GÜNEY AMERİKA

ZAANDAM GEMİSİYLE GÜNEY AMERİKA (DÜNYANIN SONU) GEZİSİ

20 Kasım 2016’da İstanbul-Paris, Paris-Santiago aktarmalı Fransız Havayolları ile çok uzun bir uçak yolculuğu ile sabah saat 09.00’da Santiago’ya ulaştık.

18 günlük olan bu gezi benim için çok önemliydi, çünkü o 2 sihirli kelime yıllarca beni kendine çekmiştir (Mecellen Boğazı).

Otelimize yerleştikten sonra Santiago de Chile şehir turuna çıktık, şehre hâkim olan Christobal tepesinden şehri seyrettik, daha sonra Meryem Ana Kilisesi’ni ziyaret ettik. Sevgili Atatürk’ün büstünün bulunduğu parkı gezdikten sonra Şili’nin ünlü pazarlarından hediyelik eşyalar aldık ve otelimize geri döndük.

Üçüncü gün Valparaisa Limanından gemimiz denize açıldı, dördüncü günü denizde yaşadık.

Beşinci gün Puerto Montt, göller bölgesinin baş şehriydi, burada neoklasik kiliseyi ve balıkçılar rıhtımını ziyaret ettik, daha sonra Puerto Varasta Alman göçmenlerin kurduğu Frudillar kasabasını ziyaret ettik, yerel pazarlardan tahtadan yapılmış tavuk ve horoz biblolarını aldım ve onları çok sevdim.

Altıncı gün : Chacabuco

Bugün turistlerin kiraladığı minibüse 4 arkadaş dahil olduk. Simpson Parkı’nı ziyaret ediyoruz, burası Chacabuco’nun milli parkı. Park içerisindeki orijinal flora hakkında bilgi aldık daha sonra Puerto kasabasına geçtik. Domos denilen marketten hediyelik eşyalar satın aldık.

Yedinci ve sekizinci gün

Şili fiyortlarını ve Sarmiendo kanalını denizde seyir halinde geçiyoruz.

Ve Macellan Boğazı

Zaandam Amerikan gemisi ile Macellan Boğazı’nı geçiyoruz, deniz oldukça dalgalı, karşı kıyıdaki dalgaları yavaş yavaş sis örtüyor, dağların hemen hemen bütün tepeleri karlı.

Denizin yüzü yer yer beyazlaştı, dalgalar çoğalmaya başladı. Kolay değil, hayallerimin ötesinde olan ve her zaman ulaşmak istediğim o sihirli iki kelime “Macellan Boğazı”, şimdi tam oradayım, kendimi çok mutlu hissediyorum ve Allah’a şükranlarımı bildiriyorum. Bütün dünyayı gezdim ama buralara gelmeyi çok istedim, gemideki İspanyol müziği de duygularıma eşlik ediyor.


Yarın Macellan Boğazı’nı üstten seyretmek için Punto Arenas turuna çıkacağız, tepelerdeki kar ve buzulları göreceğiz, penguen barınaklarının bulunduğu sahile gidecek Macellan penguenleri denilen ve yeryüzünde sadece burada yaşayan kafaları beyaz çizgili penguenleri seyredeceğiz.

Dokuzuncu Gün

Ne yazık ki Punta Arenas’a çıkamadık, çünkü muazzam fırtına var, ama ben hiç korkmuyorum herhalde kaptan olan Alanyalı Hüseyin Dede’min kanı dolaşıyor damarlarımda. Cockburn kanalını ve daha sonra 13 Eagle kanalını denizde seyir halinde geçiyoruz.

Onuncu Gün

Glacier buzulunun yakınından geçiyoruz ve nihayet Ushuai’ya varıyoruz. Buraya “Dünyanın Sonu” da deniyor. Enfes manzaraları olan bir yer burası. Ushuai da Tierra de Fuego Doğal Parkı’nı geziyoruz. 35 dolar vererek The End of The Wrold Train (Dünyanın sonu treni ) biniyoruz. Bu tren dünyanın en güney noktasındaki tren olarak tanımlanıyor ve mahkumların treni olarak da biliniyor.

1883 yılında başkanJulio Argentino Roca cumhuriyetinin en güneyinde bir ceza kolonisi oluşturulmasını içeren teklifi sundu ve Avustralya-Sidney, Fransa’nın Yeni Kaledonya gibi benzer girişimlerdeki olumlu sonuçları örnek gösterdi.

Önceleri sivil sanatkarlar olanmahkumlar tren inşaatlarında çalıştırıldı. Daha sonra tehlikeli ve sabıkalı mahkumlara derme çatma hapishaneler yapıldı. Sonraları büyük bir hapishane inşası için kullanıldı. O inşaatlarda kullanılan trenle harikalar diyarında gezer gibi eşsiz manzaralar şelaleler ve o zaman kullanılan kesilmiş ağaçları seyrederek 7 kilometre gezdik ve sanki gezimize bu inşaatlarda çalıştırılan mahkumların ruhları da iştirak etmişti. Tren yolunun orijinal uzunluğu 25 km idi.

Onbirinci Gün

Cape Horn (Horn Burnu)

Sabaha karşı saat 5’te bizi uyandırdılar. Çok heyecanlıydım, hazırlanıp güverteye çıktık, kuvvetli bir rüzgarla birlikte yağmur vardı, gemi ok gibi sallanıyordu, sağa sola adeta yalpa vuruyordu. Uzaktan bir deniz fenerinin ışığı seçilmeye başladı, bence bu dünyanın en ucundaki fenerdi!

O anda Jules Verne’i hatırladım, çocukluğumu, gençliğimi, fenere yüzerek gidişimi, ümitlerimi, hayallerimi, sularda kayboluşumu, sonra aydınlık sabahları, sabahla birlikte cıvıldayan kuşları, kaybettiğimi sandığım sevgili kuşlarımı, fenere varınca yakaladım. ( Not: Ortaokuldayken Jules Verne’in bütün eserlerini okudum, özellikle Dünyanın Ucundaki Fener, Balonla 5 Hafta, 80 Günde Devr-i Alem gibi. Seyahat tutkusunu bana Jules Verne aşıladı. Nur içinde yatsın.)

Onikinci Gün

Falkland Adaları ( Stanley)

Stanley, Faulkland Adaları’nın baş şehriydi. Şehrin tam ortasına Margaret Thatcher’ın büstü dikilmişti. Şehrin yere yapışmış damları renk renk olan evleri vardı. Pencereleri yerle aynı hizada olan bu evlerin görünüşleri çok orijinal ve hüzünlüydü.

Dünyanın en sonundaki bu evlerin sanki zorla güzel görünmeye çalışırmış beğenilmek istermiş gibi halleri vardı.

Evlerin neden bu kadar alçak olduğunu merak ettim, rüzgardan korunmak ve fırtınada uçmamaları için böyle yapıldığı söylendi.

Kendi kendime iyi ki buralarda yaşamıyorum.

O anda içimde ağlayan o kimsesiz öksüzü kovdum (R. Tevfik) ve hüznün, ferahlığın bizim olsun kışın yazın kader bizi senden ayırmasın sevgili İstanbul, sevgili Y. Kemal diyerek avazım çıktığı kadar bağırmak istedim.

Buralara kadar gelmişken o sevgili kuşları, bu toprakların gerçek sahipleri olan penguenleri ziyaret etmeden olur mu?

Dört arkadaş taksi tuttuk, çok uzun bir yol kat ettikten sonra penguenlerin bulunduğu sahile vardık. Kuvvetli bir rüzgar vardı, kaç kere düşme tehlikesi atlattım, bu kadar kuvvetli olan rüzgar nedense yumurtalarının üstünde oturmuş olan penguenlerin tüyünü bile kıpırdatmıyordu, bu da beni çok hayrete düşürdü.

Tam da hayvanların yumurtlama mevsimiydi ve çok sinirliydiler, yanlarına yaklaştığımız zaman garip ve kuvvetli sesleriyle bizi kendilerinden uzaklaştırmaya çalışıyorlar, yumurtalarını korumaya çalışıyorlardı.

Montevideo-Uruguay

Onüçüncü ve ondördüncü günü denizde seyir halinde geçirdik.

Onbeşinci Gün

Uruguay’ı 2007 yılında baştan başa Güney Amerika turunda görmüştüm. Bu seferki gelişimde buraların ne kadar güzel olduğunu daha iyi anladım.

Dünya sosyetesinin kış aylarını geçirdikleri malikaneleri, sahilleriyle ün yapmış Punta del Este şehrini, ünlü sanatçıların bazı devlet adamlarının villalarının bulunduğu yerleri gezdik. Özellikle Casa Pul’la müzesinde gördüğüm tablo beni çok etkiledi, oradan bir türlü ayrılmak sitemeydim. Tablodaki ressam Carlos Paez Vilaro, sevgili siyam kedisi ile sanki gözlerimin içine bakıyorlardı. Bu kadar canlı bir tablo görmemiştim.

Tablodaki ressam Carlos ölmüştü ama kedisi yaşıyordu, yandaki koltuğun üstünde oturuyordu. Onu uzun uzun sevdim ve o da bana geride kalmanın ne kadar acı olduğunu gözleriyle anlatmaya çalıştı.

Onaltıncı Gün Buenos Aires

Artık turumuz sona ermek üzere…

Bu turda Palermo Parkı, San Martin Alanı, eski ve yeni liman, Eva Peron’unun mezarını ziyaret ettik. Mezarlığa girişte çiçekli bir bölüm vardı. Daha sonra mezarlar sıklaşmaya ve kasvetli iç karartıcı bir hal almaya başladı.

Eva Peron’un mezarısiyah mermerden yapılmıştı, yan tarafta beyazımsı mermerden yapılmış tablosu ve hayat hikayesi bulunuyordu.

Arjantin demek “tango” demektir. Çünkü Arjantin tangonun ana vatanıdır. 2007’de yaptığım turda tango gecesine katılmıştım, ikinci kez katılmadım.

Uzun bir uçak yolculuğu ve sevgili : İstanbul

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir