Berlin

Şıpsevdi Berlin

Berlin’i acaba en doğru hangi sözcüklerle tanımlasam diye uzun bir süre düşündüm.

Eski ile yeninin beraberliği, limitsiz eğlencesi ile özgürlük, doğu ile batı Avrupa’nın köprüsü, kaotik dekorları ile bir yaratıcı, kabına sığmayan kalbi kırık genç nüfusu ile kol kol tezatlar kenti, ışıl ışıl ölçüsüz heyecanlı ve yenilikçi gibi…

Belki hepsi de Berlin’in ayrı bir yönünü yansıtıyor. Berlin yaşıtlarıma bazı film ve romanları da çağrıştırıyor. Örneğin, ünlü Alman yönetmen Wim Wenders’ın “Berlin Üstünde Gökyüzü” (Der Himmel Über Berlin), Başrollerini Hülya Avşar, Cem Özer ile Arwin Blok’un paylaştığı türk kızı Dilber’e aşık Alman mühendisinin Türk gelenekleri ile çatışmasını anlatan “Berlin in Berlin” gibi. Christopher Isherwood ise “Hoşçakal Berlin” adlı eserinde Berlin’i “Soğuk sancılı bir iskelet” olarak anlatmıştı. Alfred Döblin, 1929 yılında kaleme aldığı romanında Alexander Meydanı’nı (Platz) kozmopolit Berlin’in titreyen kalbi olarak tanımlamıştı.

Berlin’in 750 yıllık tarihinin önemli olaylarını paylaşmak isterim:

1237: Berlin’in ilk yerleşimi “Cölln” kuruldu.

1244: “Berlin” sözcüğü ilk kez kullanıldı.

1712 – 1786; Büyük Frederik Berlin’i Prusya Krallığı’nın başkenti yaptı ve kente çok sayıda eser kazandırdı.

1791: Ünlü Brandenburg Kapısı inşa edildi.

1806: Napolyon ve ordusu Berlin’e girdi. Bu işgal tam 30 yıl sürdü.

1871: Bismarck, Alman Krallığı’nı kurdu ve Berlin yine başkenti oldu.

1930: II. Abdülhamit’in izni ile ülkemizden taşınan çok sayıda tarihi eserle “Bergama Müzesi” açıldı.

1933: Hitler’in lideri olduğu yeni Nazi Almanya’sı Berlin’i kendine merkez kabul etti.

1936: XI. Olimpiyat Oyunları Berlin’de gerçekleşti.

1939: Nazi orduları Polonya’ya girerek resmen II. Dünya Savaşı’nı başlattı. Bu arada, Berlin’in nüfusu 4 milyonu bulmuştu.

1945: İttifak Kuvvetleri Berlin’e girdi. Savaş bitti. Hitler intihar etti ve  Sovyetler, İngiliz, Fransız ve Amerikalılar Berlin’i dört bölgeye ayırdı.

1949: Almanya, başkenti Bonn olan Federal Almanya ve başkenti Doğu Berlin olan Demokratik Almanya olmak üzere ikiye ayrıldı. Doğu Almanya’nın lideri Honecker idi.

1961: Batıya göç edenleri önlemek için Berlin’i ikiye ayıran 46 kilometre uzunluğundaki Berlin Duvarı inşa edildi.

1987: ABD lideri Ronald Reagan Berlin’de halka hitapla “Bu duvar artık yıkılsın!” dedi.

1989: Berlin Duvarı büyük bir merasimle yıkıldı.

1990: İki Almanya tekrar birleşti ve Berlin ülkenin başkenti oldu. Böylece Berlin’in iki havalimanı, iki garı, iki parlamento binası oluştu.

İngiliz filozof Rudgard Kipling “Doğu doğudur, batı da batı. Bu ikisi bir araya asla gelmeyecektir.” demiştir. Doğu ve Batı Almanya iki farklı ülke olduktan sonra 12 yıl içinde 3 milyon eğitimli iş gücü batıya kaçınca 13 Ağustos 1961’de Berlin’i, dikenli teller, mayınlar, gözetleme kuleleri, silahlı nöbetçiler, duvarlar ikiye böldü. Ama daima duvarların diğer yanı merak uyandırır. Merak aslında dişidir. 28 yıl içinde 5 bin kişi duvara rağmen batıya kaçmayı denedi. 1600 kadarı bunu başardı. 191 maceracı bu uğurda hayatını kaybetti. Diğerleri ise yakalandı. 1989 yılından itibaren duvar parçalandı ve Almanya birleşti ve Rudgard Kipling yanıldı. Berlin’de gezilecek, görülecek çok alternatif var. Seçim size ait. İşte seçenekler.

Ama, Berlin’e gelince Bergama (Pergamon) Müzesi’ni Görmeniz Şart:

M.Ö. II. yüzyılda Bergama Krallığı dönemin en büyük kütüphanesini kuruyordu, dünyaya parşömen kağıdı satıyordu, dönemin en önemli tıp okulunu bünyesinde barındırıyordu. Tıpın sembolü olan sütun üzerindeki yılan kabartması yine Bergama’da Asklepios Hastanesi’nde yani “ölümün yasaklandığı hastane”de hazırlandı. Osmanlı Dönemi’nde yol inşaatlarında çalışan mühendis Carl Humann Bergama’nın (Pergamon) kalıntılarını tesadüfen bulur. 7 yıl uğraşır, Padişah’tan izin alır ve tamamını gemilerle Berlin’e taşır. Tanrıların Bergama’nın devleri ile savaşını anlata friz tam 120 metredir. Acaba bütün bunlar bizim topraklarımızda kalsaydı, Zeus Sunağı bu hali ile korunabilir miydi? Yoksa civardaki evlerin temelinde taş olarak mı kullanılırdı?

Berlin’in sembolü olan Brandenburg Kapısı başkentin 18 kapısından geri kalan tek örnek. Kapının üstünde yer alan Roma Zafer tanrıçası Victoria’yı dört atlı bir savaş arabasını sürerken tasvir eden heykeli Napolyon Paris’e götürür ama daha sonra Berlin’e geri getirilir. Mitingler, törenler, yılbaşı eğlencesi hep Brandenburg Kapısı civarında gerçekleşir.

  • Berlin Opera Binası 1400 kişiliktir ve 1743 yılında Korint Kemer Stili’nde inşa edilmiştir.
  • Ku’damm Caddesi lüks ve pahalı mağazaları ile New York’un 5. Caddesi’ni aratmaz. Meraklısına duyurulur.
  • Prusya Kraliçesi Sophia Charlotte adına inşa edilen Barok Charlottenburg Sarayı özellikle bahçesi ile ünlüdür.
  • Wittenberg Meydanı’nda yer alan ünlü Ka-De-We Mağazası özellikle dünyanın her yerinden getirilen yiyecek bölümü ile ünlü ve bir o kadar pahalı. Tüketim çılgınlığı adına da kötü bir örnek ama merak edip en üst kata çıkıp bir tabak salata ile maden suyu alırsanız 10 avro civarında bir para ödersiniz.
  • Neo-barok Berlin Katedrali artık bir müze. Gezmek ücrete tabi. Eğer 250 basamaklı kubbesine çıkarsanız tüm Berlin’i kuş bakışı seyretmek mümkün.
  • Kuş sesleri içinde çürümüş yapraklara basarak huzur içinde yürümek isterseniz Tiergarten sizleri bekliyor.
  • Norman Foster imzalı Parlemento Binası (Reichstag) cam kubbesi ile dikkati çekiyor. Önündeki geniş çimen alanda uzun kuyruklar oluşuyor. İçeriye girmek için önceden rezervasyon isteniyor. (Girişi ücretsiz).
  • Doğu Almanya döneminin bir gövde gösterisi olarak inşa edilen 368 metrelik televizyon kulesinin üstünde 360 derece dönen bir de lokanta var.
  • Tarihî Hamburger Bahnhof (Hamburger) bugün Berlin’in önemli bir sanat merkezi.
  • Atlas Müzesi dünya sanatlarına ait önemli geçici sergilere ev sahipliği yapıyor.
  • Mimar Karl Friedrich Schinkel’in imzasını taşıyan bazı Büyükelçilik Binaları da birer mimarî tasarım harikası. Aralarında yeni Türk Büyükelçiliği de var.
  • 1943 yılında bombalanınca yarısı ayakta kalan Kaiser Wilhem Anı Kilisesi (Gedachtnis Kirches) eminim dikkatinizi çekecektir.
  • 1945 yılında ABD bombardımanı sonunda sadece 14 hayvanın canlı kaldığı dönemin bence en ünlü hayvan hapishanelerinden Berlin Hayvanat Bahçesi’nde bugün 1414 türden 15 bin hayvan bulunuyor. Bu hayvanların mutsuzluğuna, çaresizliklerine şahitlik etmek isterseniz buyurun gidin.
  • Eski batı – doğu Berlin sınırında kalan Kreuzberg aslında Türklerin mahallesi olarak bilinse de yavaş yavaş turistik bir semt oluyor. Tor metro durağından dışarı çıkınca önünüze Saz Kahve, Karadeniz Balıkçısı, Dönerci Ahmet, Berber Yasin, Yıldız Çiçekçisi çıkacaktır. Bu semtten uyuşturucu temin etmek de mümkünmüş.
  • Holokaust Soykırım Yahudi Anıtı’nı Peter Eisenman 19 bin metrekare alana 2 bin 711 beton blokla hazırladı. İlginç bir eser ortaya çıkmış.
  • Check point Charlie olarak bilinen turistik nokta aslında diplomatlar için doğu ile batı arasında kritik bir geçiş kapısı imiş. Bugün de orada Rus veya ABD askeri kılığında 2 Avro bahşiş karşılığı elinde bayrak ile poz veren gençler muhtemelen Türktür.
  • Üstleri rengârenk ilginç resimlerle süslenmiş duvar müzeleri de birçok ziyaretçinin uğrak yeri.
  • Postdamer Berlin’in modern yüzü. Cam ile çeliğin ve yükseltinin buluştuğu yer.
  • “Unter der Linden” (Ihlamurun Altında) Bulvarı üstünde 1,5 kilometre boyunca birbirinden şık tarihî binalar dizili.

Kısa Kısa Berlin:

  • Havel ve Spree nehirleri arasında bataklık bölgede kurulan Berlin, Avrupa’da Londra, Roma ve Paris’ten sonra en fazla gezgini kendine çeken kent olmayı başardı. Altıyüz civarında sanat galerisi, 168 müzesi, her gün 1500’e yakın aktivitesi, batının yeniliklerini doğanın gelenek ve kuralları ile bağdaştırarak her gün daha fazla ilgi topluyor.
  • 182 çeşit etnik gruptan oluşan Berlin halkının %60’ı ateist ve yarısı 35 yaşın altında olduğu ifade ediliyor. Berlin’de 300 bine yakın da türk yaşamakta.
  • Doğu Almanya’nın çim biçme makinesine benzeyen iki silindirli plastik ve suntadan yapılan kutu şeklindeki “Trabi” diye adlandırılan otomobillerle bugün turistler arka arkaya sıralanıp Berlin şehir turu yapıyor.
  • Her yıl şubat ayında gerçekleşen Berlin Film Festivali artık “Cannes” kadar ilgi çekiyor. Festival sırasında Matt Damon’u, Tom Cruise’yi kahvede otururken veya dükkandan alışveriş yaparken görebilirsiniz.
  • Alman Grimm Kardeşler, Berlin’de yazdıkları çocuk romanları ile Pamuk Prensesi, Cinderella’yı ve Hansel ile Gretel’i yarattılar.
  • Ünlü alman filozof Hegel’in sık sık ziyaret ettiği Kantstrasse’deki Hefnel Kahvesi’nde siz de sıcak bir kakao ile sütlü kahveyi yudumlayabilirsiniz.
  • Berliner, beyaz toz şekerle tatlandırılan daire şeklinde içi meyvalı reçel ile dolu bir hamurdan bir kızartmadır. Deneyin. Aslında almanlar çok bira içer. Bu ülkede 1300 bira fabrikasında 5 bin farklı marka bira üretilir.
  • Berlin kentinin sembolü Karadeniz’de köylülerin sık sık acımadan tehlikeli bulup vurduğu ayıdır. Bu coğrafyada ayı figürlerine sık sık rastlayacaksınız.
  • Berlin’de yılbaşı çılgınca ve bence aptalca kutlanılır. On binlerce insan saatlerce soğukta Brandenburg Kapısı’nda bekleşir. O gece her köşede korkusuzca atılan ve fırlatılan havai fişek ve diğer patlayıcılara harcanan para ile herhalde Afrika’da açlar dört ay boyunca doyar. Ayrıca Berlin’i bir anda genzinizi yakan savaş alanına çeviren gazlar da cabası. O gece yüzlerce kişi yaralanarak hastaneye kaldırılıyor. Ambulanslar hiç durmuyor.
  • Berlin sokaklarında sık sık pembeye boyanmış ve yollara paralel uzanan tuhaf kalın su boruları göreceksiniz. Bunları inşaatlar kullanıyormuş.
  • Berlin Avrupa’nın en önemli eşcinsel topluluğunu barındırır. Özellikle Martin Luther ile Motz sokaklarının bulunduğu bölgede toplanırlar. İdeal alman ırkını yaratmak isteyen Hitler’in emri ile pembe davut yıldızı ile işaretlenen 100 bin eşcinsel 12 yıl boyunca sorgulandı, toplama kamplarına gönderildi. Bir kısmı ise evlenerek kimliğini saklamayı başardı. Oysa eşcinsel Prusya Prensi George Berlin’de iki tiyatro sayesinde eşcinseller arası bir kültür bağı bile oluşturmuştu. Berlin’de bir de eşcinsel müzesi bulunmakta. (http://www.schwulesmuseum.de)
  • Dünyada en fazla köprüye sahip kentin de Berlin olduğunu okudum.
  • Berlin’in de tarih kokan bir Pera Palas’ı var. Adlon Oteli. Burada Marlene Dietrich, Charlie Chaplin, Bertolt Brecht gecelemiş.
  • 1961 yılında Berlin’i ziyaret edip konuşmasını ünlü “Ich bin Berliner” sözü ile bitiren ABD’nin efsanevi başkanı John F. Kennedy, Berlin’e olan hayranlığını şöyle ifade etmiştir.
    “Beyaz Sarayı terke etme zamanım geldiğinde, halefim için çalışma masasının çekmecesine, üzerinde ‘Sadece depresyona girdiğiniz zaman açınız’ yazan bir zarf bırakacağım. Bu zarfın içinde de ‘Berlin’i ziyaret edin…!’ yazan bir not…”
  • Berlin’in en önemli yüksek eğitim kurumu olan Humboldt Üniversitesi’nde Albert Einstein hocalık yapmıştır. Öğrencileri arasında Karl Marx bulunmaktadır. Karl Marx, Friedrich Engels ile ünlü komünist manifestosunu Berlin’de kaleme almıştır. Humboldt Üniversitesi’de yapılan çalışmalar 28 bilim adamına Nobel ödülü getirmiştir.
  • Pazar günü Berlin’de ise Mauerpark bit pazarını ziyaret edip oradaki 1500 kişi ile birlikte bira ile sosisi midenize indirebilirsiniz.
  • Düz Berlin’i en rahat turlamanın yolu bisikletten geçiyor (Günlük bisiklet kirası 10 avro). Bisiklet kullanana trafikte daima saygı var.
  • Berlin Filarmoni Salonu’nda hemen hemen her gün çeşitli konserler var. Bir saat önce gidip gişeden bilet almanız mümkün! Kat kat ahşap bölümlere ayrılmış salon etkileyici, akustik mükemmel, o akşamki konserin içeriğini bilemem. Salonda en ucuz yer 20 avro.
  • Bir milyon kişinin katılımı ile dünyanın en büyük tekno-partisi Berlin’de gerçekleşiyor.
  • Berlin’e Frankfurt gibi büyük bir havalimanı yapılması kararlaştırılır ama bölge halkı bunu istemez. Dava üzerine dava açarlar. Yıllarca bu proje ertelenir. Bu havaalanı artık her an açılabilir.
  • Berlinli şımarık kadınlar üzerinden kürkü çıkarmıyor. Sanki hayvan leşleri onları güzelleştiriyor. Oysa ki bir kürk için ortalama 30-50 hayvan canlı canlı öldürülüyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir