Kenya

KAKUMALI TURKANALILAR

Kakumalı Turkanalılar Kenya’nın Kuzey Batısında Turkana Gölü çevresinde yaşamlarını sürdürüyor. Turkana gölüne ismini bu kabile vermiş. Çoğu bu bölgede olmak üzere tüm Afrika’da yaklaşık 200 bin Turkanalı var. Diğer tüm kabilelerinin tırstığı Turkanalıların hobileri arasında Uganda’da bulunan kabilelere baskınlar düzenleyip ellerindeki hayvanlara el koymak, eften püften sebeplerle onlarla çatışmaya girmek gibi asice şeyleri saymak mümkün. Kenya Devleti bile bu kabileye pek ilişmiyor.

Gök tanrıçasına inanıyorlar, tanrıça kabilenin büyücüsü vasıtasıyla kendileriyle bağ kuruyor. Kabile içerisinde keçi sayısının çokluğuna göre söz hakları var. Diğer kabilelerde ki klan olgusu yerine, Leopar ve taş olgusu var. Baba Leoparsa oğul taş, onun oğlu gene leopar oluyor. Bu ne işe yarıyor? Bir gün kabile reisi “Bütün taşlar toplansın ” şu işi yapacağız dediğinde, o işi taşlar yapıyor. Basit sazlıklardan yapılmış evlerde yaşıyorlar. Sıkı durun; Afrika’nın en saldırgan, asi, yayılmacı ve ne sömürge döneminde ne de bugün kontrol altına alınamayan kabilesi TURKANALILAR bunlar. Şaka bir yana asil ve dik duruşları nedeniyle böyle görüldüklerini düşünüyorum. Ha birde Turkanalı çocuk meselesi var ki ona bu yazımda derinlemesine değinemeyeceğim, zira konu çok derin ta 1.8 Milyon yıl öncesine dayanıyor. Özetle yaşı 11 ile 13 olduğu tahmin edilen bu çocuğun iskeleti Turkana gölü kıyısında bulunuyor. Bu konuyu başka bir yazıda etraflıca anlatmak üzere…

Bölgede yıllar önce beyaz adamın görülmesiyle kuraklığın giderek arttığına inanıyorlar. Gök gürlemesini Tanrıçaları ile şeytanın kavga etmesi olarak yorumluyorlar. Bugün su için bazı bölgelerde 20 km uzağa günlük yürümek zorunda kalan Turkanalılar, bazı bölgelerde kurumuş nehir yataklarını kazarak suya ulaşıyorlar.

Gelelim benim Turkanalılar ile karşılaşmama. Nairobi’den 2 saatlik bir uçak yolculukla Lodwar’a oradan adı yol olan ama benim yola hiç benzetemediğim bir arazinden 3 saatlik bir kara yolculuğu ile Kakuma’ya ulaşıyorum. Birleşmiş Milletlerin mülteci kampının da bulunduğu Kakuma, Kenyalıların bile unuttuğu, BM’nin dünya da yaşanması en zor bölgelerden ilan ettiği bir yer. Akşam saat 22 civarında ulaştığım Kakuma’da konaklayacak bir yer olmadığı için 85 km ötede bulunan Lokichoggio’ya gidiyorum. Boynu boncuklu kadınlar kabilesi olarak namlarını duyduğum Turkanalılar ile haşır neşir olma düşüyle uykuya dalıyorum.

Ah nereden bilebilirdim bunlar Afika’nın en savaşçı, gözü pek kabilesi. Daha önceleri Masaililerle ahbaplık etmişliğim oldu. Bir Masailiye “Bi fotonuzu çekebilir miyim?” diye sorduğumda aldığım cevap genelde “Parasını ver çek gardaş, nasıl poz vermemi istersin, dur şu cep telimi saklayayım da öyle çek” derdi.

Sabah boyunlarında rengârenk 5 kg ağırlığında boncukları ve geleneksel kıyafetleriyle Turkanalı Kadınları görür görmez, fotoğraflarını çekmek için hamle yapıyorum. Karşı hamle gecikmiyor, kadınlar kendilerine silah doğrultmuşum gibi tepki veriyor ve hep bir ağızdan garip bir ses çıkarıyorlar. Kabilenin ellerinde asa ve minik oturakları bulunan erkekleri, asalarını yere sertçe vurarak uyarı atışı yapıp üzerime yürüyorlar. Turist sevmez bu kabileye içten içe saygı duyuyorum. Diğer kabileler gibi turistin oyuncağı olmamışlar. Para pul teklif etseniz de durum değişmiyor. Asla sizinle muhatap olmak istemiyorlar ve sizinde ne işiniz varsa görüp bölgelerini terk etmenizi istiyorlar.

Asaletlerine vurgun onlarla iletişim kurmanın yollarını arıyorum. Çoğu fakir, gerçekten açlık sınırında yaşam süren insanlar. Buna rağmen erkekler başlarında keçeden yapılmışa benzer, yeşil bir şapka, ellerinde asalar, küçük oturaklarıyla ve de geleneksel kıyafetleriyle Arz-ı Endam ediyorlar.

Kadınlar geleneksel kıyafetlerinin yanı sıra, 7 den 70 e boyundaki boncukları ile oradan oraya dolaşıyorlar. Oradan oraya dolaşıyorlar dediğime bakmayın. İşçi karıncalar gibi oradan oraya giderken gördüğümüz bu insanlar, ya su için ya hayvanları için yada başka bir haklı gerekçeyle her gün kilometrelerce yol kat ediyorlar.

Erkeklerin uzun boyları dikkatimi çekiyor. Ellerinde asa ve oturulan kısmı 15 ila 20 Cm Olan deri bir tutacak la sürekli yanlarında taşıdıkları oturakları var. Saçları mutlaka özenle kesilmiş ya bir şapka yada bir tüğ iliştirilmiş ,Yorulduklarında ellerinde taşıdıkları küçük oturaklarına oturup soluklanıyorlar. Bende denedim (Oturağı) ki oturulan kısmı 10 cm ye 5 cm kadar, yerden yüksekliği de olsa olsa 8 cm, hayret verecek derecede rahat. Evde ki koltuğumdan bile rahat bulduğum bu oturağı, allem ettim gallem ettim edinip eve getirdim. Şimdi zaman zaman ona oturup seyrediyorum televizyonu.

Demek ki neymiş? Tüm bunlar olduğuna göre iletişim kurmanın yollarını arama etabını atlamış iletişime geçmişim Turkanalılarla. Bakınız Resimlere… Nasıl mı oldu? Allah yardım etti diyelim.

Ciddi birkaç laf etmek gerekirse, Turkanalılar, su için hayvanları için şunun için veya bunun için kilometrelerce yol kat etmek zorundalar. Gene tüm bunlar için sık çatışmalar yaşanıyor. Anlatmaya gücümün yetmediği bir zorlukta yaşamları var. Tüm bunlara rağmen bir Turkanalıyı gördüğünüzde imreniyorsunuz. Gayet onurlu ve dimdik durmaktan geri durmuyorlar. Zaman zaman onları sefil halde görmüyor değilim. Kendi yaptıkları içkiyi içip sarhoş olmuş, yada dere yatağında kazdığı çukura eğilmiş çamurlu suyu içmeye çalışan Turkanalı yada kesilmiş bir devenin neresi olduğu belli olmayan et demeye bin şahidin bile yetmeyeceği toz toprak içinde ki 50 gr et benzeri şeyi toplamaya çalışan Turkanalıları görüyorum. Ama aynı adam yada kadın pazarda karşınıza asilzade edasıyla çıkıveriyor ve pek de yakışıyor.

Bu arada Turkana bölgesi arkeolojik bulgulara göre insan ırkının doğduğu ve yayıldığı yer olarak da biliniyor. Turkana Gölü civarı Fosil açısından zengin bir bölge. Bu ilginç coğrafya yı keşfetmeniz dileğiyle hoşçakalın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir