Cayman Adaları

Gitmek, hep başka yerlere, uzaklara, daha da uzaklara gitmek, benim için daima siyah beyaz bir “rüya”dır. Hep gitmediğim yerlerde sanki daha mutlu olacağımı hayal ederim. Yolculuk isteği bende hiç dinmez. Yolculuk insanı kendine çeker. Yolculuklar, gitmeler, düşler, sohbetler, uykulu sonsuzda hep birbirine karışır.

Aslında yaşamak “yolda” olmaktır. Yolculuk gizlere hamiledir. Yolculuk; burukluk, telaş, kaygı, korku, heyecan, sıkıntı, gerginlik ve merakı içinde barındırır. “Yolda olmak” sürprizlere açık, tedirgin edici ama daima heyecanlı ve çekicidir.

Hep haritada parmağımı üzerine koyup bu adalara da gitmeyi düşledim. İşte Cayman Adaları’nın en büyüğü Grand Cayman’dayım. Aslında bu coğrafyaya ulaşmak için İngiliz Konsolosluğu’ndan Adalar Vizesi almak gerekiyor. Vallahi bu vize İngiltere, Angola, ABD hatta Kuzey Kore vizesinden bile zor alınıyor. Bir defa pasaportunuzu en az üç hafta orada tutuyorlar. Telefon edip vizenin akıbetini bile soramıyorsunuz. Sanki bir sır! Gezi arkadaşım Taliha Hanım’ın vizesine 2013 yılı yerine yanlışlıkla 2012 tarihe atmışlar. Hata olduğu belli. Çünkü hepimizin vizesi arka arkaya verilmiş. Hem uçağa binerken hem de uçaktan inerken yarım saat bizi bu nedenle tuttular. Az kalsın pasaporta el koyup, pasaportunu emniyete yolluyorlardı.

Neyse sonunda İngiliz yönetiminde olan Cayman Adaları’nın en büyüğü Grand Cayman’a giriş yapabildik. Burası sanki ufak bir Amerika olmuş. Dev oteller, marka butikler, golf sahaları, asfalt yollar, akvaryumlar, lüks evler, barlar, pahalı mağazalar. Otelimiz adanın doğu kıyısında ve adanın bu tarafı daima çok rüzgâr alıyor, deniz de sürekli dalgalı. Kıyı boyunca çok sayıda tertemiz ve çiçeklerle donatılmış mezarlık görüyoruz. Meğer iç bölgeler kayalık olduğu için tüm mezarlıklar sahile sıralanmış.

1788 yılında çok sayıda İngiliz ticaret gemisinden oluşan filodan 10 tanesi Grand Cayman’ın doğu kıyısında kayalara çarpıp batmış. Gerçi denizcileri yerli halk kayıkları ile hemen kurtarmış. Bu gemilerin iskeletleri hâlen sahilden görülebilmekte. Ayrıca dev bir pervane ile balans için kullanılan koca bir kurşun kütlesi bu sahilde sergileniyor. Yolcular arasında sonra İngiltere Kralı olan III. George da varmış. Bu kral Cayman Halkı’na teşekkür olarak bu adaları vergiden muaf tutmuş. Hâlen de öyle… Hani “Kara para aklama yeri” diyorlar ya! Bu yüzden 29 bin şirketin bu adalar coğrafyasında temsilcisi varmış. Bunlardan 335 adedi sigorta dalında, 550 adedi ise banka.

Kraliçe adına İngiliz valinin yönettiği Cayman Adaları’nın 15 üyeli bir parlamentosu bulunuyor. Halkı dindar ve tutucu. Bu yüzden adanın sokaklarında bikini ile bile dolaşılması pek tavsiye edilmiyor.

Cayman Ada Topluluğu’na 1501 yılında ayak basan ilk beyaz yine ünlü Kristof Kolomb. Sahilinde kocaman kaplumbağaları görünce buraya “Los Tortugas” olarak adlandırmış. Sivrisineklerin fazlalığı yüzünden bu coğrafyaya yerleşmek pek kolay olmamış. Tarım sınırlı olunca halkı balıkçılık ile ticareti tercih etmiş. 1586 yılında Sir Francis Drake bu adaları kraliyet topraklarına resmen katmış. Adanın en tanınmış plajı “7 Mile Beach” olarak biliniyor. Burada yan yana ünlü ve pahalı otel zincirleri sıralanıyor.

Bence adaların en ilgi çekici turu “Stingray” olarak bilinen “dev vatosların” dünyasına girmek. Adanın kuzeyindeki sakin ve sevimli plaj noktası Rum Point’ten başlayan bu tur 1,5 saat kadar sürüyor. Cam tabanlı tekne ile okyanusun ortasında sığ bir bölgeye ulaşıyorsunuz. Herkes denize giriyor. Bazıları 100 kilogram ağırlığa sahip 35 santimetre boyunda dev vatoslar sizi burada sarıyor. Kucağınıza alabilirseniz sizi güzelce öpüyorlar. Ancak kuyruklarının üzerinde diken gibi bir çıkıntı var. Aman ona dikkat! Eğer kızıp bunu size batırırsa zehirlenirsiniz. Ünlü bir Avustralyalı belgesel yapımcısı bu şekilde öldü ya! Ama böyle bir şey olmuyor. Artık uysallar.

Vatosların gözleri yukarıda, ağızları ise aşağıdadır. Böyleye yediklerini göremezler. Genellikle mercan kayalarında beslenirler. Kendilerini zaman zaman kuma gömerler, sadece gözleri ve kuyrukları görülür. Genellikle meraklıdırlar. Korkarlarsa kaçarlar. Bu arada kovadaki mürekkep balığı parçaları turu düzenleyen kaptanlar tarafından armağan olarak vatoslara dağıtılıyor. Tabii aslında bu korkutucu hayvanların da insanların kuklası olması üzücü ama en azından akvaryum gibi dar bir alanda hapis değiller. Örneğin adadaki “Kaplumbağa Çiftliği”nde durum çok daha vahim. Hayvanları yaşlarına göre ufacık beton havuzlarda tutuyorlar. Zavallılar keşke intihar edebilseler. Çıkmayı, kaçmayı deniyorlar ama kendilerini havuz dışına bir türlü atmayı beceremiyorlar. Yaşamak zorundalar. Güya bu doğa dostu kuruluş bunları zaman zaman denize yani “doğal yaşama” bırakıyormuş. Yalan! Bu dev kaplumbağaların sonu Uzakdoğu’nun lüks lokantaları. Oralara eti için ihraç ediliyorlar. Bu hapishanenin yöneticisi olan şişman bir Amerikalı ile tartışıyoruz. Anlattıklarımı hiç ama hiç kavramıyor ve bana “Siz yanlış yerdesiniz, keşke buraya hiç gelmeseydiniz.” diyor. Ben de “Sen de kola, cips ve bol hormonlu hamburger yiyerek şişmanlamışsın, artık beynin de sadece yemeğe programlanmış, gerçekleri anlamıyorsun.” deyip uzaklaşıyorum.

Sokak arasında yer alan bir park ördek ve iguanalarla dolu. Onları ekmekle besliyoruz. Bu kez hepsi sokağa fırlıyorlar. Ezilecekler diye korkuyorum. Çok iri ama gururlu iguanalar bizlere pek yaklaşmıyor. Uzaktan bakmakla yetiniyorlar. Sahillerde kaybolan veya denizin sürüklediği ayakkabıları büyük bir ağacın üzerine dizmişler. Olmuş size “Ayakkabı Ağacı”.

Cayman Adaları bir bakıma doğal muz orkidesi, mercan kayaları ile sualtı dünyası, kendi yeşil fakat yanakları kırmızı Cayman Papağanı, Rom’dan yapılan kek, masalarını süsleyen “Conah” denen helozonik deniz kabukları, parlak turuncu renkli kurbağa balıkları demektir.

Grand Cayman’in iki tane de kız kardeşi var. Cayman Brac Adası sadece 36 kilometrekaredir. Buraya daha çok yürüyüş ve dağcılık için gidiliyor. Orkideler, kaktüsler, mango ile papaya ağaçları ve Cayman Papağanları bu adacığın sakinleri. Dalgıçları bu coğrafyaya çekmek için 1996 yılında Küba’dan 45 metre uzunluğunda ve 12 yaşındaki Sovyet Fırkateynini 300 bin dolara satın almışlar ve adanın bir körfezinde 5 metre derinliğe büyük zorluklarla batırmışlar. (Askeri gemiler öyle kolay batmaz). Elbette deniz altı dünyasının sessiz kahramanları bu gemiyi hemen kendilerine yuva yapmışlar. Böylece dalgıçlar için çok çekici ve ilginç bir ortam yaratılmış.

Little Cayman ise 200 sakini ile sadece 26 kilometrekaredir. Buraya giderseniz dünyanın en tehlikeli yaratığı insanı görmeden doğa ile baş başa olursunuz. Kum plajlar, tropik balıklar, sarı tepeli balıkçılar, sarı şeker kamışları, kırmızı ayaklı sümsük kuşları bu ufacık adada sizi bekliyor.

Kısa Kısa Cayman Adaları

· Bu coğrafyada Cayman Doları yanında her yerde Amerikan Doları da kullanılıyor. Cayman doları Amerikan dolarından daha kıymetli.

· 16 hektara yayılan huzur dolu Queen Elisabeth II Botanik Bahçesi’nde mavi iguanaları, yabani orkideleri, gümüş palmiyeleri görebilirsiniz.

· Bodden Kasabası’nda korsanlara ait olduğu söylenen bir mezarlık var. Jamaika gibi korsan yatağı olan Caymanlar’da kaplumbağa eti depolayan ünlü korsanlar arasında Henry Morgen, Karasakal ve Lowther bulunuyormuş.

· Adada nehir bulunmadığı için akan su ile sürüklenen alüvyonlar neticesinde mercan resifleri zarar görmemiş.

· Haftanın hemen hemen her günü kocaman bir yolcu gemisi bu adaya yanaşıyor. Çoğu yaşlı yüzlerce yolcu adaların ekonomisine canlılık getiriyor. Dikkat ediyorum çoğu hanım herhalde bir yolla eşlerini öldürüp yollara koyulmuşlar. (şaka…)

· 174 kilometrekarelik Grand Cayman’ın başkenti George Town’da bir de denizaltı var. Adı Atlantis. Otuz metre dibe dalan denizaltı ile akşamları ilginç bir tur yapabilirsiniz. Denizin altına yerleştirilmiş heykellere yuva yapan rengârenk yengeçleri, ıstakozları, yüzen kaplumbağaları ve ıstakozları bu tur sırasında seyretmek mümkün.

Akşamüstü adada yürüyüşe çıkıyorum. Kimseler yok ve etraf karanlık. Ayın gümüş hançeri sanki koluma saplanıyor. Zihnimde hep farklı coğrafyalarda masum hayvancıklarla birlikte olmayı düşlerim. Avustralya’da bir kanguru ile, Galapagos Adaları’nda rengârenk deniz iguanası ile, Filipinler’in Cebu Adası’nda utangaç ufak maymun Tersier ile, İzlanda’da bu sert coğrafyaya uyum sağlamış sevimli bir midilli ile, Çin’de o sevimli tembel panda ile, Patagonya’da ise paytak penguenlerle!

Cayman Adaları’ndan ayrılıyoruz… Ama bu arada koca yeşil bavulum Cayman Havayolları’nda kayboluyor. Miami’de tüm gün bavulumun peşine düşüyorum. İçindeki evraklar, notlar, benim için çok çok önemli. Bir hafta sonra bulunuyor. Hani insanı sevindirmek için önce bir kıymetli eşyasını kaybedeceksiniz ve sonra bulduracaksınız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir