Dünyalı Çocukların Yeni Yıl Bildirgesi

Biz, Türkiye‘den Afrika‘ya, Afrika‘dan Amerika‘ ya, Rusya‘ya, Çin‘e, Japonya‘ya, Avrupa‘ya kadar tüm dünya çocuklarının, yaşlı baskılarının uzanamadığı ortak bir düşü var…

Evrenlerin   sonsuzluğunda   minicik   bir   ―ada‖   olan dünyamızda, adına insanlık denen inanılmaz bir ortaklık oluşturduğumuz bilinciyle, el ele bir ışık dünyası düşlüyoruz.

―Barış    Yılı‖,    silahlanma    harcamalarının    rekora ulaşmasıyla, şaşkın ve yorgun bizleri terk ederken, saat tam on ikide dünyadan uzaya, bir kahkaha çınlaması yükselsin istiyoruz.

Ve biz dünya gençleri, ortak  düşüncelerinin piramitini yarıp fışkıracak dev bir barış çiçeğinin tohumunu patlatmak istiyoruz.

Magma tabakasındaki kabarcıklar gibi, orada-burada fokurdayan savaşlardan, ayrılıklardan, düşmanlıklardan, nükleer cephaneliklerden, bütün tutuculuklardan, yozluklardan, yobazlıklardan uzakta…

Dev bir çiçek…

Her birleşen yeni elden… Her gülüşten enerji alacak,

Sevgiyle, hoşgörüyle, sınırsızlıkla büyüyecek

Dev bir çiçek…

Ayrılıkçı, çıkarcı, savaşçı yaşlı kurtların el ovuşturmaları arasında ezilmeyecek dev bir çiçek…

Gölgesinde o çiçeğin. Din, dil, ırk, renk, sınır

Ve hiçbir ayrılık bilmeksizin halkalanıp, yüzümüzde bin dokuz yüz seksen yedi ve gelecek yılların ateşiyle dans edip bir şarkı söylemek istiyoruz.

Yeni yıl şarkısı…

Bir şarkı…

Bildirgesi, kurtların çocuklarının güvercin torunlara, Uzağa… Uzağa…

Çok uzaklara duyurmak istedikleri… Hoş geldin yeni yıl…

Seni bekliyorduk, Ta ilk canlının

Tohum olup dünyaya düştüğü günden beri.. Evet, her şey değişti,

Evrimleşti…

Ama savaş hep aynı savaş… O ilerliyor ağır-aksak Yavaş yavaş…

Tank paletleri çiziyor ekvatorunu dünyanın… Sen, bin dokuz yüz seksen yedi, Beklediğimiz yarın…

Bir şeyler yap… Gidişin yakın… Dünyayı bize ver.

Kurtların eline bırakma sakın… Onların hüneri yalnızca makineler,

Trik-Trak-Güm… Hoş geldin ölüm… Hayır!

Hoş geldin Yeni Yıl…

Bak doğumuna kalkıyor kadehler, Işıklar sönüyor saat tam on ikide… O yaşlı kurtlar ki, utanmadan

Yeni savaş ve yalan zamanlarına içiyorlar… Rahat…

Yine sövmek için birbirlerine ana avrat Sen bizim sıratımız ol…

Geçelim karşılara, Onlara karşı…

Ve yıkalım bu gece savaş köprülerini… Öte yanda kalsın

Ağlayan dünyanın son halkası… Bin dokuz yüz seksen altı…

Hoş geldin bin dokuz yüz seksen yedi… Doğdun… Aç gözlerini…

Davranışlarımızı, düşlerimizi, düşüncelerimizi kısıtlamayan, Güler yüzlü, bilge büyükleri,

Sınırsız sevgi enerjilerini ver… Bacasında yürek dumanları tütsün, Sıcacık kıl evlerimizi…

Ve öyle bir gel ki,

İlk defa gerçek bir ümitle patlasın… Gönlümüzün çeperleri…

Gitsin karanlığın tacirleri… Gelişin altın çağın gelişi olsun…

Ve öyle bir kahkahayla haykıralım ki, Bu şarkıyı değil tüm dünya,

Kâinatların en ucundakiler bile duysun…

Manifesto’dan Bir Önceki Yazı… Ya da Son Kavga, Sevgi Çağından Önce

Kâinatlarda bir nokta evrenimiz… Evrende bir zerre Samanyolu…

Samanyolu‘nda yok kadar küçük planetimiz… Yaşam için bir sebep biz…

Bitkiler – hayvanlar – insanlar…

O kadar büyük ki aslında dünya insan için… Kaplumbağalar, politikacılar,

Gençler, yaşlılar, herkese yer var…

Başka bahçelere göz dikmeden yaşamak için… Hatta nükleer santrallere, silahlara bile…

Uzaklarda yer var…

Hepimizin düşlerine, düşüncelerine yer var, Büyük – büyük…

Senin, benim, onun, hepimizin… Çiçeklere yer var…

Fikirlere… İnanca… Savaşlara belki,

– Savaşlar bitsin diye –

Duymamaya yer var işe gelmeyenleri… Ve duyumsamaya gerçekleri…

Paylaşmaya… Her şeyi…

İnsanca, kardeşçe bile değil, Daha hassas terazilerle…

Paylaşmaya…

Çıkarıp da siyah önlükleri

Bebelerimizden… Gülümcüklü… Sevecen…

―Merhabaa!.. İşte bu kadar…‖

Demeye yer var… (Zaman yok ama) Gecelikleri çıkarıp asmaya,

Giymek için sabahlıkları… Yer var…

Uzasın saçlarımız… N‘olur?.. Yer var uçuşturmaya onları… Ve rüzgâr,

Eteklerinde gençliğin… Devrimin her türlüsü için… Siyahlıklara da yer var belki,

Işıklar yekpare açılmadığından henüz… Sağırsınız şimdilik…

Ve yatalak. Tepenizde bir fanus…

―Bugün yerli yerinde oturanlar Yarın yersizlik telaşında…‖ Desem,

Bu düşünceye de yer var… Bir geliş-gidiş her şey…

Genişlik içinde suni darlıklar, sahtelikler… Sapına kadar gerçek olan

Çernobil… Aids… Radyasyon… Pershing… Cruise…

Yıldız savaşları… Delinen atmosfer…

Ozon-mozon (bu sefer bitirdik belki başka sefer…) Aman da gelenekler…

Gençler nereden bilecekler?..

―Susun bre veletler…

Ya da bize sorun Atatürk‘ü… Nasıl da çırpınırdı Karadeniz… İstanbul‘un fethi… Zafer – mafer… Bize insanlık lazım aslında…

Para arada rabıta… Susun!.. Gelir zabıta… Polis -molis…

Asker – masker…

Karışmayın,

Biziz dünyanın merkezi…

İstersek alır merkeze götürürüz herkesi…‖ Açıldığında ustamın nasırları gibi gökyüzü…

– Ki çok yakın… –

Bir aralıktan bakacağım size…

Kanser yanıklarından korunacak bir delik aranırken siz… Güzellikleri yok ettiğiniz için,

Ben de olmayacağım belki. Ama bakacağım,

Varlık ve yoklukların yüreğinden. Bir an göz göze geleceğiz… Dünya küçük, Görüşeceğiz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir