Transsibirya

Rus Çarının Özel Altın Treniyle Transsibirya Yolculuğu

17 Temmuz-1 Ağustos 2011

Altaylara özlem… Tanrı dağları, Altay dağları, Torugart geçidi, Isıg gölü, Göktürk Yazıtları, Altay vadilerinde bulunan mezar yazıtlarının bildirdiği gibi Hunların zorunlu olarak başlattıkları göçler hep hayallerimde ulaşmak istediğim yerlerdi.

Altaylara özlem büyük bir aşk ve tutku halinde tüm hayatımı etkiledi.

Bu yüzden mezuniyet tezim olan Altaylara Özlem’i belirten hiçbir yerde bulunmayan Türkçü şiirleri bir araya topladım, inceledim ve tahlil ettim.

17 temmuz- 1 ağustos 2011 yılında Rus çarının özel altın treniyle Transsibirya yolculuğuna çıktım.

Bu gezide Çin-Moğolistan-Rusya; üç farklı ülkede yedi zaman diliminden geçerek Çar 2. Nikolas’ın altın treninde Moskova Pekin arasında birçok köyleri şehirleri birbirine bağlayan dünyanın en uzun demiryolu Transsibirya’da yaptığımız bu yolculukta 9000 km ve dünyanın üçte birini trenle, Sibirya’nın hiç bitmeyecekmiş gibi görünen steplerini, o sevdalı Baykal gölünü, Kültigin anıtını, Gobi çölünü, sevgiyle ve ilgiyle yaşadık.

(1.Gün)

17 Temmuz 2011

Uzun bir uçak yolculuğundan sonra Pekin havalimanına iniyoruz. Otelimize giriş yapmadan önce panoramik şehir turumuzda tarihi ve turistik yerleri görüyoruz ve dünyanın en büyük meydanı olan Tian-an-Men’i görüyoruz, aynı anda 1 milyon kişiyi içine alan bu meydan Ebedi Barış anlamına gelmektedir. Dünyada 2. Büyük meydan Uganda’da, 3. Büyük meydan ise İran’da Nahş-i Cihan meydanıdır.

(2.Gün)

Bugün dünyanın 8. Harikası olan Çin Seddi’ne gideceğiz. Çin Seddi’ne bu ikinci gelişim, ilk gelişimde teleferik henüz yapılmamıştı. Şimdi teleferik var hava yağmurlu olmasına rağmen herkes akın akın Çin Seddi’ne gidiyor. Çin Seddi Pekin’den 70 km uzaklıkta ve Çin Denizi’nden Gobi Çölü’ne kadar 7000 km uzunluğunda olan bu sed, kuzeyden ve batıdan gelen saldırıları (Moğol kavimlerini) durdurmak için İmparator Yinzhen tarafından yapılmıştır. Daha sonra her gelen imparator sedde ilaveler yaparak seddi uzatmışlardır.

(3.Gün)

Gezimizi Ming mezarları, yasak şehir gibi yerleri gezerek sonlandırıyoruz.

(4.Gün)

Pekin gezimizi bitirdikten sonra Moğolistan’a geçmek için modern bir trenle uzun bir yolculuk yapıyoruz ve Çin’in kırlarını, doğasını ve Gobi Çölü’nü kompartımanımızın penceresinden seyrederek güzel bir yolculukla Moğolistan’a doğru ilerliyoruz.

(5.Gün)

Erlian’da Çarın altın trenine geçiyoruz buradaki tren rayları farklı büyüklüktedir. Şimdi Çarın altın trenindeyiz, Moğolistan’ın, yemyeşil doğanın ruhunu hissederek gidiyoruz, gidiyoruz, öğle ve akşam yemekleri vagon restaurantta…

(6.Gün)

Tahminimce Moğolistan’ın ortalarına geldik. Sabahın ilk ışıkları bin bir güzelliklerle canım ata yurdunda bizi sevgiyle karşıladı ve Moğolistan’ın baş şehri Ulan Batur’a geldik. Antalya’da orta okuldayken İngilizce öğretmenimizin soyadı Batur’du. Ben hep Batur’un anlamının ne olduğunu merak ederdim, yıllar sonra buralara gelince Batur’un anlamının kahraman olduğunu öğrendim. Ulan kelimesi ise kızıl, Ulan Batur kızıl kahraman, Ulan Ude kızıl eşik anlamındaydı. İngilizce öğretmenim Osman Batur nur içinde yatsın.

Bir gece otelde kalarak Ulan Batur’u geziyoruz. Budist mimarinin en güzel örneği olan tapınağı gördük. Akşam yemeğinden sonra Moğol gecesinde gırtlak şarkılarını, at başından yapılan kemanlarla müzikli geleneksel oyunları seyrettik.

(7.Gün)

Ertesi gün Budist manastırını ve ayinini izledik. Ulan Batur’dan epeyce uzak olan Moğol Alpleri’ni, vadilerini geziyoruz, yurt çadırlarında piknik yapıyoruz. At oyunlarını ve güreşleri seyrediyoruz, sütte pişmiş kuzu ve kımız ikram ediliyor, ben et yemediğim için almadım ve doğruyu söylemek gerekirse kımızın tadını da hiç sevmedim. Daha sonra Unesco Dünya Kültür Listesi’nde yer alan Göktürk Yazıtları’na gidiyoruz. Bu yazıtlar Orhun ve Selenga ırmaklarına çok yakın bulunmaktadır. Bu yazıtların hepsi Göktürk Yazıtları adı altında toplanmıştır. Göktürk yazıtları 6. yüzyılda yazılmıştır, Orhun Yazıtları 8. yüzyılda, Vezir Tonyukuk 720 yılında, Gültigin Yazıtları 731 yılında, Bilge Kağan ise 734 yılında yazılmıştır.

Biz 731 yılında yazılmış olan Gültigin Yazıtları’na gittik, yazıtlara sarıldım ve göz yaşları içinde Allah’a teşekkürlerimi bildirdim. Bir de ne göreyim, önümde bir otobüs dolusu bizim Selçuk Üniversitesi’nden konuklar indi, bu olay biz ve onlar için büyük bir sürprizdi, uzaklarda insanın kendi vatandaşını görmesi ne büyük bir mutluluktu. Selçuk üniversiteliler 70 yıl islamiyetten uzak kalmış Türklere islamiyeti ve inceliklerini öğretmek için yetenekli gençleri toplayıp Türkiye’ye götürüyor, onları yetiştirdikten sonra ülkelerine geri gönderiyorlardı.

Akşama doğru Ulan Batur’a geri dönüyor, trenimize biniyoruz, trenimiz aynı bir ana kucağı gibi bizi sevgi ve şefkatle kucaklıyor, gele geceleri söylemiş olduğu o güzelim ninnilerle mevsimlerde, aydınlık sabahlarda Hüma kuşları gibi özlemlerin en sevdalısına götürüyordu.

(8.Gün)

Trenimiz Moğolistan’ı geride bırakırken Baykal Gölü’nü besleyen Moğolistan’ın en uzun nehri Selenga’nın vadilerini geçip Ulan Ude’ye varıyor. Ulan Ude, Buryat Cumhuriyeti’nin baş şehridir. Ulan Ude’yi gezdikten sonra trenimize binip Doğu Sibirya dağlarını, harika dağ eteklerini geçerek Baykal Gölü’ne doğru koşuyoruz.

(9.Gün)

Nihayet güzeller güzeli Baykal Gölü’ne geldik. Bu göl, dünyanın en büyük tatlı su gölüdür, kendi kendine bir ekosistem yaratmıştır, 22 tane adaya sahiptir, %20 içme suyu rezervine sahiptir, en derin yeri 1592 m. olup en güzel tablolara taş çıkartan bir güzelliğe sahiptir. Tekne ile göle yaptığımız gezi aynı Vietnam’daki Holong Körfezi’nde yaptığım tekne turu kadar güzeldi, özellikle bu turlarda içtiğim çayların tadını hiçbir zaman unutamam. Tekne turumuzun sonunda göl kıyısında çok güzel bir piknik bizi bekliyordu, Ruslar dev mangallar yakmıştı, İstanbul’da sipariş ettiğimiz yemekler aynen önümüze geldi. Tren yolculuğumuz çok güzel organize edilmişti. Çar’ın altın treninde; Almanlar, Kanadalılar, Amerikalılar ve biz 13 Türk vardık. Gezimizin sonunda trenimize geri dönüyoruz. Bütün gece trenin raylarda çıkardığı melodiler beni Yusuf Nalkesen’in, İrfan Özbakır’ın, Şekip Ayhan Özışık’ın, Suat Sayın’ın, Teoman Alpay’ın bestelerinde gezdiriyorlar ve onların hayal dünyalarına gidiyorum.

(10.Gün)

Doğu Sibirya’nın başkenti İrkutsk’a geliyoruz, pijamalarımızı alarak otelimize gidiyoruz, şehrin tarihi yerlerini geziyoruz, Okhlopkova Tiyatro Salonu’nu, ağaç evleri ziyaret ediyoruz. Geceleme otelimizde.

(11.Gün)

Kahvaltıdan sonra trenimize geri dönüyoruz, trenimiz bizi harikulade manzaralara götürüyor. Ata yurdunun ne kadar güzel olduğunu düşünüyorum. Birden Antalya Gazi Mustafa Kemal İlkokulu 4. Sınıfta olduğum zamanı hatırladım. Tahtada kocaman bir harita asılıydı, merkez Orta Asya’ydı, oklarda Türklerin batıya göçleri gösteriliyordu. İşte o zaman; o göçler, batıya yöneliş, Ata yurduna duyduğum ayrılık hasreti… O zamandan beri tarih kitaplarında okuduğumuz o güzelim Uygurlar, Hunlar, Göktürkler, Altaylar,Torugart Geçidi, Taklamakan Çölleri, Siriderya, Amuderya, Isıg Gölü… Şimdi hayallerimin ötesinde yüreğimde bir acı olarak kaldı. Trende votka ve havyar ikramı yapılıyor, öğle ve akşam yemekleri Vagon Restarurant’ta…

(12.Gün)

Bugün öğle üzeri Novosibirsk’e geldik, burası Sibirya’nın Paris’i sayılıyordu. Trenden iner inmez bizi Rus geleneklerine uygun olarak Balalayka müziği ile karşıladılar, ekmek ve tuz ikramında bulundular. Şehir turunda Opera binasını ve pazar yerini gezdik. ‘’Evvelim sen oldun, ahirim sensin’’ diyen Obi Nehri’nin vefasız sevgilisi Kuzey Buz Denizi’ne çılgın gibi koşarak gidişini seyrettik. (Nur içinde yat sevgili Neşet Ertaş, senin duyguların Obi Nehri’ne bile tercüman oldu.) Yemekten sonra trenimiz batıya doğru ilerlemeye başladı.

(13.Gün)

Öğle zamanı trenimiz Avrupa ile Asya arasında köprü vazifesi gören Ural Dağları’na ve Ural’ın baş şehri olan Yekaterinburg’a geliyor, ne yazık ki Çar 2. Nikola ve ailesinin 1918 yılında burada öldürülmesi şehre hem acı ve hem büyük bir ün kazandırmıştır. Çar ailesinin acı ölümlerinin anısına 2003 yılında inşa edilen şanlı katedrali ziyaret ettikten sonra, şehrin tarihi ve turistik yerlerini gezdik ve trenimize geri döndük. Trenimiz artık Avrupa kıtasına koşmaktadır.

(14.Gün)

Volga’nın 2 yakasında yer alan eski bir Tatar şehri olan Kazan şehrine geldik. Bir söz vardır; Kazan’ı kazsan altından Tatar çıkar, gerçekten de öyle. Biz oraya vardığımız zaman Kul Şerif Camii’nde bir evlenme töreni vardı, tören dini vecibelere uygun olarak yapılmıştı.

Kul Şerif Camii 1996 yılında restore edilmiş ve ibadete açılmıştı, caminin çok güzel bir görünüşü vardı, biblosunu alıp evde duvarıma astım. Hazin bir hikayesi olan Tatar Kraliçesi Süyüm, Rus Çarı’nın bütün ısrarlarına rağmen Çar’ın evlenme teklifini kabul etmemiş ve baskılara dayanamayarak şehrin ortasında bulunan yüksek kuleden kendini aşağılara atmıştır. Şehir turumuzda Tatar camilerini ve Ortodoks Katedrali’ni gezdik.

(15.Gün)

Daha sonra büyük ve güzel bir şehir olan Rusya’nın baş şehri Moskova’ya geldik, böylece 9000 km.lik yolcuğumuz sona ermiş oldu. Bu yolculuk keşke hiç bitmemiş olsaydı. Moskova’ya ikinci gelişim oldu, ilk seyahatim 1983 yılında olmuştu, 28 yıl sonra Moskova’nın hayli değişmiş ve çok güzelleşmiş olduğunu gördüm.

Kremlin ve Kızıl meydan Unesco Dünya Kültür Mirası Listesi’nde. Kremlin’de altın kaplamalı soğan kubbeli katedraller görülmeye değerdi. Gece turunda Kızıl Meydan ve metro istasyonlarını gezdik.

(16.Gün)

Artık yarım turluk bir zamanımız kaldı, Kurtarıcı İsa Katedrali, Rahibeler Manastırı, KGB Binası ve Novadevici Mezarlığı’nda Nazım Hikmet’in mezarına geldik. 1902 yılında doğan Nazım 1963 yılında ölmüştür, şiirleri ve yazıları yüzünden 1951 yılında vatandaşlıktan çıkarılmış ve 12 sene tutuklu kalmış.

Ulucanlar Cezaevi’nde; Necip Fazıl, Ahmed Arif, Metin Toker, Bülent Ecevit gibi şair ve fikir adamlarıyla birlikte o acı günleri paylaşmıştır ve 1950 yılında Rusya’ya gitmiştir. Novodevici Mezarlığı’nın girişinin tam karşısında siyah mermerden yapılmış çok güzel bir mezar. Bizden önce gelen sevenleri tarafından demetler dolusu kırmızı karanfiller serpiştirilmişti mezarın her yanına…

Birden hatırıma ‘’Baki o Enis-i Dilden eyvah! Beyrut’ta bir mezar kaldı’’ diye haykıran Abdülhak Hamit Tarhan geldi.

Hamid’in gönül arkadaşım dediği eşi Fatıma Hanım’dan geriye sadece Beyrut’ta bir mezar kalmıştı, ama kısa bir zaman sonra Lüsyen Hanım’ı görünce Fatıma Hanım’ı unutup Varol Lüsyen! ihtiyar ömrümü genç ettin demiştir.(Sevgili vefasız Hamid)

Novodevici Mezarlığı’nda siyah mermerden yapılmış bir mezar ve kırmızı karanfiller…

Nazım’ın vatan hasretiyle kor gibi yanan gözleri, yüreğimi, bütün varlığımı sararken taşıyamayacağım kadar ağır sitemleri sırtıma yükledi.

‘’Ah Nazım! Mezarın, kırmızı karanfiller burada kalsa da,sen hep bizimlesin’’ diyerek yüreğimdeki bitmez tükenmez acıyı haykırmak ve bağırmak istedim.

Geri dönüş için havalimanına gidiyoruz, bilet ve pasaport işlemlerimizi hallediyoruz, 3 saat 15 dakikalık bir uçak yolculuğu…

Ve sevgili İstanbul…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir