” balığı da  tehlikelidir. İnsan derisinin altına yumurta bırakan kırmızı karıncalar da tehlikelidir, kan emen yarasalar daha da tehlikelidir, yotopalo diye bilenen siyah-beyaz yılan veya “tek adım” olarak tanınan “yeşil yılan” sizi sokarsa üç dakika içinde serum yapılmazsa ölürsünüz. Amazonlarda halen insan yüzü görmemiş kabilelerin varlığından bile söz ediliyordu.

Bakın ünlü şairimiz Fazıl Hüsnü Dağlarca, her gün küçülen Amazon için nasıl feryat ediyor:

Amazonlar varolmaların yığınıdır işitmiyor musunuz

Sevinç dolu sesleriyle uzanırlar geleceklere

İşte binlerce türden binlerce kuş

Dalların içindeki özsuya konarlar sanki

İşte gölgeleri büyür eskil hayvanların

Yaradılış günlerine uzandığımız boyut

Yeryüzüyle gökyüzünün ortaklığı Amazonlar

Rio Negro ile Amazon Nehri

Amazon Nehrinin en önemli kolu olan Rio Negro Kolombiya’da doğduktan 3800 kilometre sonra Manaus civarında Amazon Nehrine karışır. Rio Negro’nun suyu kahverengi olup kendisi çok yavaş hareket eder. Jeolojik olarak çok eski bir formasyon olduğundan dibinde biriken bitkiler suyunu asitik yapmıştır. Bu yüzden bu nehrin çevresindeki yaşam sınırlıdır.

Dünyanın en derin, en uzun ve en çok su taşıyan nehri olarak bilinen Amazon, Peru’nun And Dağlarından doğup 7000 kilometre sonra büyük bir delta oluşturarak Brezilya topraklarında Atlas Okyanusuna dökülür. Debisi ortalama saniyede 200 bin metreküptür. Amazon Nehrinin bir günde denize akıttığı su New York şehrine verilecek olsa bu dev kentin 25 yıllık su ihtiyacı sağlanmış olacağını hesaplamış.

Amazon Nehri bulunduğu yöreye göre farklı isimlerle anılır. Tambo, Ene, Apurimac, Solimoei gibi… Tam 11 bin evet 11 bin nehir veya dere sularını Amazona akıtır. Bunların bazıları dev ırmaklardır. Amazon nehri ulaşıma uygundur. Okyanustan Manaus’a kadar olan 1600 kilometrelik su yolunda hemen hemen tüm gemiler hareket edebilir!

Amazon Nehrinin suyu Aralık ile Haziran arasındaki yağışlı dönemde 15 metre kadar yükselir. Böylece ormanda iki farklı ekosistem oluşur. “Vazo” dediğimiz alçak kısım yağmurlu dönemde tamamen su altında kalmaktadır!

Amazonların Düşmanı Sadece “İnsan”

 Haiti, Hindistan, Bangladeş, Sri Lanka, Filipinler, Tayland gibi ülkelerde yağmur ormanlarının çoğunu kaybetti. Amazonlarda da her saat 4 kilometre kare alan fazla toprak, daha fazla ticaret, daha fazla yerleşim ve yeni yollar uğruna yok ediliyor. Ünlü sanatçı Sting’in bir dönem Amazonları koruma çabaları da sadece “show” olarak kaldı.

Bir Kızılderili, beyaz adamın buralara gelip Kızılderililere ve doğaya karşı acımasız tutumunu görünce beyaz adamın liderlerine şöyle seslenir:

Şu gerçeği iyi biliyoruz; toprak insana değil, insan toprağa aittir. Bir gün bakacaksınız ki, göklerdeki kartallar, dağları örten ormanlar yok olmuş, tüm yabaniler evcilleştirilmiş, her bir yan insan kokusuyla dolmuş. İşte o gün insanoğlu için yaşamanın sonu ve varlığını sürdürebilme savaşının başlangıcı gelip çatmıştır

İşte Amazonların başına insanın açtığı sorunlar!

  • Binlerce maceraperest altın arayıcısı altın bulmak ümidi ile Amazonları adım adım delik deşik etti.
  • Otomobil lastiklerine kauçuk kaplamak için “lateks” elde etmek uğruna beyaz adam ormanlara hiç acımadan bir kez daha girdi.
  • Amazonları baştan başa kat eden Pan-Amerikan otoyolunu unutmayalım.
  • Avcılar, akvaryum balığı ile odun pazarlayan tüccarlar ormanlara hiçbir zaman rahat vermezler.
  • Amazonlardaki nehirlerde planlanan hidrolik santraller ayrı bir tehlike!
  • Toprak reformu projesi çerçevesinde halka tarla açması için dağıtılması planlanan ormanlık alanlar da Amazonu bitiriyor.

Kısacası tüm iyi niyetli çabalar sonuç vermiyor. Ne de olsa insanoğlu aslında bencil.  Hep doların yeşili kazançlı çıkıyor. Herhalde insan zekâsı yeryüzünü kıyamete hazırlamak için programlanmış!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir