Bangkok

Bangkok’un başkent oluşu 1782 yılına rastlıyor. Önceki başkent Ayuttaya, Burma ordularının yıkımına uğrayınca, Tayland Kralı I. Rama, küçük bir balıkçı köyü olan Bangkok’u başkent yapıyor. İşte daha önce söz ettiğim ünlü Kraliyet Sarayı da o tarihlerde yapılmaya başlanıyor. Chao Phrya Irmağı’nın sol kıyısındaki saray, 218 bin metre kare arazi üzerinde bulunuyor. Çevresindeki yüksek duvarların uzunluğu ise 2 bin metreyi buluyor.

Taylandlılar, krallarıyla kraliçelerine bağlılar. Her yerde boy boy resimleri var. Sinemalarda film başlamadan önce, perdede kral ve kraliçe görülüyor… Halk ayağa kalkıyor, ulusal marş söyleniyor, sonra film başlıyor.

Bir şey daha aktaralım. Dünyanın en büyük nilüferi kralın bahçesinde idi. Tayland özellikle de Bangkok denince akla önce orkide geliyor. Bizde ancak varlıklı insanların değer verdiği kişilere gönderdiği bakımı zor bu çiçek, orada ekmek-su gibi gündelik yaşamın vazgeçilmez bir parçası. Orkidesiz bir yaşamı, herhangi bir Taylandlı düşünebilir mi, bilemem…

Siyam kedisiyle de ünlü bu ülkenin; ipeği, safiri ve yakutu da biliniyor. Pırlanta ve altına oranla daha ucuz olan safir ve yakut taşlar, gezginlerin çok ilgisini çektiği için yol boyundaki dükkânlarda satılıyor, üstelik çok da bol. Ancak, aldanmamak için bu taşlar hakkında ciddi bilgi sahibi olmak gerekiyor. Aksi halde aldığınız safir veya yakuta Kapalıçarşı’da herkes burun kıvırır. Bu arada elmasın, kömür gibi yalnız karbondan oluştuğunu, fakat atomlarının değişik bir geometrik yapı içinde bulunduğu 1797 yılında anlaşılıyor!

Bangkok’un ortasında 1782 ile 1809 yılları arasında, Kraliyet Sarayı’nın bahçesine Kral I. Rama tarafından yaptırılmış bir “tapınak” var: Buda’nın “Zümrüt Tapınağı”. Ama, halk arasında “Altın Tapınak” diye biliniyor. Çünkü, tapınağın büyük bir bölümü altınla kaplanmış. Çok sayı­ da heykel, mükemmeli yakalayan ustalarca işlenmiş. Altın Tapınak ayrıca ülkenin en kutsal tapınağı. Kraliyet ailesinin düzenlediği törenler bugün de burada yapılıyor.

Altın Tapınak’ın en değerli parçası sayılan Zümrüt Buda Heykelciği ise tek bir yeşim taşından işlenmiş. Bu heykelciğin çok ilginç bir hikayesi var:

1434 yılından kalma yazıya göre Tayland’ın kuzeyindeki Çiengrai Kasabasında, kutsal bir heykel bulunuyormuş,  bir gece, aniden fırtına kopmuş. Fırtına sırasında heykele yıldırım düşmüş. Parçalanan heykelin ortasından kocaman bir yeşim taşı belirmiş, birkaç gün sonra yeşim taşı şekillenmeye başlamış.

Önce Buda’nın burnu, kaşları ve sonra da gözleri belirmiş, heykeller zamanla bugünkü hâlini almış. Kısacası, inanışa göre Altın Tapınak’taki yeşim taşından yapılmış Buda heykeli, bir ustanın elinden çıkmamış. Doğanın yarattığı kutsal bir eser.

O günden bu yana yüz binlerce kişi kutsal Buda heykelciğini görüp dileklerde bulunmak için Altın Tapınak’a akın ediyor.

Kraliyet Sarayı, “Wat Po” (Yatan Buda Tapınağı), “Wat Benjamabopitr” (Mermer Tapınak), eski Bangkok valisi olan varlıklı bir Taylandlının kurduğu “Rose Garden” (Türlü dans gösterilerinin yanı sıra, filler ve timsahlarla yapılan ilginç gösterilerin de olduğu mekân.) size sözünü ettiğim “Irmak Turu” (Floating Market) çok ilginç ve görülmesi gerek. Bir de “Pat Pong” (canlı seks gösterileri), masajlı banyolar, boynunda numaralar bulunan kızlar topluluğunun cam arkasında teşhir edildiği saunalar…

Sanki Bangkok’un yarısı sokaklarda yemek yapıp satıyor, öteki yarısı da o yemekleri tüketiyor. Kentin tüm kaldırımları birer açık pazar. Oldukça zengin olan Thai mutfağında değişik deniz ürünleri, kümes hayvanlarının eşliğinde hazırlanmış pilâv ve makarnalar, “tam-yan” denen ünlü çorba, “yam” denen salatalar, “konom” denen tatlılar var, hem de çeşit çeşit. Ne kadar boğazınıza düşkün olursanız olun, kaldırımda hazırlanan bu yemeklere rağbet etmeniz kolay değil. Duman dışında bir de kokusu var. Çok rahatsız eden, yemeyi içmeyi yarım bıraktıran bu kokunun nedenini anlamakta güçlük çekmedim. Kullandıkları ve bize ters gelen “Hindistan Cevizi Yağı” çok rahatsız edici; ama karın doyurmak için uygun lokantalar bulabilirsiniz.

Taylandlılar çok sayıda Arap ülkesinde işçi statüsünde çalışıyor. Taylandlılar aslında gurbete gitmek istemez. Gururlarına çok düşkünler, batıl inançları oldukça etkiliyor onları. Tailer, ağaçların altında bir ruh olduğuna inanırlarmış, bu ruh ev halkını kötülüklerden koruyormuş. Cumartesi günleri yeni bir eve taşınmak, yeni araba kullanmak, yeni elbise giymek, daha doğrusu yeni bir şey yapmak uğursuz sayılıyor Taylandlılarca!

Daha da ilginci “saç kesme” konusu… Söz gelimi uzun ömürlü olmak istiyorsanız pazar günlerini, mutluluk arıyorsanız pazartesiyi, kuvvetli olmak istiyorsanız salıyı seçeceksiniz saç kestirmek için.

Çarşambadan uzak durmalısınız; çünkü o gün uğursuz. “Benim böyle batıl inançlarım yok, saçımı çarşamba günü de saçımı kestirebilirim.” diyebilirsiniz; ama kestiremezsiniz. Berberler, uğursuz olduğu için çarşambaları dükkânlarını bile açmıyorlar. Bizim toplumumuzda da bu tip alışkanlıklar yok değil. Örneğin, “salı sallanır” ve yeni bir işe başlamak için uygun bir gün olmadığı söylenir!

Kertenkelelere karşı çok saygılılar, onlar tarafından lânetlenmek istemiyorlar. Batıl inançlar hayatın her alanına girmiş. Söz gelimi, genç kızların şarkı söylemesi, yaşlı bir kocaya gideceğine delâlet ediyor. Gürültücü kadınları da kayın valideleri aforoz ediyor zaten. Hep uğursuzluklardan, daha doğrusu olumsuzluklardan söz ettim. Uğurlu bir şey yok mu Tayland’da? Olmaz olur mu, elbette var. Taylandlıların hepsi “9” rakamının uğuruna inanıyor. Her törende mutlaka 9 rahip bulunduruluyor. Bir Taylandlı yeni bir ev mi yaptırdı, mutlaka 9 rahibin dualarıyla giriyor yeni evine. Doğumda ve ölümde hep 9 rahip hazır bulunur.

Tayland’da yaygın bir başka etkinlik de “horoz dövüşü”. Büyük kentlerde maalesef en az 2 tane horoz dövüşü alanı var.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir