Baştan Başa Java Adası

Kirli yüzlü beton yığınları ile kaplanmış, 10 milyonluk kozmopolit başkent Jakarta’yı geride bırakıp oldukça yoğun bir trafik içinde Java Adasına doğru yola koyuluyoruz. Java tam 211 yanardağa ev sahipliği yapıyor. Yol uzadıkça uzuyor, trafik çok yoğun Maalesef denizi, koyları, kumu, dalgaları kısacası sahili göremiyoruz. Belki de bu sayede sahiller betonlaşmamıştır. Tüm yerleşim bu dar yol boyunca.

Doğayı kendisine konu seçen onlarca bez afişlerdeki sigara reklâmları sayesinde Endonezya dünyanın en fazla sigara içen ülkeleri arasına girdi.  Yollarda şehirlerarası otobüslerde bile sigara içmek bu dönemde serbest idi. Herhalde artık yasaklanmıştır.

Yol üstündeki Garud Kenti, şekerlemesi ile ünlü imiş. Elbette birlikte tadıyoruz. Yumuşak, çok şekerli ve farklı. Gezgin her tadı denemeli.

Borabudur: Bir Efsaneye Doğru

            Beyaz otobüsümüzün tekerlekleri tekrar dönüyor. Her yerleşim merkezinin girişinde ve çıkışında ellerinde balık ağları ile birileri cami inşası için yardım topluyor. Yüz milyon nüfuslu Java adasında ne insan,  ne ev,  ne de trafik çilesi bitiyor.

Dünyanın sekizinci harikası olarak anılan Borobudur’a dört saatlik yolumuz var. Çaliendro Krallığı tarafından kutsal bir Buda Mabedi olarak yapılan, on katlı, toplam 1460 ilginç rölyefi bulunan Borabudur’un inşasında 2 milyon blok volkanik taş kullanılmış. Her mayıs ayının 26. günü dolunay gecesinde burada geniş katılım ile Budist törenler yapılmakta.

Buda’nın felsefesini oluştururken altında uzun bir süre meditasyon yaptığı için kutsal kabul edilen Bodhi Ağacının arkasında yükselen 3000 metrelik aktif Murabi Yanardağının sisler içindeki zirvesi cidden çok etkileyici idi.

            Volkanlardan yayılan lâvlar ile depremlerden zarar gören Borobudur, UNESCO’nun yardımı ile uzun bir restorasyon çalışması geçirmiş ve 25 milyon dolarlık bir harcama ile 1995’te kapılarını tekrar ziyaretçilerine açabilmiş.

            Nirvana’ya ulaşılan en üst katta, stupalar içinde yer alan 504 Buda heykelinden bugün ancak 72 adet kalmış. Budizm’de “yedi” sayısı önemlidir; çünkü aydınlamış Buda doğduktan yedi dakika sonra tam yedi adım atmıştır,  her adımı ile toprakta lotüsler yeşermiş. İnsan, evrimini “yedi” kademede tamamlar,  yedide  ise kendi ile bütünleşir. Doğru enerji kullanılırsa  sekiz ve dokuzuncu katlarda ise  evren ve tanrı ile bütünleşir. Borabudur’da da aslında yedi kat var. Son üç kat ise Nirvana yolculuğunun ara kademelerini oluşturmakta.

Sultanı ile Gençlere Yönelik Bir Kent: Yokjakarta

            Java Adasının ortasında yer alan Yokjakarta’da bizi bir motosiklet ordusu karşıladı. Üniversite öğrencisi sayısı fazla olan şehir, aynı zamanda bir “sultanlık.” Endonezya’da “Dafrah İstimewa” olarak bilinen otonom bölge sayısı üç: Jakarta şehri, Sumatra Adasının kuzeyinde radikal İslâm “Uche” ve modern Yokjakarta Sultanlıkları.

            Hint ve Müslüman karışımı bir mimarînin hâkim olduğu, yeşili bol Yokjakarta kentinin, yüksek ve çirkin beton yığınları ile siluetinin bozulmasına izin verilmemiş. Binalarda sık sık karşılaştığımız “Mata Hari” sözcüğü ile bizi ister istemez Greta Garbo ile Jeanne Monreo’nun canlandırdığı Hollânda kökenli güzel ve esrarengiz dansöz casusu hatırlatıyor.

Sultanın Sarayında Plastik Süzgeçler de  Sergileniyor !

            1976 yılında Hollanda denetiminde kurulan Yogya Sultanlığı’nın  onuncu nesil olan Hamengkubuwana’nın asil renk kabul edilen “sarı” boyalı sarayını geziyoruz.

            Müze haline dönüşen sarayının bir bölümünde de yaşayan sultan ve ailesi, müzeye giriş ücretlerinden iyi bir gelir elde ediyor olmalı.

            Avlunun kumlu zemininde gezinirken makyaj masasını, tahtırevanları, 13 yıl Hollanda’da eğitim gören, ahçılık hobisi olan baba IX. Hamengkubuwana’ya ait plastik tel süzgeç ve kaşık gibi mutfak gereçlerini, madalyaları, fotoğrafları ve giysileri görüyoruz.

Prambanan: Bir Hindu Tapınakları Topluluğu,

            İnsanlar güneşe, ateşe, dağlara, gökyüzüne, atalarına ve hayvanlara taptılar. Sonra dinler ortaya çıktı. Elbette inanışların ortak yönleri çok. Bize Prambanan’ı gezdiren esprili rehberimiz Eddy’e göre Budizm ve Hinduizm arasında öyle fazla fark yok. Aslında her ikisine göre de bu hayatta yaşanan acılar ve ikinci yaşama hazırlık vardır.

Yarısı su ile dolu olan bir bardağa bakan Budist “Niye sadece yarısı boş.” diye üzülürken, bir Hristiyan veya Musevî “Yarısı dolu.” diye şükreder. Belki de karıştırdım, tersi de olabilir ! Ama, din her şeyden önce bir “felsefedir” ve yoruma daima açıktır.

            Hindu felsefesi o denli karışık ki, tüm rölyefleri yorumlamak çok zor. Değişen cinsiyetler (ruhun cinsiyeti olmaz) ve farklı reklenasyonlar, bizim kafamızı iyice karıştırıyor. Bir odada bilge tanrısı fil başlı Ganaş ile etrafında farelerini, bir başka karanlık odada ise hörgüçlü kutsal Zebu’yu görüyoruz.

Yogyakarta – Bromo Arasında 13 Saatlik Bir Yolculuk

            Gezimizin en uzun yolculuğu bizi bekliyor. Orta Java’dan Doğu Java’ya uzanan 13 saatlik bir yolculuk! Ama gezi arkadaşlarıma güvenmekteyim.

            Yol boyunca şekerleme çeşitleri başta olmak üzere her türlü yiyecek maddesini tadıyoruz. Gezginiz, tadacağız, öğreneceğiz. Satın aldığımız şekerleme çeşitleri ile inanın bir büfe kurulabilirdi.

Kültür ve gençlik şehri, temiz “Soho”dan geçiyoruz. Devlet bazı kentlere başarılarından dolayı madalya ve plâketler vermiş ve bunlar şehrin meydanında sergileniyor. Böyle bir ödüllendirmenin Türkiye’de de olmasını teklif ettim. Bir ara uygulandı da !

Çok uzun süren ezan sesleri, başlarında kasklarla motosiklet üzerinde yolculuk eden korkusuz Javalı aileler, zaman zaman toprağı yanık ama verimli bir arazi, “Sante” denilen çöp şişlerden yükselen dumanlar, meraklı bakışlar, süzülen gözler, kemikli yüzlü ve dalgalı siyah saçlı bir kadın, sağlıklı ve neşeli görünen futbolcu forması giymiş bir genç, Java tablosunun renkli aktörlerini oluşturuyor.

İçinde süs balıkları bulunan yapay bir göl üstüne kurulmuş yuvarlak masaları ve farklı mimarîsi ile ilgi çeken Adung zincirinin iki lokalinde kısa molalar veriyoruz.

            Nihayet Bromo Millî Parkı içindeki otelimize akşam saat 21.00 gibi ulaşıyoruz. Sabah 03.30’da kalkacağımız için doğruca yataklarımıza yöneliyoruz!

Bromo Yanardağı Sanki Ay Yüzeyi !

            Sabah saat 04.00’te volkana doğru ciplerle yola çıkıyoruz. Biz hariç herkes ceket, atkı ve hatta şapkalarıyla gelmiş. Elbette üşüyoruz. Neyse, otelde ceket, atkı ve şapka kiralıyorlar. Zirveye geldiğimizde güneşin doğuşunu bekleyen mahşerî bir kalabalık ile karşılaşıyoruz. Plâtformdan manzaraya bakmak için inanın tek kişilik bile yer yok. Güneş İstanbul’da da çok güzel doğuyor; ama zaman zaman dumanları eksik olmayan yanardağın sabahın ilk ışıklarıyla görüntüsü acaba sahiden etkileyici mi ? Güneş her yerde aynı şekilde batmaz mı ? Önemli olan kimin daha iyi pazarlaması !  Dağ çiçeklerinden yapılmış buketler satılıyor. Bunları kraterin içine atmak bir gelenekmiş.

            Güneş doğunca tekrar ciplere binip “Kum Denizi”nde konvoy hâlinde ilerleyip bir Hindu tapınağının önünde duruyoruz. Kratere ulaşmak için önce Java ponisinin sırtında 10 dakika kadar bir yolculuk yapıp, daha sonra da 150 basamak tırmanmanız gerekiyor. Toz duman içinde altımızda çile dolduran bu hayvanı acıyarak, zaman zaman onu severek cesaretlendirip, basamaklara ulaşıyoruz. Ben yanında yürümeyi tercih ediyorum.

            Artık otelde kahvaltı etme, tekrar yola koyulma zamanı. Kakao ve kahve plântasyonları ile birlikte Kalibaru Kasabasının Java’daki son durağı olan tren istasyonu binasının karşısındaki “Margo Utomo” adlı otelde yarasa başta çeşit çeşit tropikal hayvan ve bitki türleri arasında geceliyoruz. Gece acayip kafeslerinin kapılarını korka korka açıyoruz. Aaa ! Sabah hepsi tekrar kafeslerine girmiş iyi mi ? 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir