Bir Tiyatro Sahnesi Estonya

Estonya tarih boyunca Danimarka, İsveç, Almanya ve Sovyetler denetimine girmiş, çok da sıkıntı çekmiş, Eston halkı bir dönem Nazi Almanyası ile Rusya arasında kalıp her ikisine de yaranamamıştır. Estonya XIII. yüzyıla kadar pagan bir topluluğu barındırıyordu. Bu düz coğrafyanın ahalisi Avrupalıdır, kuzeylidir, sakindir ve çalışkandır. Saman sarısı saçlı rehberimiz Helen ülkesinin halkını şöyle tanımlıyor. ”Sayımız az ama ruhumuz birdir.” Estonya’nın romantik şairi Gustav Suiti ise “Avrupalı olun ama Estonyalı kalın.” demiş.

     Danimarkalı anlamına gelen başkent Tallinn müzeleri, binaları ile XV. yüzyılın bir masalıdır. Ortaçağ’ın mimarî harikasıdır ve bu alanda ancak Prag’la yarışır. Tallinn aslında bir tiyatro sahnesidir. Zaten tüm bu özelliklerinden dolayı 1997 yılında Unesco Dünya Mirası Listesi’ne alınmıştır.

     Bol şekerli Vana Tallinn Likörü ulusal içkileri. Bu içki, kahve ya da şampanya ile birlikte ikram ediliyor. Saku Birası ve Saaremaa Adası’nda yapılan, yüksek derecede alkol içeren Saare Birası ve tatlı Hoogvein’i (Baharatlı Sıcak Şarap) bu coğrafyaya özgü.

     Estonya ile Finlandiya tarih boyunca birbirine çok yakın olmuşlar. Bir kez lisanları Türkçe ve Macarca gibi Ural-Altay dil ailesine mensup. Onun için birbirlerini anlamakta zorlanmıyorlar.

     Tallinn ile Helsinki arasında çalışan sayısız feribot ile gemi, bu iki başkent arasındaki 80 kilometre mesafeyi bir saate kadar indirdi. Ayrıca, helikopter servisleri bile başladı. Finliler, kendi ülkelerinde çok pahalı olan alkole kavuşmak için Tallinn’e gelip kasalarla bira ile dönerken, Fin iş adamları da Estonya’ya sürekli yatırım yapıyorlar. Kısacası, büyük ağabey Finlandiya, her zaman kardeşi Estonya’nın yanında.

Bir Hansa Şehri: Tallinn

     Tallinn’e yaklaşırken, meyve bahçeleri içinde ahşap, sevimli evlerin önünden geçiyoruz. Bir İstanbullu olarak, insan imreniyor doğrusu. Yeşile saygı var. Ağaçlar kürdan gibi muntazam. Sanırım bunlar huş ağaçları.

     Toompea, Yukarı Şehir’e verilen ad. Buraya kısa ve uzun bacak sokaklarından çıkılır. Rusların devam ettiği ikonları ve 11 çanlı kulesi ile ünlü Ortodoks Alexander Nevsky Katedrali, Estonya Parlamentosu’nun toplandığı Toompea Şatosu, 1233 yılında tamamlanan Lüteryan Meryem Ana Katedrali (Toomkiriv) ve Estonya Bayrağı’nın dalgalandığı Hermann Kulesi, St. Olaus Kilisesi, Estonya Güzel Sanatlar Müzesi hepsi bu tepenin üstünde.

     Tallinn, şarap mahzenleri, ufak oteller, lokantalar ve kahvelerle dolu. “Old Hansa” adlı üç katlı mekanda, 1200’lü yıllarda olduğu gibi anasonlu ekmekle birlikte, yine anasonlu ve baharatlı şarabı tadıp, millî kıyafetlerle gezen alımlı güzel hanım garsonlara şöyle bir göz atabilirsiniz.

     Tallinn, 1284 yılında Alman iş adamlarının birliği Hansa’nın önemli bir merkezi olmuş. Ancak, yukarı şehirde bulunan, şövalyelerle araları iyice bozulmuş. Sonuçta iki şehir arasına 3 kilometre uzunluğunda, 45 adet kulesi bulunan koca bir şehir duvarı örülmüş ve böylece yeni bir kale-şehir oluşmuş.

     1718-1736 yılları arasında ünlü Rus Çarı Büyük Petro’nun zaman zaman bizzat başında durarak yaptırdığı barok tarzı Kadriorg Sarayı, aynı isimle anılan fıskiyeleri, ilginç bitki örtüsü, ahşap villalar, çeşme, heykel ve kamelyaları ile ünlü bir park içinde yer alıyor. Bu sarayın mimarı İtalyan Nicolo Michetti imiş. Sarayın arkasında yer alan küçük köşklerden biri, bugün Petro Müzesi olarak hizmet ediyor. Bir dönem cumhurbaşkanlığı konutu olarak da kullanılan saray günümüzde ise  bir resim galerisi.

     Uzun yıllar işgal altında yaşayan Estonya Halkı, özgürlük özlemlerini her beş yılda bir tekrarlanan Tallinn Şarkı Festivali’nde dile getirmişler. İlk festival 1869 yılında gerçekleşmiş. Estonya’nın her köşesinden, hatta yurt dışından millî kıyafetleri ile koşup gelen Estonlar, festival boyunca ülke bütünlüğünü, geleneklerini ve birbirlerine olan bağlılıklarını, kadın, erkek, çocuk ve karma koroların ağzından, özgün müzikleriyle tüm dünyaya ilan etmişler.

     Örneğin, 1975 yılındaki festivale 973 topluluk katılmış. Sahnede yer alan Eston sanatçı sayısının 36 bin olduğu bu festivali seyredenlerin sayısı da 200 bine ulaşmış. Bu festival, “işgale” karşı bir protesto olarak kabul görmüş ve ülkenin her köşesinden büyük bir katılım olmuş. 1991 yılında Sovyetler’den kopmalarında bu başkaldırı çok etkili olmuş. Festivalin fotoğraflarını gösterdiler, görüntü muhteşem idi.

     “Rocco Al Mare” ise bir açık hava müzesi. Ülkenin farklı coğrafyalarından buraya taşınan geleneksel evler, yel değirmenleri, ahşap kiliseler ve el sanatları bu parkta sergileniyor.

     Tallinn’de hemen hemen herkesin bildiği eski bir öykü var. “İhtiyar Adamın Efsanesi”:

     Kentin yakınındaki Ülemiste Gölü’nde yaşayan bir ihtiyar, giderek büyüyen Tallinn’den rahatsız olmaktadır. Her sonbaharda, koyu karanlık gecelerin birinde gölden çıkıp kentin kapılarına gelir ve sorar: “Kent tamamlandı mı , yoksa hâlâ inşa edecek bir şeyler var mı?” Herkes bilir ki yanıt mutlaka “var” olmalıdır. Birisi kaza ile kentin tamamlandığını söylerse boz adam gölün sularını kente salacak ve onu tüm sakinleriyle birlikte su altında bırakacaktır.

Kısa Kısa Estonya

  • Estonya müzik ile iç içe yaşayan bir ülke. Arno Pört Estonya’nın ünlü çağdaş bestecisi.
  • Ruslar Protestan ve Katolik Estonları Ortodoks yapmak için arazi teklif etmişler. 20 aile bu kapsamda o zamanlar Ruslara ait olan Kars’ın Karacaören Kasabası’na yollanmış. Orada hâlen Estonca konuşan 2 nine bulunuyormuş.
  • Estonya’da estetik kavramının özel bir önemi vardır. Daima bu coğrafyada estetik kaygısı hissedilir.
  • Martsipa Tuba” olarak anılan badem ezmesi bu yörede çok sevilir. Gıda boyaları ile şekillendirilir. İnsan birer bibloyu andıran bu kurabiyeleri yemeye kıyamaz.
  • Estonya, festivalleri ile de ünlüdür. Festivallerde balta atılır, 360 derece dönen salıncaklara binilir, en kısa zamanda en çok bira içme rekorları kırılır.
  • Tallinn Büyükelçimiz’in sahil yolunda yemyeşil geniş arazi içindeki Rezidans Binası devletimizce satın alınmış.
  • Bu ülke Avro kullanıyor ancak Letonya’da kesinlikle Avro kabul etmiyorlar.
  • Bu coğrafyada yazın Beyaz Geceleri yaşamak olası.
  • Estonya ile Letonya sürekli bir rekabet içinde. Efsaneleri bile aynı. İkisi de şükran gününde süslü noel ağacı geleneğini ilk olarak kendilerinin uyguladığını söylüyor.
  • İnsanları genelde soğuk, tepkisiz ve asık suratlı. Ancak içki içince neşeleniyorlar.
  • Estonya Bayrağı’nı ilk kez üniversite öğrencileri projelendirmiş. Mavi, kader ve sadakatin aynı zamanda doğada denizlerin, gökyüzü ve suyun rengidir. Siyah ülke insanının geçmişte çektiği acıları simgeler. Beyaz ise aydınlanma ve bilgiyi temsil etmekte.
  • Dubrovnik ile beraber dünyanın ilk eczanesi Tallinn’de ve hâlen kapıları hastalara açık.
  • Katolik Hristiyanların Haçlı Seferleri dolayısıyla kılıçlarla gelip halkı zorlaması hiç hoş karşılanmadı. Onun için İsveçlilerin anlayışlı ve yumuşak tutumu sonucu halk Protestan olmayı seçti.
  • Eski şehrin dar ve parke taşlı sokaklarında dolaştıkça burasını daha çok seviyorsunuz.
  • Eski şehirde beyaz gövdeli çan kulesi ile XIII. yüzyıl yapımı St. Nicholas Kilisesi’nin içinde ünlü Alman ressam Bernt Notkeim’in bir dönem çok işlenen ölüm temalı “Ölüm Dansı” tablosu bulunuyor.
  • Kutsal Ruh Kilisesi’nin (Puhavaima Kinik) duvarındaki saat 1684 yılından beri çalışmakta.
  • Daima hareketli pazarın kurulduğu Belediye Meydanı (Raekosa Plate) 800 yıldır pek çok idam, konser ve noel kutlamasına şahitlik etti.
  • Kulenin üstündeki bir rüzgar gülü olan yaşlı Toomas 1530 yılından beri bu kenti koruyor.
  • Eski şehri çeviren surlar 4 kilometre uzunluğunda, 16 metre yüksekliğinde! 46 sur kulesinden bugün sadece 26 adedi ayakta kalmış. Surların üstüne çıkıp şöyle bir tur atmanızı öneririm. Eski şehirde binaların hemen hemen tamamının üst katları birer depodur. Baltık Denizi donunca mallar burada saklanırmış.
  • St. Olaviste Kilisesi’nin kulesi bir dönem Baltıkların en yüksek yapısı imiş.
  • Kentin birçok müzesi var ama Tallinn’in 800 yıllık tarihini bize en iyi aktaran bence “Şehir Müzesi”. İşkence aletlerinden yağlı boya tablolara, oyuncak bebeklere kadar birçok ilginçliklerle karşılaşacaksınız.
  • Eski şehirde büyük bir bölümü lokanta veya dükkânların çığırtkanı olan geleneksel rengârenk giysili gençlere rastlarsınız. Elinde kemanı veya akordeonu ile küçük bir kız, tüylü şapkası, siyah fileli çorabı ile saman saçlı yaşlıca bir hanım, Ortaçağ kıyafeti ile yakışıklı sarışın bir delikanlı gibi…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir