Avrupa’nın Kayıp Cenneti Karadağ (Montenegro)

Aslında Karadağ sadece Eskişehir kadar bir yüz ölçüme sahip ama insanları mağrur, gururlu, güler yüzlü ve misafirperver. Ülke küçük ancak halkı bayağı iri. Adriyatik’in engin dalgaları ulaştığı kıyıları yıkar ve güzelleştirir. Ülkede gezindikçe denizin serin sularını kendinize çok yakın hissediyorsunuz.

Dantel gibi işlenmiş kıyıları,  incir ağaçları, zakkumlar, yalçın dağlar, koyu mavi bir gökyüzü, dağlara çöken sis ve beyaz bulutlar, buz mavi suları, yemyeşil bir bitki örtüsü, bağlar çam ormanlarının kokusu ve çılgın görkemli 293 kilometrelik kıyı şeridi bence bu coğrafyayı doğru tanımlayacak bazı sözcükler:

Başkent, Podgoritsa sırtını Gorica Dağına dayayıp Zeta ovasına yerleşmiş olan bugünün başkenti, Yugoslav döneminde adı Titograd imiş. Osmanlılar ise bu kent “Böğürtlen” olarak adlandırmış.

Bu coğrafya tam 400 yıl (1474 – 1878) Osmanlı denetiminde kalmış. Ama daha sonra II. Dünya Savaşı’nda tam 70 kez bombalanınca Osmanlı eserlerinin çoğu yıkılmış.

Başkentte ayakta kalan sadece Hacıpaşa Osman Bey tarafından 1667 yılında yaptırılan 16 metrelik saat kulesi. Saat kulesinin arkasında Osmanlı döneminde inşa edilen, TİKA tarafından da restorasyonu yapılan Osmanagiç Camii ve yine Osmanlı döneminde yapılan Staradoganjska Camii (Dükkân Camii) bulunmaktadır. Petroviç Sarayı’nın bol heykelli bahçesinde gezinebilirsiniz.  Aslında Podgoritsa gezginler için pek ilginç bir şehir değil.

Podgoritsa’dan yola çıkıp Adriyatik’e doğru dar bir yoldan ilerlerseniz (bu aralar yol çalışması vardı) muhteşem dağların arasında Osmanlı’nın başkenti (1880 – 1912)  ve kültür merkezi Çetin (Çetinje) sizi Lovcen Dağı’nın eteğinde karşılayacaktır. Bu şirin yerleşim merkezinde verilen çay molası sırasında Çetin Manastırı ile şatosunu gezebilirsiniz.

Podgoritsa’yı sahile bağlayan iki yol vardır. Eğer aceleniz varsa Çetin’eye uğramadan Sozina tünelini (5 kilometre) kullanın. Nilüferlerle süslenen bu düz yol İşkodra Gölü ve tren hattı boyunca devam ederek yolculuğun süresini yarı yarıya azaltıyor. 

Karadağ sahillerinin en ünlü kenti şüphesiz 2500 yıllık ve bir çiçek buketi gibi denize uzanan Budva Kenti. Budva sahilinde çok sayıda lüks otel, gazino, bar, lokanta ve sıra sıra dükkânlar yer alıyor. Burada gece hayatı da oldukça hareketli imiş. 56 plajı arasında en ünlüsü olan 2,5 kilometrelik Jazz Beach’te, Madonna ve Rolling Stone birer konser vermiş. Bugün havaalanına bile sahip bir dönemin 12 haneli balıkçı köyü Budva’da muhakkak surlar içinde yer alan St.  John, St. Sava ve St Mary kiliseleri ile süslenen eski kenti de gezmelisiniz.  Derin bir deniz kültürüne sahip Budva’nın bir incisi de yatların demirlendiği St. Nicholas Adası. 

Budva’da güneye doğru sahile devam edince Prjno’da Sveti Stefian Adasının yol işaretini göreceksiniz. Dar bir şeritle karaya bağlanan bu adada kalmanın bedelinin gecede 3000 Dolar olduğu söylenen beş yıldızlı “ünlüler oteli” yer alıyor. Bu sevimli adayı sadece uzaktan seyrediyorsunuz. Kimleri misafir etmemiş ki bu ufak adacık: Mareşal Tito, Elizabeth Taylor ile Richard Burton, Claudia Schiffer, Kraliçe II Elizabeth, Sylvester Stallone ve daha niceleri. Hemen yanındaki Kraliçe Plajı ise pembe çakılları ile tanınıyor. Bu yörenin saklı Türk altınlarının bulunması ile zenginleştiği yönünde dedikodular var. 

Bahriye Mektebi ve üç denizci heykeli ile tanınan Perast Sahili açıklarında iki adet ikiz adacık yer alıyor. Selvi ağaçları içindeki Benedict Manastırı ile Sveti Djordje Adası ve mavi kubbeli şapeli ile Gospoad Skrpjela Adası

Cennetin bir parçasını andıran manzaraları, 3 kilometre derinliğindeki Tara Kanyonu,  rafting olanakları, ünlü Karagöl dahil 18 gölü ve Sümela’ya benzer Ostrog Manastırı’nı bünyesinde barındıran Durmitor Ulusal Parkını ziyaret etmeyi acaba düşünür müsünüz?

Artık oturup bir kahve içip gelen geçeni seyretmenin zamanı. Gökyüzünü saran kızıllık dondu, ardından Adriyatik’in turkuaz rengi karardı. Meydanda şaha kalkan bronz at heykeli bana doğru dikkatli bakıyor. İnce uzun gayet ciddi bakışlı bir hanım garson masaya yaklaşıyor. Yüzünün solukluğunu dudaklarına sürdüğü kan kırmızı ruju ve yeşil sürmeleri ile kısmen örtmüş. Belinde ise pembe çiçekli bir önlüğü var. Bol sütlü kahve deyip Wi-fi şifresini soruyorum.  Hemen bir kâğıda yazıyor.

Ünlü İspanyol yazar Cervantes 5 yıl tutsak kaldığı Arnavutluk sınırındaki Ulcinj ise önemli bir korsan üssü olarak şöhret yapmış.  

Deprem geçiren Bar ise tipik bir denizci kenti, limanını bir Türk firması işletiyor. Benimle özel ilgilenen Sayın Büyükelçim Serhat Galip Bey ile korsanlardan korunmak amacıyla tepeye kurulmuş olan eski kenti adımlıyoruz. Bar (Anti Bari) ismini hemen karşısında bulunan İtalya’nın Bari kentinden almış.

Kışın nüfusunu koruyan kentin büyük bir bölümünü Müslüman Boşnak ve Arnavutlar oluşturuyor. TİKA(Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı) burada modern bir camii inşa etmiş. Sahilde yemek yiyorum. Yere düşen yavru kuşu annesi telaşla beslemeye gayret ediyor. Her an yavruyu bir kedi yavrusu kapabilir. Hemen yavru kuşu yakalayıp ağaca koyuyorum.   

Karadağ sahillerinin en çok gezgin çeken coğrafyası, şüphesiz 2 bin yıllık ufak sahil kasabası, UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’nde de yer alan  “Kotor”. (XV – XVII yüzyıl) Venedik döneminden kalma 4 kilometrelik sur duvarlarına sahip Dubrovnik’in bir ufak modeli, ayrıca Avrupa’nın en güneydeki en derin fiyordu olarak anılıyor.

Etrafını sarmalayan dağlar sayesinde bu coğrafyanın iklimi ılıman. Deniz kapısından eski kente girip, Roma, Barok ve Rönesans yapıları ile süslü taş döşeli dar sokaklarda gezerken kendinizi daha zinde hissediyorsunuz. Bu arada çift kuleli Aziz Tryphon Katedrali’ni hemen fark edeceksiniz.  Bunun dışında Aziz Nikola Barok Kilisesi ile Pima ve Drago saraylarını ve saat kulesini ziyaret edin  

Gelelim Kalesine, yüzlerce basamağı göze alıp tırmanırsanız harika bir Adriyatik manzarası sizi bekliyor. Geceleri ise bu sahil kasabası başarı ile uygulanmış aydınlatma sayesinde ayrı bir güzellik sergileniyor.

Bu kez sahilde bir parktayım. Begonviller açmış. Çevremi izliyorum. Güneş yanığı teni, çileden çökmüş omuzları, kamburlaşmış sırtı ile yaşlıca bir kadın karşımda oturuyor. Tek tip saç modeli, aynı tarzda dikilmiş takım elbiseleri, konuşmaları, gülmeleri ve saçlarını savurarak yürümeleri ile birbirine benzeyen dört genç hızla önümden geçip, kayboluyor. Yanıma altın taşlı yüzüğünü iftiharla gösteren dalgalı saçlı, kumral, uzun boylu havalı bir kadın oturuyor. Beyaz dantelli mor bir etek giymiş, saçlarından yayılan güçlü bir koku bana ulaşıyor. Ruhumu saran kasvet birden dağılıyor.

Geziler böyledir, inişli, çıkışlı, bir anda hoş tesadüfler birbirini takip eder,  bazen ise art arda terslikler:

Kısa Kısa Karadağ (Montenegro)

  • Tito’nun Yugoslavya’sının bir eyaleti olan Karadağ (Montenegro) Yugoslavya dağılınca 2003’te Sırbistan Karadağ Federasyonunu oluşturdu. Daha sonra 2006 yılında bir referandum sonucu Karadağ, Sırbistan’dan da ayrılıp bağımsız bir ülke olarak yeniden doğdu.
  • Diğer Balkan ülkeleri gibi burada da Türk yatırımcılarının önemli bir payı var. Ayrıca Karadağlılar ticaret için İtalya yerine artık Türkiyeyi tercih ediyorlar.
  • Türk dizileri sayesinde bazı Türkçe kelimeleri öğrenmişler ve ilk fırsatta sizinle paylaşıyorlar. THY Podgoritsa’ya haftada 12 sefer yapıyor.
  • Ülkede en çok kullanılan dil “Sırpça”.
  • Özellikle Ruslar Adriyatik kıyısı boyunca çok sayıda yazlık ev satın almış.
  • Halkı çok yardımsever, bir soru yöneltilince ilgileniyorlar, ama İngilizceleri az, genellikle sessizler, kendi aralarında konuşmuyor, gülmüyorlar.
  • Sigara çok yaygın kullanılıyor. Kapalı alanlarda sigara yasağı bir ara konmuş ama sadece 48 saat uygulanabilmiş.
  • Koca bir bardakta Türk kahvesi su ile servis ediliyor. Ama unutmayın,  suyu kahveden önce içmeniz gerekiyor.
  • Ülkenin her yanında betondan siyah yüzlü zevksiz Sovyet konutlarını rastlamak mümkün ama tüm yollar bol ağaçlı.
  • Karadağ, Osmanlı yönetimine karşı sürekli ayaklanmış ve sorun çıkarmış.
  • Karadağlılar nedense “tembel” olarak ün yapmış. Ama doğrusu benim böyle bir izlenimim olmadı. Bu coğrafyada şöyle bir şaka anlatılıyor. Her Karadağlının yatağının ucunda bir sandalye olurmuş. “Uykudan uyanınca dinlensin” diye.
  • Nüfusunun yüzde 41’i Karadağlı, yüzde 30 Sırp, yüzde 10’u Boşnak, yüzde 7’si de Arnavut.
  • Nedense Türk düşmanı olarak tanınan Lord Byron, 1878’de Osmanlı’dan ayrılan Karadağ için “yeryüzünde kara ile denizin birleştiği en güzel nokta” demiş.
  • Osmanlı,  devşirmek amacı ile bu coğrafyadan da çocukları toplamış. Ama asla ailenin tek çocuğunu seçmemiş. Ayrıca aileler de çocuklarını Osmanlı Sarayına vermekte hevesli imiş.
  • Karadağ Avrupa Birliği’nde olmamasına rağmen Avro kullanan belki de tek ülke. Sahiden ucuz, bu ucuzluk, yiyecekte, ulaşımda,  otellerde aslında her alanda kendini gösteriyor. Örneğin, gecesi 20 Avro’ya iki odalı bir apartman dairesinde kalabiliyorsunuz.
  • Karadağ nedense bir yandan da NATO’ya girmek için hazırlık yapıyor. (Nisan 2016)
  • “Gusle”  yöreye has bir müzik aleti.
  • Belediye,  Podgoritsa’ya bisiklet yolları yapmak için TİKA’dan yardım istemiş. Ama arabalar hep kaldırımlara park ediyor, bisiklet yolları neye yarayacak ki?
  • Ülkenin gelirinin yüzde 40’ı turizmden. 2005 yılında ülkeye Türkiye’den gelen ziyaretçi sayısı 37 bin.
  • Doğrusu mutfağının öyle pek bir özelliği yok. Ama büyük karidesli pilav ve mısır irmiği ile servis edilen balık yahnisini deneyin.
  • Podgoritsa’yı sahildeki Bar limanına bağlayan tek bir tren hattı var. Ama kimse tren yolculuğunu tavsiye etmiyor. Anladığım kadarı ile Zagreb’den gelen bu sorunlu tren çok gecikiyormuş. Ayrıca Bar yolunda sık sık bozulduğunda yolcular inip otostop yapıyorlarmış. Oysa canım bir tren yolculuğu çekmişti.

Başkentin merkezinde çok sayıda modern kahve sıralanıyor. Çok keyifli mekânlar. Karadağlılar burada saatlerce oturup keyif yapıyor. Fiyatları da çok ucuz, örneğin buzlu bir kahve sadece iki Avro.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir