Doğu Azerbaycan’ın Başkenti: Tebriz

Radyonun düğmesinin çevirdiniz mi hareketli bir Azerbaycan türküsü sizi Tebriz’de selamlıyor.

“Diyerem ki seni gördüğüm zeman

  Hüsnüne gül çiçek serpeceğim men”

Tebriz’in kalabalık ama tertemiz Şems Caddesi’nde Davut bir elinde mendil, bir yandan terini siliyor, diğer yandan heyecanla anlatıyor: “Herkes kendi özüne elleşer, çok yahşi demişler, bizim Türkçede tok açın halini bilir mi diye…” Davut bir ara dikkatle bizleri dinliyor. Dişler ile gülüyor. Dinlemek de bir meziyettir. Gerçekten de bizleri sanki bir görevi yerine getirmenin ciddiyeti ile dinliyor.

Dağlarla çevrili kapalı bir vadide kurulan Tebriz’in Azeri ağırlıklı halkı misafirperver, güler yüzlü ve gonahsever (konuksever). İstanbul’dan Tebriz’e 20 saatlik bir otobüs yolculuğu veya Van’dan uzunca bir tren yolculuğu ile ulaşmak da mümkün. Henüz Tebriz kapitalist sisteme teslim olmamış. Mc Donalds yok. Fast-food yok. Çok uluslu banka veya sigortaların şubeleri de yok. İki-dört katlı İran tuğlası ile yapılmış sevimli evler var. Bir ermeni mimarın eseri olan şık bir saat kulesi bile var.

Tebrizliler halı ve terlik yapımında ve ticarette gayet başarılıdır. Labirent gibi yolları, yedi bin dükkânı ile bir kilometre kare alanı kaplayan Tebriz Kapalıçarşısı’nda helva, halı, bakliyat, kilim, yemiş, baharat ve terlik satılıyor. Yorgun ve güçlü Tebrizli yaşlılar genelde sizi dükkânlarının içinde sabırla bekler.

Pers, Safevi, Selçuk ve Moğol karışımı Tebriz’de tüm İran’da olduğu gibi hayatın özü, nağme, müzik ve şiirde aranır. Şairler Mezarlığı’nda yatan çok sayıda şairin yanında 1988 yılında vefat eden Çağdaş Şehriyan’ın yeri ayrıdır. Bu ünlü şairin park içindeki anıt mezarında “Size selam getirmişem” yazılı. Bu şaire bu denli önem vermeleri ve kabrinin başında şiirlerini okuyup onu anmaları sanatçıya vefa ve edebiyata saygı adına bizlere çok anlamlı geldi! İşte Azeri şair “üstat” Şehriyar’dan mısralar:

“Haydar Baba dünya yalan dünyadı

Süleyman’dan Nuh’dan galan dünyadı

Oğul doğan, derde salan dünyadı

Her kimseye her ne verip alıbdı

Eflatun’dan bir guru ad galıbdı

Haydar Baba göyler bütün dumandı

Günlerimiz birbirinden yamandı

Birbirzden ayrılmanın amandı

Yahşiliği elimizden alıblar

Yahşi bizi yaman güne salıblar”

İki katlı Azerbaycan Müzesi’nde sikkeler, mücevher kutuları, taban halıları, Sasani gümüş işleri, seramikler, heykeller gibi İslam öncesi ve İslam sonrası eserleri zevkle seyredersiniz. Aşık iskeletler eminim dikkatinizi çekecektir.

Eski adı “Şah Gölü” olan “İl Gölü” geniş, ferah, yemyeşil bir alan, bir park, bir mesire yeri. Hele geceleri havuza düşen rengârenk ışıkların eşliğinde şöyle genişce bir tur atmanızı tavsiye ederim. Grup halinde parkta gezinen gençleri dikkatle inceliyorum. Hiçbiri sigara içmiyor. Yerlerde sigara izmaritinin izi bile yok.

Azerbaycan Müzesi’ne yakın olan Mavi Camii (Mescid-i Kabud veya Gök Mescid) XV. yüzyılda Karakoyunlu Hükümdarı Cihan Şah (Ama Tac Mahal’le ilgisi yok.) tarafından yaptırılmış. Çinicilik sanatının, renk cümbüşü şaheseri olarak kabul edilir. Ancak depremde büyük zarar gördüğü için uzun yıllar boyunca restore edilmiştir. Rus, Osmanlı ve Persler arasında sık sık el değiştirmiş olan Tebriz’in 60 kilometre güneybatısında İran’ın Kapadokya’sı olarak anılan Kandovan Köyü halen yaşamın tüm heyecanı ile devam ettiği ilginç kaya evleri ile görülmeye değer. Oraya gidince dere kıyısında bir Ahmed-i çay içip bir kutu da özel balından satın almamız gerekir. Bizi evine götüren Davut’un annesini tanıyoruz. Annesi oğlunu evlendirme çabasında. Mağara evin içi geniş ve oldukça konforlu.

Bu gezide İran’ın dünya miras listesine giren altı eserinden Persepolis, İsfahan İmam Meydanı ve Taht-ul Süleyman’ı yani üçünü gördük.

Kısa Kısa İran

  • İran’da benzin ve mazot çok ucuz olduğu için taksiler de aynı derecede ucuz. Ancak artık tüm araçlara karne ile belli miktarda yakıt veriliyor.
  • İran’da Şeker Bayramı sadece bir gün olarak kutlanıyor. Bayramın başlangıcının hangi gün olduğu da ancak ayın durumuna göre “ulema” tarafından son anda ilan ediliyor.
  • Her yerde Humeyni ile Hameniy’in birbirine benzeyen sakallı birer fotoğrafı yan yana dostça duruyor.
  • Uzun savaşlardan sonra Kasr-ı Şirin Antlaşması ile İran sınırlarımız bugünkü durumunu almış. Tarih 17 Mayıs 1639
  • İran parası Tümen ile riyal arasında bir sıfır farkı var. Dikkat edin; örneğin 1 USD = 900 Tümen = 9000 Riyal.
  • Türbelere girerken sadece başörtüsü yeterli olmuyor. “Çador” denen uzun pardösü benzeri ince üst giysisini de size zorla veriyorlar.
  • İran “zaman” olarak Türkiye’den sadece yarım saat ilerde!
  • Otuz eyaletli İran’da hemen hemen tüm şehir içi yollar, parklar, kaldırımlar tertemiz. Yerlerde izmarit yok.
  • Aslında uydu ile Türk kanallarını seyretmek resmen yasak! Ama pek dinleyen yok!
  • İran’da hiç kimse sizi rahatsız etmiyor. Ne dilenci var, ne hanımlara yan bakmak ne de ısrar. Herkes gayet saygılı ve hoşgörülü.
  • Tüm inşaatlarda çelik konstrüksiyon kullanılıyor. Beton sütunlar yok. Herhalde,  depreme hazırlık.
  • İran’da hafta sonu tatili Cuma günleri.
  • Tahran’daki ABD elçiliği kapalı. İran’da ABD’nin haklarını İsviçre Elçiliği, ABD’de İran’ın haklarını ise Pakistan Elçiliği koruyor.
  • Genelde halk okumaya meraklı. Çok sayıdaki kitapçının içleri her an gençlerle dolu. Aziz Nesin ile Yaşar Kemal sevilen ve okunan yazarlar arasında.
  • Yabancı sermaye ile ortak imal edilen Peykan, Şahin, Ârya, Jiyen marka İran otomobilleri oldukça iddialı. Hatta Türkiye’de bile bu arabalar satışa sunuldu.
  • Hz. Ali’nin soyundan gelen oniki imamın bazılarının doğum ve ölüm yıldönümleri resmi tatil oluyor.
  • Trafikte kadın sürücü sayısı neredeyse erkeklerden fazla.
  • Efsunlu şark havası solunan bu ülkede estetik ameliyatları oldukça yaygın. Gözü şişmiş, yüzü bandajlı çok sayıda bayan hatta bay yanınızdan geçiyor.
  • Bu ülkede cinsiyet değiştirmek serbest. Bu konuda herhangi bir baskı yok.

İran, edebiyatta dünya çapında sanatçılar yetiştirmiş. Otuz yılda tamamladığı, Farsçayı Arapça kelimelerden arındıran Şehnamesi ile ünlü Firdevsî, Şeyh Sa’dî-i Şirazî, Hafız-ı Şirazî, Molla Camî, Sadık Hidayet, Samed Behrengî… Aynı zamanda matematik ve astronomi dallarında uzman bir bilim adamı, aynı zamanda zevk sahibi mistik Ömer Hayyam Rubai’si ile ünlenmiştir. İçkiyi çok severdi. Bir gün hatta “ben ölünce beni yakın, küllerimden tuğla yapıp meyhanenin duvarına yerleştirin” demiş. Ömer Hayyam için “Eğer Şirazın şarabı olmasaydı şiir yazamazdı” denir. Hepsi de insanlığın ufkunu genişleten yapıtlar kazandırmışlar edebiyat dünyasına. Kimisinin dizeleri, kimisinin cümleleri dilimin ucunda. Ama, ben yine de İran’ın yetiştirdiği onlar kadar ünlü bir ozanın, Ömer Hayyam’ın bir rubaîsiyle bitirmek istiyorum İran izlenimlerimi.

Yeşillikte gönül aydınlatan yüzün ne hoş!

“Gülün yüzünde çiğ incisi nevruzun ne hoş!

Dün geçti gitti, hoş değil ondan söz etmemiz; Hoş tut gönlün, anma dünü, bak bugün ne hoş!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir