Tanrıların Adası: Bali

Bali Adası, Endonezya Takımadası‘nın en ufaklarından biri olduğu hâlde, doğası, kültürü, gelenekleri, folkloru, festival ve bayramları ile dünya turizminin odaklarından biridir. Ada, gerçekten Tanrı‘nın verebileceği güzelliklerden birçoğunu bünyesinde barındırıyor.

Turizm, 1970‘lerden sonra burayı keşfetmiş. Sonuç olarak, 1990‘larda 3–4 milyon gibi yüksek turist potansiyeli, Endonezya‘nın başlıca döviz girdilerinden biri hâline gelmiştir. Turistler buradan harika hatıralarla ülkelerine dönüyor ve gelecek tatillerinde Bali‘yi seyahat programlarına tekrar katmayı düşünüyorlar.

Balililer için farklı bir durum vardır. Adaları onlar için her şeydir, hatta evrenleri denebilir. Evet, başka bir dünya olduğunu da bilmiyor değiller ancak onlarınkinin hiçbir eksiği yok. Çünkü mutlu bir yaşam için gerekli her nimet Bali‘de bulunuyor. Bali insanları, tüm bu güzelliklerin karşılığında şükranlarını sık sık onları ikram eden tanrılarına belirtme gereğini duyuyorlar. Bu yüzden her ay, her hafta, hatta her an, Bali‘de tanrılara saygı ve şükran görevlerini yerine getirmek üzere tapınaklara gidiliyor, tanrılara çiçek, meyve ve başka hediyeler sunuluyor, tüm etkinlikler büyük bir coşku havası içinde yapılıyor. Burayı ziyaret eden yabancılar, adanın sürekli olarak bir bayram havası içinde olduğunu görünce şaşırıyor.

Sanırım Bali insanı haklı. Dünyada bu kadar güzelliğin bir arada bulunduğu yerler pek çok değil çünkü… Bin yıldan beri ekimi yapılan pirinç ve pirinçten elde edilen yan ürünler, onların her türlü gıda gereksinmelerini karşılıyor. Adanın dört yanı denizlerle çevrili olduğundan, balıkçılıktan yana da sorunları yok. İklim bakımından de şanslı sayılırlar. Yıl ortalama sıcaklığı 28 derece. Muson yağmurları, diğer Güney Asya ülkelerinde olduğu gibi burada çok etkili değil. Yağmur, ihtiyaca yetecek kadar yağar.

Tüm ada yemyeşil, pirinç tarlalarının teras teras şekilleri, adanın kıvrımlarını öylesine uygun bir tarzda yapılmış ki, bunları seyrederken insan hayretler için kalıyor. Bunlar, 50 nesil çiftçi tarafından bu duruma getirilmiş. Tarlaların ötesinde, meyve ağaçları, daha içlerde doğru sık ormanlıklar var. Adanın yapısı volkanik  olduğundan, kuzeyde birkaç yanardağ bulunuyor. Üç bin metreye ulaşan Gunung Agung, Bali‘nin en kutsal tepesi. Batur ve Bratan kraterleri su ile dolarak göl hâline gelmiş. Gunung Agung sessiz görünse de, bazen hiç beklenmedik etkinlikler yapabiliyor. Son olarak 1963 yılındaki büyük patlama, birçok köyün yok olmasına neden olmuştu. Balililerin yegâne korkusu yanardağlar! Tanrıların gazabı diye inandıkları yanardağlar herhâlde onlardan korktukları için bu kadar saygılılar, onları daima mutlu kılmaya çalışıyorlar…

Bali‘nin nüfusu 3 milyon kadar. Yüz ölçümü ise yaklaşık olarak Rodos‘unkine eşit. Tüm adada sulama sistemleri bu kadar iyi geliştirilmiş ki, krater göllerinde biriken yağmur sularını tarlalarına mükemmel dağıtıyorlar. Zaten öyle olmasaydı, bu ufak ada bu kadar insanın gıda sorununu hâlletmeye yeterli olur muydu?

Köyler, pirinç tarlalarının yanında gelişmeye başlamış. Aslında Bali köyü, bir ev kümesi olmaktan çok, sosyal bütün durumundadır. Tapınağıyla, okuluyla, asırlık ağaçlarıyla, evleriyle, köy zaten ufak bir dünyadır bir Balili için. Zaten bir köye varıldığında, evlerin şirinliği, tuğla duvarları arkasından sarkan koca koca çiçek dalları, her yerde görülen ve neredeyse her evin bahçesinde bulunan mini tapınaklar köylerin zenginliğini, estetik ile güzellik anlayışını sergiliyor. Bu anlayış zaten tüm Balililerin ortak yanları. Bali‘de bu durumda olan yüzlerce köy var.

Tapınaklar ise, demin yazdığım gibi her köyde bulunuyorsa, bunların bazıları Balililer için daha da özeldir. Bunların  dışında,  Batur  Yanardağı‘nda  bulunan  ―Besakih‖ tapınağı geliyor. Bali‘nin bu tapınağı, adaya hükmeden yüksek bir dağda bulunduğundan, yerliler tarafından daha kutsal, hatta en kutsal sayılıyor. Adanın batı sahilinde, deniz kenarında  bulunan  koca  bir  kayalık  üstünde  kurulu  ―Tanah Lot‖ mabedi de bunlardan biri. Ancak, Bali adasında 20 bin üzerinde tapınak olduğu söyleniyor. Diyeceksiniz ki bunların dini nedir, kimlere tapıyor Balililer?

Eski dönemlerde, yaklaşık olarak 1000 yıl kadar önce, Balililer basit tapınaklarda, toprak, ateş, su, hava gibi inandıkları güçlerin simgesi olan tanrılara taparlarmış. Ancak

XV. yüzyılda, deniz ticaretinin gelişmesiyle, komşu büyük Java adasına ulaşan İslamiyet burada Hindu geleneklerine sadık kalmak isteyen halkın bir bölümünü kaçmaya zorlamış. Ve bunların ulaştığı yer de Bali Adası olmuş.

Bugün Bali Adası‘nın halkı, Hinduizmin başlıca tanrıları, yani Brahma, Shiva ve Viahnu‘ya inanıyor. Ancak bu Hinduizm zamanla bazı değişimlere uğramış, inançlar ve

ibadet şekilleri Hindistan‘ınkinden farklı. Hindistan‘da meyve sepetleri sunan kadınlara rastlanmıyor örneğin.

Balililer için, sanat ve gelenekler onların yaşama sevincini aşılayan nefestir. Tuhaftır, Bali dilinde ―sanat‖ diye bir kelime yoktur. Bu, ancak şöyle izah edilebilir: Sanat kavramı Balililerin günlük yaşamlarının bir parçası. Estetik ve güzellik arayışı her an kendilerinde mevcut. Ve bu durum

XX. yüzyılın tablosu değil, belki 1000 yıldır sürekli yenilenen bir tablo. Hemen şunu da ekleyelim: Ağaç işlemeleri zamanla çürüyebiliyor, taş oymalar ise, taşları volkanik lav ile tüften olduğu için yine zamanla aşınabiliyor. Sonuç olarak birer sanat eseri olarak yaratılan her şeyin sık sık yenilenmesine ihtiyaç duyulmaktadır, bu durumda da sanatlarının devamlı canlı ve yaratıcı olmasını sağlamaya çalışıyorlar.

Resim sanatının merkezi sayılan Ubud kasabası, Bali‘ye gelen turistlerin mutlak surette uğradıkları yerdir. Akla gelmeyecek kadar resim galerileri bulunuyor Ubud‘da. Buna paralel olarak tahta işçiliği, bronz, çömlekçilik ve hasır eşya ile ün yapan köy ve kasabalar da var. Sanat anlayışı o denli değişken olmuş ki, yaratılan eserler kimi yerde çok şaşırtıcı olabiliyor… Örneğin, hangi ülkede tapınak duvarlarının betimlemelerinde kabartma olarak taşa işlenmiş otomobillere rastlanabilir? Ya da eski tarzda yapılan resimlerde, hangi ülkede fotoğraf çeken turistler göze çarpar?

Tüm güzelliklerin yanı sıra, Balililerin içinde daha gizemli, daha kapanık bir endişe var. Tiyatro ve danslarında bu duygu çok daha güzel bir şekilde ifade edilmekte. Buna, belki de iyi ile kötü, zayıf ile kuvvetli ya da temiz ile kirli güçler arasındaki devamlı mücadele denilebilir.

Demin de yazdığım gibi, bu sonu gelmeyen mücadele, Bali geleneklerine uygun olarak yaratılan tiyatroların başlıca konusu. Batı toplumlarında yerleşmiş tiyatro türünün aksine, bu toplum klasikleşmiş tiyatrosunu, hem tanrıları hem kendini avutmak için yaratmıştır. Tiyatro ile birlikte dans da Bali halkının bir ihtiyacı. Çeşitli dans türleri, çeşitli duyguları dile getirmekte ve birçok geleneği sembolik olarak yaşatmakta.

Örneğin,   kadınlar   tarafından   uygulanan   ―Legong‖ dansı, bir kadının tüm zarafetini ortaya çıkaracak kadar ince hareketlidir. Neşe olsun, arkadaşlık olsun, bu tür duyguların en iyi ifade eden danslar ―Joged‖ ve ―Janger‖dir. Tarihte ün yapmış kahramanların dansı ise ―Topeng‖dir.

Balililerin en popüler dansı, ülke dışında da ün yapan

―Barong‖.   Barong,   tam   olarak   ne   olduğu   bilinmeyen, ormanda yaşayan, iyi kalpli, insanları seven, onları koruyan, aslana benzeyen, hayali bir yaratıktır. Aslan kafalı, uzun dişli ve çok da süslü bir ejderhaya daha çok benzediği söylenebilir.  Arka  arkaya  kenetlenmiş  iki  insan  ―Barong‖ kıyafetini gezdirir, kafa korkunç gibi görünüyorsa da kimseye saldırmaz, aksine, zorda olan insanların yardımına koşar.

Barong danslarının ikinci kahramanı ise, karanlıklar kraliçesi, çocukları yiyen, uzun dişli ve peruklu dul cadı

―Rangda‖dır.  Balililer  bu  yaratıktan  çok  korkmakta.  Ancak Barong aralarındaki kavgadan daima galip çıkacaktır. Ve kötülüğü  simgeleyen  ―Rangda‖  ise,  bir  zaman  için  ortadan kaybolma durumunda bırakılacaktır.

Tüm bu danslara eşlik eden ―Gamelan‖ bandolarını da unutmamalı. Güneydoğu Asya ülkelerinin hemen hemen tümünde olduğu gibi, burada da vurma çalgılı aletler

kullanılıyor. Ksilofon türünden tutun, boy boy tencere takımına benzeyen çeşitli tınılar çıkartabilmek için çekice benzeyen, tokmaklarla vurulan müzik aletleri. Bu arada tempoları veren boy boy gongları da saymalı.

Bu ufak orkestralar, bayramlarda, festivallerde, düğün ve toplantılarda ve son olarak otellerde, sanatlarını, hünerlerini göstermekte. Bazen bir orkestrada 30, hatta 40 eleman yer alabiliyor.

Bali‘nin dünya sanatındaki yeri daha yeni sayılır. Sömürge döneminde Bali, daha çok baharat arayışı içindeydi… Endonezya, bilindiği gibi, XVII. yüzyıldan sonra gittikçe Hollanda‘nın bir sömürgesi durumuna girdi. İki yüzyıl kadar da öyle kaldı… Pasifik Savaşı sırasında Japonya tarafından işgal edilen Endonezya, 1956 yılında bağımsızlığına kavuştu.

Ancak rahat günlerin gelmesi uzun sürdü. 1962 yılında farelerin istilasına uğrayan ada, daha bu felaketten kurtulmamışken Gunung Agung Yanardağı‘nın aniden patlaması oldu.

1965 yılında ise tüm Endonezya‘yı saran yeni bir alev söz konusuydu: Komünist avı… Endonezya‘da milyonlarca komünist ve onların sempatizanı yakalanıp öldürülmüş, Bali adasında da yaklaşık olarak yüz bin kişi idam edilmişti.

Turizmin adaya ulaşması, 1970 yıllarından sonra

oldu…

Önce  başkent  Denpesar‘ın  batısındaki  sahilde Kuta

kumsalında, daha sonrada doğuda Sanur kumsalında yeni yeni        oteller  filizlenmeye           başladı.  Bunlardan,      Sanur‘da

bulunan Hyatt Regency, dünyanın en prestijli otellerinden biri olarak hep anılıyor.

Son yıllarda, Bali‘nin en güney noktasında bulunan Nusa Dua Yarımadası da, en modern anlayışla birçok büyük ve prestijli otelin bulunduğu bir belde olarak planlamaya başlandı.

Bali‘nin diğer turistik yerlerinin de belirli avantajları

vardır.

En büyük ve kutsal tapınakları Besakih, akşam gün

batımını seyretmek üzere Tanah Lot turu, eski dönem krallıklarının tapınakları Mengwi, Tampaksiring‘deki krallık mezarları, Batur ve Bratan gölleri ve buralarda bulunan dağ tapınakları, kuzeyin incisi diye anılan Singaraja kumsalları yapılan gezilerin ancak birkaçı. Bunların dışında Bali danslarını tanıtıcı turlar, sanatçıların köyü Ubud‘da horoz dövüşleri, adanın etrafında gemi gezileri ve civar adalara da turlar yapılabilmekte.

İsteyenler bu turlara katılır, benim gibi bağımsızlıktan hoşlananlar da cip veya benzer araç kiralayabilir. Bali‘de trafik  ―sol‖  taraftan  işler,  bunu  hatırlamakta  yarar  olduğu gibi, Denpasar‘a yakın yolların trafiğinin de çok yoğun olduğunu da anımsatmak istiyorum. Bilhassa motosiklet trafiği korkunç. (Bali‟de henüz emniyet kemeri uygulaması olmadığından daha da dikkatli olmak gerekiyor.)

Trafik, Bali‘de gerçekten anarşik bir sistem olarak yürüyor ve ne kadar dikkat edilse azdır.

Yollarda bulunan işaretler de yeterli değil. Endonezya‘da Latin alfabesinin geçerli olması bir avantaj ise de, trafik levhalarına güvenme konusunda pek emin

olmayınız. En iyisi yanınızda bir Bali haritası bulundurmak. Yoldakiler size çok yardımcı olmaz, hatta sizi belki de yanıltabilirler.

Genelde Bali‘ye gelen turist, burada en çok 5–6 gün geçirir; Bali, Uzak Doğu seyahat paketinin bir durağıdır.

Eşimle ben Bali seyahatini değişik planladık. Uzak Doğu‘da birçok yer birden göreceğimize, Bali gibi özel bir yeri hakkıyla tanımak daha iyi olur, diye düşündük ve iki hafta kaldık. Böylece adanın güneyini, doğusunu, batısını, kuzeyini ve krater göllerini de görmeyi başardık. Bali‘de değil on beş gün, bir yıl dahi kalsanız, her gün değişik bir program uygulanabilir. Hem Bali cennetinde her gün yollarda olmanın bir anlamı da yok, denizinden de yararlanmak gerekir.  Ne  var  ki  deniz  burada  ―gelgit‖  olayından  dolayı kaprisli. Örneğin, sabah erken kalkıyor ve otel plajından denize gireyim, diyorsunuz. Bir de bakıyorsunuz ki, deniz gitmiş, hem de bir kilometre uzağa. Oraya yürümeniz zaten söz konusu değil; çünkü dalgalar kayalıklarda kırılıyor, oradan kimse denize giremez ve zaten çok tehlikeli!

Otellerin bahçelerindeki panolardan denizin gelgit saatlerini kontrol ederek yüzmeye gelmeli…

Bali‘de otel lobileri harika… Öncelikle iklim müsait olduğundan her yanı açık büyük ahşap yapılar düşünülmüş ve bunları genellikle havuz ve çiçek aranjmanlar ile süslemişler…

Bir de Bali Hyatt, Melia Bali Sol, Sheraton ve Hilton gibi uluslararası otellerin tropikal bahçeleri bir harika. Bunlar, dünyanın en ünlü bahçe dekoratörleri tarafından yaratılmış. Nilüfer göletleri, Japon bahçeleri, fıskiyeler, şelaleler hep etüt edilerek yapılmış.

Kuta otelleri için aynı şeyi söylemek zor. Burası Bali‘nin en kalabalık turizm merkezi. Belki de ucuzluğu turistleri cezbediyor… Burada günde 10 dolara bile geçinmek mümkün…

Bizim durumumuz her zaman olduğu gibi farklı oldu… Günde 35 dolara Range Rover benzeri Endonezya yapımı bir Toyota kiraladık, kaldığımız 14 günün 12‘sinde ada içinde geziler yaptık.

Otelimiz Nusa Dua‘da olduğundan, köylere ulaşmak bir hayli zaman alıyordu ve erken, örneğin saat 7:00‘de yolda olmamız gerekiyordu. Bali‘nin sahil kesimlerinde hava genelde açıktır. Sabah uyandığında, pencereye çıkıp etrafı gözlüyorsunuz, bugün hava iyi olacak, diye düşünüyorsunuz. İlginçtir, adanın iç kesimlerine doğru gittiğinizde, bulutlar çoğalıyor ve dağlara doğru hava tamamen kapanıyor… Krater golleri civarında ya da Besakih Tapınağı‘nın bulunduğu Gunung Agung Dağı‘nda açık hava bulmak neredeyse imkânsız.

Nusa Dua‘dan Sanur‘a varmanız yaklaşık 35 dakikamızı alır. Bali‘nin ilginç köyleri daha sonra sıralanıyor. Hangi yöne giderseniz, sizi kesinlikle ilgilendirecek köylere varırsınız. Hatta kimi yerde bunlar birbirlerine bu kadar yakın ki, nerdeyse birbirlerinin uzantısı gibi. Örneğin, Ubud Kintamani turu parkurunda, önce Denpasar‘a uğrayacak,  daha sonra danslarıyla ün yapan Batubulan, gümüş ve metal işçiliğiyle ünlü Celuk, maske imalatçıları ile adı çok duyulan Mas ve resim sanatıyla Bali‘nin en popüler yerlerinden biri olan Ubud‘a varacaksınız. Her yerde durma arzusuna karşı gelemeyeceğinizden, adanın daha kuzey, daha iç kesiminde bulunan Tampaksiring ve Kintamani‘yi başka bir güne

bırakmak  daha  doğru  olacak.  ―Batur  Gölü‖  gezisi  de  dolu dolu bir gün alacaktır. ―Bratan Gölü‖ turu da aynı şekilde…

Gianyar kasabasından adanın doğusuna gidildiğinde, bambaşka bir doğa ile karşılaşırsınız. Yeşil tonlarının tüm yelpazesini taşıyan pirinç teraslarının eşsiz görüntüleri, sizi hayretler içinde bırakacaktır. Pirinç tarlalarının hasat sonrası yakılması ya da ördek sürüleri tarafından temizlenmesini seyretmek, size hoş anlar yaşatacaktır.

Bu anlattıklarım, Bali‘nin güncel yaşamının birer parçasıdır. Ancak 10 gün boyunca bunları gördükten sonra

―Artık bu kadarı  yeter‖ deyip gitmeyi düşünebilirsiniz. Eğer şanslı iseniz, Bali‘de bulunduğunuz hafta bir yerde bir festival, bir bayram, bir yürüyüş olabilir. Ya da bir ölü yakma töreni… İşte, iki hafta kalmanın verdiği avantajlar. Bizim bulunduğumuz dönemde ilk 10 günde hiçbir olağanüstü etkinlik fark etmedik; ama son 4 gün bambaşka oldu. Tapınak girişindeki kadınların maharetli elleriyle sepetçikler, çiçek buketi ve kolyeler imal ettiklerini görüyorduk. Bu bir festivalin, bir bayramın yaklaştığını müjdeler gibiydi.

Bu festival ile bayramların tam olarak hangi köyde yapılacağını kestirmek zor, otel yetkililerinden bilgi almak da pek olası değil. Ama şansınız olur da doğru gün ve doğru saatte etkinliklerin yapıldığı tapınak civarında bulunuyorsanız, emin olun, tüm yaşamınızın en unutulmaz ve en heyecanlı anlarını yaşayabilirsiniz…

En renkli, en parlak ve şık giysileriyle kadınlı, erkekli, coşkulu gruplar tapınağa giden yol güzergâhında toplanacak, çarpıcı renkli bayrak ve şemsiyeleriyle yürüyüşe geçeceklerdir. Kadınların başlarında bayramına göre bazen çiçek, bazen meyve sepetleri bulunacak, bu kadar çarpıcı

rengi bir arada gördüğünüz için hayretler içinde kalacaksınız. Kafile, Gamelan Bandosu eşliğinde yürüyecek, tüm civar köylerden geçidi görmek üzere çocuklar ve insanlar yol kenarlarında toplanacaktır.

Tapınağa varmadan kafile birçok ana yoldan geçtiği gibi, köy yollarına da sapacak ve böylece birçok kişinin onları görmesini sağlayacaktır.

Bu  arada  seyyar   ―Barong‖  dansı  maskeli   gruplar, köylerde çocukların sevinç çığlıkları arasında tur atarken, Batı kültürü ile hiçbir ilgisi olmayan tüm bu etkinlikleri tanımaktan kuşkusuz çok hoşlanacaksınız.

İşte, Bali‘de geçirdiğimiz son 3 gün boyunca adanın kuzey kesimlerinde bir bayram havası vardı. Bu yürüyüş ve sunuşların sanırım en muhteşemlerinden ikisi seyahatimizin sondan bir evvelki gün oldu.

Bratan Gölü‘nde bulunan Bedegul kasabasında bir şiir kadar zarif, bir düş kadar güzel, ufak bir tapınak vardır;

―Danu Tapınağı‖. Tapınak gölde, bir adacıkta bulunduğundan Balililer buraya sandalla ulaşmakta. Sunularını ufak tapınağa getiren halk, gölün sahilinde sırasını bekliyor, sandallar sepetli insanlarla dolup taşıyor. Dağlık bölgelerde havanın o gün sisli olması, bu tabloya daha mistik, daha gizemli bir görünüş veriyordu.

Singaraja‘da adını anımsayamadığım diğer bir tapınakta toplanan renkli toplum da bize unutulmaz anlar yaşattı.

Tapınaklar, Bali‘nin yaşamının kopmaz bir parçası. Bali halkı burada hem ibadet ediyor hem buluşuyor. Gençler burada tanışmakta, evlilikler burada filizlenmekte.

Kuzey sahilinin kenti Singaraja‘ya gittiğimiz gün, akşam orada bir motelde kalmayı kararlaştırdık. Böylece karanlık başlamadan Nusa Dua‘daki otele dönmenin verdiği sıkıntıyı atlatmış oluyorduk. Singaraja kumsalları, güneydekilerin aksine çok sakin, gerçek istirahata ihtiyacı olanlar deniz, kum ve güneşten istifade etmek için buraya geliyorlar.

Her şeyden önce Bali‘de yalnız dolaşmak sakıncalı değildir. İstenilen saatte istenilen yerde sorun olmadan gezilebiliyor. En azından son yıllara kadar durum öyle görünüyordu. Ancak Bali turizminin en kara günü olan 12 Ekim 1992 tarihini kimse unutamıyor. O gün, Kuta sahilinde bir diskotek, yüzlerce turistin içeride bulunduğu bir anda bombalandı. 200‘den fazla insan öldü bu olayda. Özellikle Avustralyalı turistlerin öldüğü bu terörist saldırı çok kanlı oldu ve Bali turizmini çok kötü etkiledi. Bali hiçbir zaman eskisi gibi olamayacak diye düşünenler de var. Denebilir ki bu tür olaylar dünyanın her tarafında olabiliyor. Fakat Bali için durum öyle değil. Çünkü bu ufak ada, Endonezya‘nın turizm gelirleri arasında birinci sırada.

Bali Adası; kültürü, gelenekleri, sanatı, tapınakları ve coşkulu toplumu ile bize yeni bir yüzünü tanıttı. Belki de yapmış olduğumuz tüm egzotik seyahatlerin en güzeli oldu. Fotoğrafik açıdan da başarılı olduğunu sanıyorum. Kuşkusuz 14 gün içinde; dia gösterilerimde, fotoğraf sergilerimde, dergilerde kullanmak üzere ürettiğim fotoğrafları çekmek, çok büyük bir çalışma gerektirdi. Ama bu çalışma ile sonuçların verdiği mutluluk küçümsenecek gibi değil. En büyük mutluluğun, güzellikleri, onları seven ve takdir edenlerle paylaşma olduğunu, bilmem hatırlatmakta yarar var mı?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir