ASLANLAR ŞEHRİ: LVIV

Lviv Orta Avrupa’nın birçok bakımdan önemli bir kenti ama ülkemizde maalesef fazla tanınmıyor. Türk Hava Yollarının uçuş noktalarına dâhil olan Lviv,  Ukrayna’nın 800 bin nüfuslu bir kültür, bir eğitim merkezi olarak bilinir. Ayrıca Ukrayna’nın “kahve başkenti” olarak da isim yapmış. Kentin nabzının attığı,  yaz insanları ile dolu Svobody Bulvarı üzerinde bir kahvede oturup çevreyi inceliyorum. Daima yaşanacak bir yaşam, tadına varılacak güneş doğumları, yürünecek ara sokaklar, gezilecek kitapçılar, dinlenecek melodiler bulunur. Sürekli yolda olmak inanın çok hoş bir his. Yer ve gökyüzü renkleri, sardunya dolu saksılardan iç hacimlere süzülüyor.

Lviv epey acı çekmiş, epey de el değiştirmiş. Farklı dönemlerde Polonya, Avusturya – Macaristan, Rus ve Nazi-Alman işgalinde kalmış. Ama bu güzel kente en fazla eser bırakan Avusturyalılar. Rus ve Polonyalılardan pek hoşlanmıyorlar. Dolayısıyla Lviv’in ismi de sık sık değişmiş. Ruslar, “Lvov”, Avusturyalılar ise “Lemberg” olarak adlandırmış. 1672 yılında ise Osmanlı Lviv’in kapısına kadar dayanmış ama ele geçirememiş. Bu olayın anısına Svobody Bulvarında bir top yanında gülle ve Taras Bulba benzeri bir yeniçeri ile simgelenen bir anıt bile var. Sonra Türk sokağı ile Türk mezarlığını da ziyaret edebilirsiniz.. UNESCO Dünya Kültür Miras Listesinde yer alan yüz kilisesi ile iftihar eden Lviv’de gezilecek, görülecek,  yaşanacak çok sayıda anıt sizi bekliyor.

Kenti okşayan Poltva nehri üzerine kurulan daha taa uzaklardan ilginizi çekecek Opera Binası’nı (1895 – 1900) görmeniz gerekir. İçini de gezmenizi öneririm. Ama ücretli.   Sbarbek Tiyatrosu 1842 yılında perdelerini “işte sanat” diye açtığında Avrupa’nın üçüncü büyük tiyatrosu idi. Ayrıca Lviv Flarmoni Orkestrası da oldukça ünlü. Lviv’de XIX yüzyılda kurulan Politeknik ile Lviv Üniversiteleri Orta Avrupa’nın en eski eğitim kurumları arasında yer alıyor. Ermeni sokağında yer alan Ermeni Kilisesini de programınıza alın derim. Yeni evlilerin ziyaret makamı St. George Yunan Katolik Kilisesi ile St. Elizabeth kilisesi göz alıcı iç süslemeleri ile dikkatinizi çekecektir. Daha bitmedi, Lyachakiskiy Mezarlığı, Lviv Kalesi, Boim Ailesinin Şapeli, XIV Yüzyıl Avusturya imzalı Tren İstasyonu, Konsakt Sarayı ve kentin yaşam alanı olan pazar alanı da görülmeli.

Lviv çok sayıdaki heykelleri ile de insanı büyülüyor.  Her biri tarihe, sanata ve bilime verilen önemin ve vefanın birer örneği. Polonya’ya karşı bağımsızlık mücadelesi başlatan Bandera, yazar Adam Mickiewicz, ressam Ivan Fedorov, “Kozak” yani bir yerli milis olan Ivan Pidkova bu heykellerden birkaç örnek. 

Yoruldum, istasyonun karşısındaki kahveye soluklanmak için çöktüm. Nice istasyonlarda, nice havaalanlarında, nice otobüs terminallerinde, nice limanlarda durakladım. Her yolcu ile birlikte yola koyulmak istedim. Alacakaranlıkta küçük ve siyah tepeleri, üzüm bağlarını, mısır tarlalarını, siyah tepeleri,  tek katlı çiftlik evlerini, parkta oturan gençleri, sık ve düzensiz mezar taşları ile dolu mezarlıkları gözledim. Rüzgâr serin, sokakta sosisler dönerek kızarıyor, yağmur dinmiş, binaların katlarında ışıklar açılıyor. Tüylü şapkalı şık bayanlar, hasır şapkalı siyah kahverengi makosenli yaşlı beyler önümden tek tek geçiyor.

Lviv’i adımladıkça kendini size tanıtıyor. Ayrılmıyorsunuz. İnsanları sevimli, güler yüzlü ve davetkâr. 

Kısa Kısa Lviv’den Notlar

Lviv,  Polonya sınırına sadece 70 kilometre uzakta. Şöyle dört gün içinde ilginç bir Lviv ile Krakov gezisine ne dersiniz?

Yapılan anketlerde Ukrayna’nın en yaşanılır kenti seçilen Lviv’de yaşlı sayısı fazla. Pazar akşamları eski şehrin merkezinde, Grand Otelin karşısındaki parkta bir halka yapıp saatlerce ciddiyetlerini hiç bozmadan birlikte şarkılar söylüyorlar. Ne güzel!

Lviv’de sigaraçok tüketiliyor. Bizdeki yasaklardan haberi yok galiba. Kapalı alanlarda da sigaralarını tütüttürüyorlar. Notlarımı kaleme alırken lüks kahvenin içindeki havası pis, perdeler dumandan sararmış, masanın üstüne ise kirli kül tablaları dizilmişti.

Mozart’ın oğlu Franz Xaver Wolfgang Mozart Lviv’e yerleşip müzik çalışmalarını burada devam etmiş.

Yedi yüz elli yıllık bu tarihi kent birçok film için de plato görevi yapmış. Son yılların dikkati çeken bir filmi olan “Shinder’in Listesi”, “Blue Moon”, Krystyna Chigari’nin “The Girl in the Green Sweater” ve “Everyting is Illumitaned” ilk akla gelenler.

Lviv önemli bir Museviazınlığa da sahipmiş. Ancak Nazi işgali (1941 – 1944) sırasında bunların büyük bir bölümü diğer kentlerdeki Museviler gibi Krakov kampına gönderilmiş.

Cıvıl cıvıl eski kentin merkezindeki Grand Hotelisize tavsiye ederim. Otelin her köşesinde tarihi yaşıyorsunuz. Öyle çok çok pahalı da değil. (İki kişilik oda kahvaltı dâhil 90 avro)  Klasik döşeli odaları geniş. Ayrıca balkona çıkınca eski kentin yaşamına şahit oluyorsunuz.

Ukrayna adına 2004 Avrovision şarkı yarışması birincisi sempatik Ruslana da bu kentte doğmuş.  

Matematik ile aranız nasıl? Benim gibi matematiğin yaşamın her aşamasında önemli olduğunu düşünüyorsanız,  “İskoç Kahvesinde” şöyle bir mola verin. 1930 – 1940 arasında ünlü matematikçiler burada toplanıp bilimsel çalışmalarını tartışırlarmış. Fonksiyon analizleri hipotezi ile ünlü Stefan Banach, Stanislaw Ulan, Hugo Steinhaus bu bilim adamlarından birkaçı.

Lviv’i tanımanın en kolay yolu bir harita alıp işaretlenmiş eski şehir turunu yürüyerek takip etmek.

Lviv inanın çok ucuz bir kent. Sonra hiç kimse sizi nasıl olsa turist diye kazıklamak çabasında değil. Adresi bulamadığı için bir süre beni kentte dolaştıran yaşlı taksi şoförü taksimetrenin yazdığı 40 Grivna yerine adresi bulmakta zorlandığı için sadece 25 Grivna aldı.

Lviv,  Polonya ile birlikte 2012 yılında Avrupa Futbol finallerine ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor.

Lviv Havaalanı’nda her şey yavaş ve sıkıcı. Alan dar, memurlar komünist dönemin Sovyetler Birliğini hiç aratmıyor. Her an bir sorun çıkarmaya sanki can atıyorlar. Ama zamanla bu da düzelecek diyorum.  Ne de olsa buradan uluslararası uçuşlar daha yeni başlamış.

Lviv televizyonunda bir programa konuk oldum. Diğer konuk ise o gece bir gece kulübünde sahne alacak orta boylu zenci bir sanatçı idi. Sunucu bu sevimli şarkıcıya sordu: “Nerelisiniz ?” “Kamerun’un içlerinde bir Pigme köyünde doğdum.” dedi genç soprano,  “Ama Pigme değilsiniz” diye sordu sunucu. Güzel hatunun yanıtı hemen geldi: “İşte o yüzden zaten beni köyden kovdular.” 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir