Doğunun Başkenti: Tokyo

Japonya, Tokyo ile bütünleşmiş. Tokyo sanki kalabalığı sığdırmak, yaşatmak ve aktarmak için tüm doğallığını, tüm güzelliğini gözden çıkarmış bir insan kalabalığı ile beton yığını… Bu dev kentte son derece başarılı ve dakik işleyen, “metro” ve “yer altı” olarak iki taşımacılık sistemi var. Metrolarda, kalabalık saatlerde araçların kapılarının kapanmasını sağlamak için özel iticiler bile bulunuyor.

Tokyo’nun en büyük Şinto Tapınağı Akasura Kannon iki yanı dükkanlarla dolu uzun bir yolun en sonunda. Tapınak önünde kocaman kazan gibi bir tütsü kabı var. Bu tütsü ile tütsülenenler bir yıl hasta olmayacaklarına inanıyorlar. Yılbaşı geceleri burada büyük dinsel törenler yapılıyor.  Bu sokak her an hareketli!

Tokyo’nun merkezinde kanallar ve geniş bahçelerle çevrili İmparatorluk Sarayı yer alıyor. Bu sarayın doğusunda da Japon iş dünyasının merkezi sayılan Marunouşi semti bulunuyor. Tokyo, aynı zamanda dünyanın sayılı limanlarından biri. Liman çevresinde yaşanan yoğun yapılaşma nedeniyle gün geçtikçe birçok semtin denizi görmesi zorlaşıyor. Tokyo’nun gökdelen semti Shinjuku sayısız bar ve gece kulüpleri ile gündüz olduğu gibi gece de cıvıl cıvıl. Sokaklarda yürürken civardaki 800 lokantadan dağılan yemek kokuları geliyor burnunuza. Canınız sıkılınca canınız yeşil görmek isterse hiç tereddütsüz Shinjuku Parkına gidebilirsiniz.

Ünlü Tokyo Kulesi‘nden de söz etmeden geçmek istemiyorum. Radyo ve televizyon antenlerinin de bulunduğu parlak turuncu renkli kulenin ucuna Eiffel’den daha uzun olması için bir de direk eklemişler. Ayrıca bu kulede hava kirliliği hakkında bilgi toplanıyor.

Tokyo’nun ünlü semti Ginza ise hareketli bir alış veriş merkezi. Burası, her biri bizim İstiklal Caddesi gibi birçok yolun kesişmesinden oluşuyor. Çok sayıdaki rengarenk ışıklı reklam panolarıyla boydan boya göz kırpan sokaklarda her türlü mal bu tüketim cennetinde sınırsızca sergileniyor. Geleneksel “kabuki tiyatrosunun” tarihi binası da bu caddede. Dev reklam panoları Japonca yazılmış olmasaydı, kendimi iki yıl yaşadığım New York’un Manhattan Adasında sanabilirdim. Hele pazar günleri Ginza daha da hareketleniyor. Sinemalar, lokantalar önünde kuyruklar oluşuyor, sokaklar çeşitli enstrümanlar çalan sokak müzisyenleri ile doluyor. Tokyo bu hali ile canlı ve çekici, ışıl ışıl bir kent.

Sogun Tokugava Igeyesu o zamanlar bir balıkçı köyü olan Edo’yu din ile devlet işlerini ayırmak amacı ile yeni iktidar merkezi ilan etti. Tokugava Ailesi bataklığı kuruttu, nehrin dibini tarattı, kanallar yaptırdı. O dönemin Edo’su bugünün ise Tokyo’su yabancılara kapalı bir feodal toplumun yeni başkenti oldu.

Bugün Tokyo içinden pis mi pis akan Ara-Kawi Nehri ve kurşuni gökyüzünün altında, 200’ün üstünde üniversite ve yüksek okul, 7 orkestra ve bir de  geceleri ışıklara bürünen dev bir dönme dolaba sahip.

Japonya’nın kapılarını dış dünyaya açan reformist döneme imzasını atan imparator adını taşıyan Meysi Tapınağı orman yolunun sonunda gösterişsiz ve sessiz. Shibuya Bölgesi ise turuncu, yeşil ve sarı boyalı kabartılmış saçları , zincirleri, siyah gözlükleri, kucaklarında hayvanları ile Batı hayranı Japon gençlerinin buluşma noktası. Metrodan çıkar çıkmaz pop, caz ve rock ritimleri ile hareketlenen bir insan seli sizi şaşırtacaktır.

Bir dönemin elektrik şehri Akihabena’da büyük elektrik mağazalarının önlerinde tezgah açan binlerce işportacıyı barındırırdı. Ancak bugün bu sektörde satışlar artık web sayfaları kanalı ile bilgisayar önünde yapılıyor.

Rusya’daki 1917 Bolşevik İhtilali sonrası Rusya’dan buraya göçmüş olan Kazan Türklerinin arsasını satın alıp inşa ettikleri cami çökünce Türkiye’deki vakıfların ve diyanetin yardımı ile bugün ayrı yerde gayet hoş bir cami ve Türk kültür merkezi bulunmakta. İçindeki eserlerle sanki bir müze burası. Ünlü bir Japon mimarın eseri olan Tokyo’daki Büyükelçilik binamızın güzelliği de dillere destan!

“Tsukusi Balık Hali” tam 30 futbol sahası büyüklüğünde. Dünyanın dört bir yanından gelmiş 500 ayrı çeşit ürün sergileniyor. Arı kovanı gibi faal buzhaneli kamyonlar. Ağırlığı 150 tonu bulan ton balıkları, dev ahtapotlar, yengeç, deniz kestanesi ve mürekkep balıkları, karidesler, somon balıkları, sabahın 5’inde müşteri bekliyor. Dünyada toplam balık tüketiminin %13’ünü gerçekleştiren Japonya en son teknoloji ile zavallı su canlılarına hiçbir “şans” tanımıyor. Ne de olsa “Her şey insan için”. Ne bu hale adım atarım, ne de balık yerim! O zavallıların can çekişmesini görmek niye bazı insanlara zevk veriyor. Hiç ama hiç anlamıyorum!

Uzun yıllar Japonya’da yaşayan Erdal Güven, ülkemize tatile geldiğinde etrafındakilere “Japonya’yı ve Japonları” durmadan anlatmaktan bıkmış olmalı ki “Maymun da Ağaçtan Düşer” isimli eserini kaleme almış! İşte bu kitaptan Erdal Güven’in bazı tespitleri:

“… Japonlar, su üstünde yürüyen kuğu gibidirler. Ama, siz onların su üstündeki sakin duruşlarına bakıp aldanmayın… Su üstünde durabilmek için suyun altında ayaklarıyla fırtınalar koparırlar’ şeklindeki Tayvan atasözünü yaşayarak öğrenmişler…”

“… Japonlara karşı sınırsız bir sevgi besledim ve dünyada onlardan daha kibar, daha saygılı insanlar olamayacağını düşündüm. Ama bu, Japonların dünyanın en zor insanları olmaları gerçeğini değiştirmiyor. Herkesle çok rahat bir ilişkiye girdiklerini zannedersiniz; ama hiçbir zaman yabancılarla gerçek anlamda yakın bir ilişkiye giremezler. Bir Japonun sizi tanıması ve güvenmesi yıllar alabilir. Japonya’da yabancı olmak çok zor. Ülkede bütün sistemler Japonlar için hazırlanmış. ‘Her şeyin en iyisine Japonlar lâyıktır’ görüşü tüm ülkede geçerli. Japonlar kendilerini tüm dünyadan ayırıp kendilerine yeni bir dünya yaratmışlar…”

Bu yazının şiiri, büyük usta Başo’dan başka kimden alınabilir ki? İşte size Haiku’nun en büyük ustasından kısa bir şiir:

Sen kelebeksen
ben de Soşi’nin
düşlü yüreği

Çağlar boyunca kendisinden söz ettirmiş olan Japonlar ve Japonya’nın kültürü bir değişim içinde. Japon teknolojisi her geçen gün yenilikler peşinde. İşte size bir de  Japon fıkrası:            “Amerikalı ve Japon diplomatlar bir davette karşılaşırlar. Kısa bir sohbetten sonra Amerikalı diplomat elindeki koskoca kırmızı kadife kutuyu Japon meslektaşına uzatarak “İleri Amerikan teknolojisi sonunda görünmeyen dikiş iğnesini de yaptı. İlk örneği size hediye etmek istiyorum.” der. Japon, ırkına özgü nezaketiyle, şaşkınlığını hiç belli etmez ve bol bol teşekkür ederek hediyeyi kabul eder. Aradan birkaç gün geçer ve iki diplomat bu kez başka bir davette karşılaşırlar. Bu kez de Japon diplomat, Amerikalı meslektaşına aynı kocaman kırmızı kadife kutuyu uzatarak “İleri Amerikan teknolojisi görünmeyen dikiş iğnesi yapmış; ama iğnenin deliğini açmayı unutmuş. Biz de sizin için deliği açıverdik!” der…”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir