Binalar Müzesi: Astana

Bu coğrafyadaki ilk yerleşim merkezinin eski adı “Akmola” imiş. Stalin, Alman toplama kamplarından kurtulan Rusları anavatana ihanet suçlaması ile burada öldürtmüş. Eş ve çocukları ise Aizhin Kampında buğday tarlalarında çalıştırılmış. Akmola bu yüzden “Beyaz Mezar” anlamına geliyor.

Afganistan’da Bir Gün Bir Aya Bedeldir

Sıkılmış bir yumruğa benzeyen Afganistan’dayım. Bu kabile devleti sahiden yumruğunu sıkıp hep savaşıyor. Bu coğrafyanın diğer bir adı “Kohistan” yani “Dağlar Ülkesi.”

Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti

Air Koryo Rus yapımı üç bölümlü uçağına ayak basınca, tüm dünya için bir soru işareti olan yepyeni ve kolay kolay ulaşılamayan bir coğrafyaya uçmanın heyecanı bizi sarıyor. Hostesleri özel seçmişler, hepsi bir birinden güzel, ikram da var.

Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti

Kore, bütün tarihi boyunca Çinliler, Japonlar ve Moğollarla savaşmış durmuş. Çinliler Kore Yarımadası’nı M.Ö. 108 yılında işgal etmiş. Daha sonraki yıllarda birkaç kez Moğol istilâsı yaşamışlar. XIX. yüzyıl sonlarında Japonlar bu yeşil ülkeye girmişler. Özellikle 1904-1905 Rus-Japon savaşından sonra kuvvetlenen Japon İmparatorluğu, 1910 yılında Kore’yi resmen kendi topraklarına katar.

Mismina’nın Çayhanesi

Diwali Bayramı yeni bitmişti. Geceler boyunca, kandiller, adak mumları, çatapatlar, çalgılar, şenlikler arasında gelmiştik. Yol boyundaki çayhanelerin, seyyar satıcıların, dükkanların, irili ufaklı tapınakların önünde şimdi bolca kandil kırıkları, eriyip akmış, sağa sola bulaşmış parafinler, çatapatlardan, füzelerden, kız kaçıranlardan arta kalmış barut yanıkları vardı. Üçüncü gecedir yoldaydık. Köylerden geçerken Diwali eğlencelerine doyamamış haylazlar, tüketemedikleri atomlarını bizim […]

Kolomb’ un Gemisinde Bir Türk

Amerika’nın keşfinde Türklerin ne kertede büyük bir rol oynadıklarından haberiniz var mıydı?

Bazen En Yakınımızdadır Güzellikler

Şöyle bir düşünüyorum, ilk hatırladığım yolculuğum nereye idi, diye … 1-ıh, çıkaramayacağım.

Gat Dedikler Nasıl Olurmuş Meğer?

Ta on ikinci yüzyıldan bu yana bilinirmiş gat. O tarihlerden kalma kitaplar var imiş, gat’ı anlatan, belirleyen. Gat yeşil bir ottur, nazlı, dal üstünde söğüt yaprağı gibi; ama ondan biraz şişmanca. Dalın ucuna doğru yapraklar daha bir körpeleşiyor, üçlü-beşli. Ruhsal bozukluk için bire birdir gat. Kimi zaman savaşçılara verirler imiş yüreklendirmek için, azdırmak için! … […]

Bir Konser Anısı ya da İsmail Bey diye biri

Ege tarafında bir konserdeydik, yıl 1996 olsa gerek. Salon hınca hınç dolu. İki-iki buçuk saatlik konserden sonra kulise döndüm. Bu işin içinde olanlar bilirler, konserinize binlerce insan gelse bile, bunlardan çok az kısmı kulise girebilir. Kulise girebilmek için her şehirde belli kurallar geçerlidir. Bunlar yazısız kurallardır. Bu kuralları şöyle sıralayabilirim: