Evliya Çelebi, Rüya ve Bangladeş

Yılını net hatırlamasam da,yaşadığım olay dün gibi aklımda. Fatih Nişancı Mehmet Paşa ilkokulundayım. İlkokul öğretmenim, rahmetli Mazhar Tınmaz, elinde bir kitapla sınıfa girdi.Benim 4. sınıfta olduğum yıl yaşanmıştı, anlatacağım bu olay.Sınıfın birinciliği için yarıştığım, kimi zaman da içten içe kıskandığım rakibim Selma Orhon var bu anının içinde. Öğretmenim sınıfa girer, kimi zaman hiç bir şeye başlamadan aklına gelen , kafasında hazırladığı bir soruyu ya bana ya da Selma’ya sorardı. Selma’ya sorarsa benden önce, biraz kırılırdım, sevgili öğretmenime. Öyle ya aramızda gizli bir rekabet var. Bu kez saygıdeğer öğretmenin doğrudan bana döndü ve, ‘Ahmet, soracağım bu soruyu bilirsen bu kitabı sana hediye edeceğim.’ dedi ve sözünü sürdürdü. Sevinmiştim ilk önce ben seçilmiştim. Öğretmenim,’Söyle bakalım Sultanahmet camiinin, mimarı kimdir?’.Cevap saniyeler içinde geldi, ‘Mimar Mehmet Ağadır, öğretmenim !’.Kitabı kazandım ve o gece, bir solukta bitirdim. Bu anının gezginlik ya da seyahatle ne ilgisi var diye içinizden geçirebilirsiniz. Niçin konuya bu kitapla girdim, şimdi anlatacağım ve yaşamım boyunca , günün birinde bu duygularımı, yazıya dökeceğimi de aklıma getirmemiştim.Hediye kitabımda, ki adını şimdi anımsayamıyorum, ‘Evliya Çelebinin rüyasında, Hazreti Peygamberi gördüğü ve aşırı heyecanla,peygamberin, ‘dile benden ne dilersen ?’ sorusu üzerine, Şefaat ya resullulah yerine heyecandan,seyahat, ya resullullah, sözünün çıktığını, aynı rüyayı üç kez görmesine karşın üçünde de, aynı istekte bulunması üzerine, Hazreti Peygamberin, ‘peki öyle ise, isteğin kabul edilmiştir, işte sana seyahat !’ sözüyle Dünya’yı dolaşmaya başladığını okudum.


Bu kez ben, her gece yatarken, 9 ya da 10 yaşımda olmalıyım, başladım her gece duaya, ne olur acaba, Hazreti Peygamber, benim de rüyama girer, ben de, ama bilinçli olarak, seyahat isteğinde bulunabilir miyim?, Evliya Çelebi gibi ben de Dünya’yı bir baştan bir başa dolaşabilir miyim ?.Hazreti Peygamberi rüyamda görmedim, ama uzun geceler çocukluğun saflığı ve temizliği ile yaptığım dualar, kabul olmuş ki, yaşamım boyu seyahatler gerçekleştirdim.Öğretmenimin hediyesi olan kitap dışında da, o dönemlerde edinebildiğim tüm gezi kitaplarını yutarcasına okumayı ihmal etmedim.

Elbette seyahat hevesim hep içimde yeşerdi, ama benim gazeteci olmamla birlikte hayata geçti.Gazetecilik mesleğim nedeniyle, Yakutiya’dan (Yakutsk), And Dağlarına, Büyük Sahra’dan, Niyagara ve Fos De Iguazu şelalelerine, Tiyan Şan, Atlas,Ural, Alp, Pireneler dağlarına kadar görme şansı verdi.Bütün bunları daha sonraları, karşılaştırmalı bir şekilde ele alarak, paylaşmak istedim.Geçmiş yolculuklar, daha sonra kağıda dökülecek.Bunda kararlıyım.

Bangladeş yolculuğum, sabah erken bir saatte aldığım bir telefonla başladı.Karşımdaki ses, Bangladeş İstanbul Başkonsolosu Dr. Münir Muhammed’e aitti davetlileri olarak, ülkesi Bangladeş’e gidebileceğimi müjdeliyordu.Bangladeş’e gitme, bu coğrafyayı, halkını, ekonomisin, insanların günlük yaşamını tanıma fırsatı idi bu. Türk Hava Yolları her gün Bangladeş’e, başkent Dakka’ya (Dhaka) uçuyor. Temiz, düzenli ve modernDakka’da Nisan ayı olmasına karşın terletici bir hava karşılıyor bizi.Muson yağmurları mevsiminin başlamasına ise yaklaşık 25 gün var.Bir an içinde nemden ve sıcaklıktan tüm vücudunuz , terden sırılsıklam oluyor.Kente adım atar atmaz, büyüleyicibir ülkeyle yüz yüze olduğunuzu hemen anlıyorsunuz.İnsanlar adeta karınca gibi, herkes çılgınca bir yerlere koşuşturuyor.Elindeki Hindistan cevizinden, muza, tülbentten, balığa her türlü malı bir yere yetiştirmeye çalışandan tutun, diğer yandan bunları bir an önce satmaya çalışanlarla dolu her yer.Adeta bir karınca yuvasındasınız. Trafik alışık olmadığınız bir karmaşa, klakson sesi adeta ortam ile bütünleşmiş.Bu trafikte yol almak sizi çok ama çok yoruyor.İstanbul trafiğini ve onun ‘rahatlığını’ özlemek isterseniz, buyurun Dakka’ya…


Bangladeş ülkemizin yüz ölçümü bakımından altıda biri .Nüfusu ise tam tamına bizim iki katımız yani 162 milyon.14 Nisan Bangladeş’in en büyük bayramı.Yeni yıl bayramında halk 7’den 70’e ellerinde güller, başlarında çeşitli çiçeklerden yapılmış taçlarla, kadınlar ve kızlar en yeni en göz alıcı rengarenk elbiseleriyle, erkekler en güzel kıyafetleriyle, yüzlerinde gülümseme, umut dolu, sokakları dolduruyor.Her yerden değişik bir müzik ve şarkı yankılanıyor.İnsanlar, neşe, umut, sevgi ve heyecan dolu bir yeni yılı kutluyor. Çevremde bulunanlar, benimle fotoğraflar çektiriyor, cep telefonlarıyla selfie bile yapıyorlar.Türk olduğunu söylediğimde, bana olan sevgi ve ilgileri katlanıyor.Seyyar satıcılar sattıkları ürünlerle bütünleşmiş tüm yeteneklerini sergiliyor, çocuklar ellerinde balonları, anne ve babaları ile, bayramın tadını çıkarmaya çalışıyor.

Herhangi, terör girişimine karşılık, polisin çok sıkı güvenlik önlemi aldığı gözden kaçmıyor.RAP (RapidAtackBatalion) görevlileri, bizim çevik kuvvet benzeri bir kuruluş,ellerinde otomatik silahları, motosikletleri ile her yerde kontrol noktaları oluşturmuş, elleri tetikte, nöbet halindeler.


Ertesi gün,bayram heyecanı bitiyor, günlük yaşam başlıyor.Yemek ve tatlılar bir harika, Bangladeş’te baklava yok, ama tatlının bin bir çeşidi var demek hiç de yanlış olmaz.Sütlü tatlılar, şerbetli tatlılar, pastalar, unlu tatlılar…

Yemekler, oldukça baharatlı, pilavın safranlısı, büryanisi daha belki kaç çeşidini tatmanız mümkün.

Ülkenin kurucusu, bağımsızlık savaşçısı ve sembolü, SheikMucibür Rahman’ın yaşadığı ve bir suikast sonrası canını verdiği Dakka’daki konak, bizleri çok etkiledi.Onun merdivenlerinde canice suikasta kurban edilişinin kanlı izleribugün bile canlılığını koruyor.

Ülkenin bağımsızlığını sağlamak için nerdeyse 2 milyon şehidin anısına yapılan Meçhul Asker Anıtı,sizi oralardan Çanakkale’ye götürüyor.O zaman vatanın toprakları için Dünya’nın her yerinde kahramanların ve aynı uğurda can verdiklerini düşünerek, aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyorsunuz.

“Cox’sBazar”kenti, eğer benzetmek doğru ise Bangladeş’in Antalya’sı.Aynı zamanda Dünya’nın en uzun sahili.Kesintisiz 110 kilometre kumsal.Kaldığımız SeaPerle Oteli, Dünya’nın en lüks otelleri ile boy ölçüşmeye hazır.Her yer pırıl, pırıl,yemekler çok lezzetli. Safranlı Pilav karşımıza çıkıyor.Hemen yanında da yoğurt bize göz kırpıyor, hem de yoğurt adıyla…

Elbette bu sahilleri, görmek şart, Muson öncesi, hafif bir kum fırtınası ile şiddetli yağmur da, bize hoş geldin demeyi ihmal etmiyor. Muson kısa sürüyor ve sonra yine Güneş, size gülümsemesini iletiyor.


Binlerce yılın kültür, mimari ve geleneksel birikimini, çok kısa bir anlatıma sığdırmak, oldukça çok zor.Bu konuda tavsiyem bir Japon atasözü olacak, ‘Bin kez anlatacağına, bir kez göster !’.Bu nedenle tavsiyem, insanların bu kültür zenginliğini kendi gözleriyle görmesi. Dünyaca ünlü Faslı gezgin İbn’iBatuta’nın bizzat ziyaret edip eserlerinde yer verdiği, Panama kentini, ki, başkent Dakka’ya yaklaşık 50 kilometreuzaklıkta mutlaka görmelisiniz. Sizi asırlar öncesine götürecek ve aklınızdan çıkmayacak, izler bırakacak.

Bangladeş’te olumsuz hiçbir şey yok mu ? diye sorabilirsiniz. Trafik ve klakson sesi ile sorumsuzca atılmış çöpler denilebilir. Trafik, metro inşaatının bitimiyle rahatlayacak gibi görünüyor. Çöpler ise ciddi bir kampanya ile ortadan kalkabilecek sorun şeklinde.

Dakka’nın en büyük caddelerinden biri olan Fil Caddesinde, sanki caddenin adını yaşatırcasına, dev bir fil üstünde minicik terbiyecisi ile onun gövde gösterisiniincelemek, ülke kültür mozaiğinin bir yansıması. Siz buna şaşırırken, yanınızdan, 30 oğlaktan oluşan bir sürünün geçmesi, o anda birden fili bile unutturuverir.

İşte ilkokul 4. Sınıfta başlayan ‘Evliya Çelebi’ özentisinin 2018 yılında beni sürüklediği noktadayız. Her gezi bir maceradır, her gezgin de bir maceracı. Ülkesinden aldıklarını, başka diyarlara, başka diyarlardan aldıklarını da kendi ülkesine taşır. Bir arı gibi kovanına, dostluk, arkadaşlık, barış ve sevgi doldurur…

Her gezginin hedefi gibi, benim de gezilerdeki hedefim budur…Bir de gelecek kuşaklara birer belge bırakmak…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir