Matka Kanyonu

Doğaseverlerin Üsküp’teki adresi

Doğaseverler, mağara severler, su sporlarıyla ilgilenenler, yoga meraklıları toplaşın. Size Makedonya’nın başkenti Üsküp yakınlarındaki gizemli bir cennet köşeden bahsedeceğim, Matka Kanyonu.

Matka Kanyonu
Matka Kanyonu

Evet, masal anlatacakmış gibi başladım yazıya çünkü gerçekten efsanevi doğası olan ve şehir merkezine yakınlığı ile ulaşımı da oldukça kolay bir yer, Matka… Bir yaz sıcağında eşimin memleketi Makedonya’ya Yunanistan gezimizin ardından otobüsle gitmiştik. Sırt çantalarımızla yaptığımız bu spontane rotalarla dolu seyahat bizi hala mutlu ediyor. “Ne kadar sade, o kadar iyi”, “Ne kadar az ve hafif eşya, o kadar çok yeni yer!” mantığı bu tatil için geçerliydi. Üsküp’te kaldığımız günlerde gerçekleşen iki depremi saymazsak huzur ve keyif dolu bir seyahatti. Tam Üsküp’ün Anadolu yakası diyebileceğim, eski şehir bölgesinde köftelerimizi ve güveçte kuru fasulyelerimizi yiyorduk ki birbirine yakın masalarda genç bir çiftin fotoğraflarını çekmemiz gerekti. Böylece gerçekleşen kısa süreli gezgin sohbetinde bize Matka kanyonunu öneren bu çifte buradan bir teşekkür etmiş olayım.

Kanolar

Onlardan duyar duymaz hemen araştırıp gitmeye karar verdiğimiz Matka kanyonu, bizi pişman etmedi. Yolun sonunda; kayalıkların arasından, zümrüt yeşiline çalan mavi suyu, üzerindeki kanoları ve küçük teknelerle gidilen mağaraları ile Matka, unutamayacağımız bir anı olarak hafızamızın en renkli köşelerinden birisine yerleşmeyi başardı.

Eğer Makedonya’ya giderseniz Üsküp’e 50 dakikadan daha uzak olmayan bu doğa harikası yeri görmeden dönmeyin. Taksi ya da belediye otobüsü ile de ulaşabileceğiniz eşsiz bir, günübirlik açık hava mekanı…  Kalmak isteyenler için 10 odalı bir oteli de var. Önceden rezervasyon yaparak giderseniz, bu yoga alanı gibi görünen sessiz ve mistik yerde konaklayabilirsiniz. Biz plansızca gittiğimiz için otelinde yer bulamadık. Bir daha gelirsek bu oldukça eski kaya otelinde kalmayı hayal ederken, çıkışındaki salaş restoranda, taze balık yemeyi ihmal etmedik. Onu da ilk başta fiyatını anlayamadığımız ve yanımızda yeterli nakit olmadığını düşündüğümüz için bir balığı paylaşacak şekilde sipariş ettik. Meğer lezzetine ve doğallığına rağmen oldukça ucuzmuş ve aslında bütçemiz iki ayrı menü olarak yemeye yetiyormuş. Velhasıl son otobüsü kaçırmamak için tadı damağımızda kalan bu lezzeti bırakarak şehre döndük.

Bu muhteşem günden akılda kalanlar, ince uzun ve dar kayalık yollarındaki yürüyüşler, renk renk ve macera dolu görünen kanoları, tekneleri, restoranı ve muhteşem görkemli iki kayalığın tam ortasındaki bir serap gibi oluşuydu. Hani çölde bir vaha düşleseniz, muhtemelen orası böyle bir su mağarası olurdu.

Malum Pandemi dönemindeyiz ve uluslararası seyahatlere ara vermiş durumdayız. Ancak şu güzelliği belirtmeliyim ki son okuduğum haberlere göre, Kuzey Makedonya güvenli ve hijyenik seyahat denilebilecek, Safe Travel etiketi alan ilk ülkelerden birisi olmuş. Ayrıca ülkemizden gidişlerde vize gerekmemesi de gezginleri bayram ettirecek bir detaydır diye düşünüyorum.

Yazının etrafına, kanyondan kalan fotoğrafları ekliyorum. Hepinize şimdiden keyifli yolculuklar. Makedonya’ya giderseniz Matka’yı görmeden dönmek önemli bir eksiklik olur. Gidip de beğenmezseniz bana kızabilirsiniz. Dağın eteğindeki Treska nehri üzerinde bulunan kanyonun doğasında; görülmeye değer çokça endemik bitki ve 77 çeşit küçük kelebek türü olduğunu da ekleyeyim.  Sağlıklı ve keyifli seyahatler…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir