Aydın, Tunceli ve Dost Sidar

Zamana yenilen canlılar gibi anılar da silinmeye ve unutulmaya başlar gitgide … Zihin ekranında net beliren birçok olay, zaman içinde hayal meyal bir boyut kazanır. Ancak bazı anlar ve anılar vardır ki, yaşamınız boyunca hep sizinle birliktedirler, asla terk etmezler sızı ve zihninizi …

2000 yılının temmuz ayında ziyaretine gittiğim değerli hocam Prof. Dr. Türkan Saylan bana Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin Tunceli’ye öğrenciler için bir gezi düzenlediğini ve istersem, benim de bu geziye katılabileceğimi söyledi. Hiç düşünmeden o an cevap verdim “evet hocam kesinlikle gitmek istiyorum.” Nihayet ülkemin hep merak ettiğim doğusunu görebilecektim.

Öncelikle gezgin ruhuna sahip bir insan, sonrasında da bir coğrafyacı olduğum için, yurdumun birçok yerini görme ve oradaki insanlarımızı tanıma fırsatı bulmuştum ama ülkemin doğusu hep ulaşılmaz bir istekmiş gibi zihnimi meşgul ediyordu. Hiç ummadığım bir anda bu isteğin gerçeğe dönüşmesi söz konusuydu. O gece saatlerce düşündüm, düşündükçe mutlu oldum.

Çünkü, yeni bir yer görmek yeni insanlar tanımaktır. Yeni insanlar tanımak ise, kişiye yeni edinimler ve yeni fikirler kazandırır. Bütün bu kazanımlar, hayata dair farklı bakış açıları ve hayatı farklı algılayış yetisi sunar.

Doğunun dertli kaderini bir yorgan gibi örtünmüş olan bu şehre dair çok şiir okumuş, çok türkü dinlemiştim. Onunla tanışmak fikri ise hep çok uzaktı bana, masal diyarları kadar uzak… Hayal ettiğim doğu ile gerçek arasındaki farkı merak ediyordum ama değişmeyecek bir gerçek vardı oraya dair, doğu hep umutluydu …

Geziye katılım ne yazık ki çok azdı, sanırım aynı gezi, Bodrum veya Antalya’ya yapılsaydı yer bulmak çok zor olurdu. Otobüsümüz hareket ettiği anda, heyecan, mutluluk, sabırsızlık gibi duyguları hat safhada yaşıyordum. Yol boyunca bıkmadan usanmadan, görmediğimi görme isteğiyle camdan dışarıya bakıyor ve sürekli hayal kuruyordum. Ne farklı renkleri barındırıyordu şu koca ülke …

Uzun bir yolculuğun ardından nihayet Tunceli ‘ye varmıştık. Bizi karşılamaya gelenlerin rehberliğinde, Tunceli ‘ye bir tepeden bakan Anadolu Öğretmen Lisesine ulaştık. Yatılı bir okul olduğu için gezi boyunca orada kalacaktık. Kısa bir tanışmanın ardından kahvaltıya indik İşin en güzel yanı bizlerin geleceğini duyan Tunceli’li öğrenci arkadaşlar yanımıza gelmişlerdi. Oh be! Sandığımdan çok daha rahat bir ortamdı. Espriler yapılıyor, sanki çok önceden tanışıyormuşuz gibi sohbetler ediliyordu. Okul bahçesine çıktığımızda Tunceli ‘nin tamamını tepeden görebiliyorduk. Alabildiğine gri çıplak dağlarla kaplıydı bu coğrafya, sonra kıvrım kıvrım akan Munzur çayı görülüyordu uzaktan.

Tunceli’nin en güzel tarafı aydın bir halka sahip olması, gençlerin hemen hemen tamamı, Türkiye’nin bir yerinde üniversite eğitimi görüyor. Tunceli okur yazar oranı bakımından da il bazında Türkiye’de birinci konumda. Doğanın ve hayatın zor şartları bu şehrin insanını eğitim için kamçılamış. Ayrıca ülkemin doğusunda hiç beklemediğim bir durum da dikkatimi çekiyor; Tunceli’ de kadın erkek ayrımı yok. Bayanlar son derece rahat, bakımlı ve kendilerini yaşamın her karesinde çok çok iyi ifade ediyorlar. Sohbetler devam ederken ufak ufak gruplara bölünüyoruz. Sessiz oturan, ancak yüzünde hep tebessüm barındıran bir arkadaşla sohbet ediyoruz. Sanki O’ nu çok önceden tanıyorum ve O’ndaki iyi niyeti hissediyorum. Gözleri kömür siyahı olan bu arkadaşta keskin bir ifade var. Biraz geçte olsa “adın ne” diye sorduğumda “Sidar” diyor, ilk defa duyduğum bu ismin anlamı sorduğumda ise “Gölgedeki serinlik ” demişti sanırım. Sidar’la sohbet etmek çok keyifli, saatler hızla ilerliyor. Akşam sohbetler ediliyor, türküler söyleniyor, sanki bu insanlarla kırk yıllık arkadaşmışız gibi.

Ertesi gün şehir merkezini gezip, Munzur çayına iniyoruz. Su gibisi yok, bir serinlik kaplıyor tenimizi. Çayın kenarında bir sürü söğüt ağacı var ve her yer yemyeşil. Munzur’un suyu buz gibi, ayağımız adeta sızlıyor bir süre sonra, ama olsun biz sandalyelerimizi suyun içine koyduk, çaylarımızı orada içiyoruz. Dinleniyoruz ve arkadaşlıklar ilerliyor.

İkamet merkezimizdeyiz, yemekler yenildi sıcak sohbetlerimiz devam ediyor. Türküler söylüyoruz ve halay çeken arkadaşları izliyoruz Tunceli’li gençler bu işte profesyonel olmuşlar. Bana da “gel” diyorlar ama ben ayak uyduramayacağımı düşündüğüm için önce kalkmıyorum, ısrar ediyorlar, ben de gönüllüyüm aslında ve katılıyorum onlara. Ne keyifli bir şey şu halay çekmek hem bağıra bağıra türküleri söylüyoruz hem de halay çekiyoruz. Müthiş bir grup dansı bu. Hem deşarj oluyorsunuz hem de dostluklarınız pekişiyor.

Yatarken düşünüyorum, hayat eğer sen de istersen ne kadar sürprizlerle dolu. Dün neredeydik, bugün neredeyiz yarın nerede olacağız.

Ertesi gün Pertek ilçesine gidiyoruz. Tunceli’nin çıplak dokusuna karşılık, Pertek bizi bir vaha gibi karşılıyor uzaklardan. Kayısı ağaçları olabildiğine bereketli, üzüm bağlan ve kavaklar ise yeşili pekiştirmiş bu şirin ilçede. Feribotla Keban barajından geçip barajın ortasında heybetle duran Selçuklu kalesini geziyoruz. Burada çok güzel bir manzara söz konusu. Birçok arkadaşla birlikte barajın ılık sularına bırakıyoruz kendimizi, sudan çıkasımız gelmiyor. Gülüyorum kendi kendime, hep ismini duyduğum ama hiç görmediğim sularda yüzüyorum şimdi, evimden yüzlerce kilometre uzakta …

Pertek’te beni hem en çok şaşırtan hem de en çok mutlu eden olay baraj sulan altında kalacak olan, Selçuklulardan kalma iki tane tarihi caminin daha yüksek yerlere taşınması oldu. Camiyi oluşturan taşların hepsinin numaralandırılarak sökülmesi ve aynı sıralamayla yeniden inşa edilmesi, tarihi değerlerimiz adına bizi çok ama çok mutlu etti. Dileriz bu hassasiyet, kaderine terk ettiğimiz bütün doğal ve tarihi değerlerimizin korunmasına örnek teşkil eder. Sonra Pertek’e geri dönüyoruz. Herkes çok misafirperver, bizlerle yürekten ilgileniyorlar ve yine aynı iyi niyetle uğurluyorlar.

Yine sabah oldu. Hep beraber Tunceli’nin tarihi çok eskiye dayanan ilçesi Pülümür’e gidiyoruz. Pülümür’ün belediye başkanı ve halkı çok sıcak. İlçeyi gezdikten sonra, çayın kenarındaki kavaklıkta piknik yapılıyor. Belediye başkanı büyük bir nezaket ve itinayla, kusursuz bir piknik tertip etmiş. Protokol yok, herkes arkadaş, davul ve zuma bile düşünülmüş. Gruplar halinde halaylar çekiliyor, dağlar sanki naralarla ve müziğin sesiyle şenleniyor Pülümür’de.

Halkla vedalaşıp otobüslere bindiğimizde, ayrılığın hüznü çöküyor üzerimize. Belki bir daha hiç göremeyeceğim insanlara el sallayarak müteşekkir gözlerle bakıyorum. Bir sonraki gün askeriyeyi ziyaret ediyoruz ve öğle yemeğini orada yiyoruz. Her masaya bizden bir arkadaşı oturtuyorlar ve böylece askerle kaynaşıyoruz. Herkes halinden memnun.

Bir sonraki gün Tunceli’nin meşhur su kaynakları olan gözelere gidiyoruz. Kayaların ve toprağın altından durmadan su kaynıyor burada, inanılmaz bir doğa orkestrası, sesler içimize neşe dağıtıyor. Bir doğa harikası olan bu gözelerden ayrılıp yine ikamet merkezimize dönüyoruz. Akşam ise Tunceli Belediyesi bize Munzur çayı kenarında bir veda yemeği düzenlemiş. Her şey o kadar güzel ki teşekkürler yetersiz kalıyor.

Gece ise yalnız kalmayı tercih ediyorum. Bir banka oturup Tunceli’ den gökyüzüne bakıyorum, çünkü bu oradaki son gecemiz. Fark ediyorum ki “Yaşamın anlamı, yaşadığın müddetçe hayatı paylaşmak, hep farklı yerlerde hep farklı kültürlerle ama hep paylaşmak”. Sonra insanın bulunduğu yer neresi olursa olsun orayı eğlenceli kılmanın kişinin kendi elinde olduğunu anlıyorum. Sidar’la fikirlerimiz ve dostluk anlayışımız müthiş örtüşüyor. Gezinin en büyük kazanımını, ömür boyu sürmesini dilediğim bir dostluğun doğması olarak görüyorum.

Garip bir hüzünle uyanıyorum. Zira bugün diğer günlerden farklı olarak geri dönüş günümüz. Herkeste biraz hüzün var.

Oradan ayrılırken tarif edemediğim bir ruh hali içindeyim. İnsanlıklarına, misafirperverliklerine, dostluklarına ve eğitim aşklarına hayran kaldığım bu efsunlu memleket, yaşadığım sürece hep bu haliyle kalacak zihnimde …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir